İmâm Müslim’in İmâm Buhârî’yi Takdîr Etmesi

Hafız Ebû Hâmid el-A’meş şöyle dedi: Biz Nîşâbûr’da Buhârî’nin yanında idik. Müslim ibnu’l-Haccâc geldi ve Buhârî’ye şu hadîsi sordu:

Ubeydulla h ibn Amr, Ebu’z-Zuheyr’den, o da Câbir’den; dedi ki: Resûlullah (S) bizleri bir seriyye içinde gönderdi, berâberimizde Ebû Ubeyde vardı… (Hadîs uzunca devam ediyor).

Buhârî şöyle dedi: Bize İbnu Ebî Uveys tahdîs etti. Bana kardeşim Süleyman ibn Bilâl’den, o da Ubeydulla h’dan… diyerek hadîsi tamâmiyle zikretti. Bunun akabinde bir insan da Buhârî’nin huzurunda: “Haccâc ibn Curayc Musa ibn Ukbe’den, o da Süheyl ibn Ebî Sâlih’den, o da babasından, o da Ebû Hureyre’den, o da Peygamber (S)den. Buyurdu ki: “Bir kulun dedikodul u bir meclisten kalktığı za­man Sübhâneke ‘llâhümme ve bi-hamdike eşhedu en la ilahe illâ ente. Estağfiruke ve etûbu ileyke demesi, meclise iştirak ettiğinin keffâretidir” hadîsini okudu ve Buhârî’ye bu isnâd ve hadîs hakkındaki fikrini sor­du. O mecliste hâzır bulunan Müslim hemen atılarak: Dünyâda bun­dan sağlam isnâd da olur mu imiş? İbn Curayc, Musa ibn Ukbe’den, o da Süheyl ibn Ebî Salih’ten rivayet etmiş. Dünyâda bu kadar kuv­vetli isnâd ile hiç bir hadîs bilinir mi? dedi.

Müslim’in bu sözleri üzerine Muhammed ibn İsmâîl: Evet amma ma’lûldur, dedi. Müslim’i bir titreme alıp: La ilahe ille’llah, illeti ne­resinde ise bana haber ver, dedi. Buhârî, başka tarîklardan da yine Haccâc ibn Muhammed’ den olmak üzere kendisine bu hadîsin baliğ ol­duğunu senedleri yle zikr ederek, yalnız: Allah’ın örttüğünü sen de ört; bu, insanların Haccâc ibn Muhammed’den, onun da ibn Curayc’dan ri­vayet ettikleri celîl bir hadîstir, demekle yetindi ve illeti beyân etmek istemedi. Müslim ısrar etti, başını öptü, ağlamaklı oldu.

Buhârî, Müslim’den bu kadar ısrar görünce: Öyleyse yaz:

“Bize Musa ibn İsmâîl tahdîs etti. Bize Vuhayb tahdîs etti. Bize Musa ibn Ukbe, Avn ibn Abdillah’dan tahdîs etti. O şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu:… isnâdıyle hadîsi rivayet etti. Bunun üzerine Müslim: Sana hasedcide n başkası buğz etmez. Dünyâda senin bir ben­zerin daha olmadığına şehâdet ederim, dedi.

Bu hikâyeye göre, her iki hadîsin metni birdir. Lâkin hadîs birinci sened ile ma’lûl, ikinci sened ile sahîhdir. Dikkat edilmiş ise anlaşılır ki, Buhârî’nin ma’lûl dediği rivayet hep an’ane ile rivayet edilmiş ve sonunda merfû’ olarak serd edilmiştir. Hâlbuki diğer rivayette sened -tabiî olan- Avn ibn Abdillah ibn Utbe’ye kadar hep “haddesenâ” lâfzı ile sevk edildikte n sonra, Ebû Hureyre’nin ismi zikr edilmeksi zin ir­sal edilmiştir. Meğer merfû’ olarak rivayet ediledura n hadîs, mürsel imiş.

Bu kıssayı el-Beyhâkî el-Medhâl’de, el-Hâkim Ebû Abdillah’dan di­ğer bir siyakla rivayet etmiştir: Dedi ki: Ben Ebû Nasr Ahmed ibn Muhammed el-Varrâk’tan işittim, şöyle diyordu: Ben Ahmed ibn Hamdûn el-Kassâr’dan -ki o Ebû Hâmid el-A’meş’dir- işittim, şöyle diyordu: Ben Müslim ibnu’l-Haccâc’dan işittim: Kendisi Muhammed ibn İsmail’in yanına geldi, onun iki gözünün arasını öptü ve: Bırak beni ayağını da öpeyim ey üstâdların üstadı, muhaddisl erin seyyidi, hadîs illetleri nin tabîbi, dedi.

Buhârî burada da iki senedle hadîsi rivayet ettikten sonra, birinci sened hakkında: Bu güzeldir, hem dünyâda bunun kadar sağlam baş­ka bir isnâd da bilmiyoru m, lâkin ma’lûldür. Benim haber verdiğim isnâd daha iyidir. Zîrâ Musa ibn Ukbe’nin Süheyl’den müsneden bir hadîs rivayet ettiğini hiçkimse haber vermemiştir, diyerek, ikinci bir illet daha göstermiştir[1]…

Hâşid ibn İsmâîl şöyle dedi: Basra halkından ilim ehli olan kimse­ler hadîs talebi için Buhârî’nin arkasından koşarlardı. Hâlbuki o za­man Buhârî bir gençti. Nihayet onu isti’lâ ederler ve onu yolun bir yerinde oturturla r da başına binlerce kişi toplanırdı. Ki, o toplananl a­rın çoğu kendileri nden hadîs yazılan kimselerd endi. O zaman Buhârî, henüz yüzünde tüy çıkmamış bir genç idi.

Ebû Hatim er-Râzî: Horasan asla Muhammed ibn İsmail’den daha hafız bir kimse çıkarmadı, ve oradan Irak’a ondan daha âlimi de gel­medi, dedi.

el-Aclî de şöyle dedi: Ben Ebû Zur’a’yı ve Ebû Hâtim’i gördüm; bu ikisi Buhârî’den hadîs işitiyorlardı. Hâsılı Buhârî her şeyi güzel ya­pan, dîn ve faziletçe üstün ümmetlerden bir ümmet idi.

ed-Dârimî’ye bir hadîsten soruldu ve kendisine Buhârî’nin bu ha­dîs sahihtir dediği söylendi. Bunun üzerine ed-Dârimî: Muhammed ibn İsmâîl, Dârimî’den daha basiretli dir. O, Allah’ın kendi kitabı için­de ve Peygamber’inin diliyle emr ettiği ve nehy eylediği şeyleri Allah’a yakışacak şekilde yerine getiren kullarının en zekîsidir. Muhammed ibn İsmâîl, Kur’ân’ı okuduğu zaman kalbini, gözünü ve kulağını onunla tamâmiyle meşgul eder, kitabın mes’elelerind e tefekkür edip, onun halâlını, haramını iyice tanır, dedi.

Ebû Sehl Mahmûd ibnu’n-Nadr şöyle dedi: Ben Mısır âlimlerinden otuzdan fazlasını dinledim ki onlar: Dünyâda Muhammed ibn İsma­il’e bakmak bizim ihtiyâcımızdır, diyorlardı.

Ebu’t-Tayyib Hatim ibn Mansûr da: Muhammed ibn İsmâîl, basi­reti ve ilme nüfuz edişi hususlarında Allah’ın âyetlerinden bir âyet idi, dedi.

Abdullah ibn Muhammed el-Eylî: Vallâhî ben, Muhammed ibn İs­mail’in bedeninde bir kıl olaydım diye temenni etmişimdir, dedi.

Suleym ibn Mucâhid: Ben altmış yıldan beri Muhammed ibn İsma­il’den daha fakîh ve daha takvâlı kimse görmedim, demiştir.

Ahmed ibn Seyyar, Merv Târîhi’nde şöyle dedi: Muhammed ibn İsmâîl, ilim taleb etti, âlim insanlarl a ilim meclisler inde bulundu, ha­dîs uğrunda seyahatle r etti ve hadîste maharet kazanıp en basiretli dereceye yükseldi. O, bilgisi ve ezberleme si çok güzel bir zât idi, bu­nunla beraber fakîhlik de yapıyordu.

Amr ibnu’l-Haffâf şöyle dedi: Yahya ibn Muhammed ibn Sâid, Buhârî’yi zikr ettiği zaman: O el-kebşu’n-nattâh’dır (yânî çok vurucu koç­tur), derdi.

el-Hâfız Ebu’l-Abbâs, el-Fadl ibnu’l-Abbâs er-Râzî es-Sâığ’a: Han­gisi daha hafızdır; Muhammed ibn İsmâîl mi, yâhud Ebû Zur’a mı? diye soruldu. Ebu’l-Abbâs şöyle dedi: Ben Muuhammed ibn İsmâîl ile kar­şılaşmış değildim. Nihayet Hulvân ile Bağdâd arasında önümden gel­di, karşılaştık. Yolumdan bir merhale kadar geriye doğru onunla yürüdüm ve bu esnada ona kendisini n tanımadığı bir hadîs getirmeye çok gayret ettim.. Fakat bu bana mümkün olmadı. Ve işte ben buyum. Ebû Zur’a’nın başının saçı sayısınca garîb hadîs sayabilir im.

Muhammed ibn Abdirrahmân ed-Dagûlî şöyle dedi: Bağdâd ahâlî­si Muhammed ibn İsmail’e, içinde şu beyt bulunan bir mektûb yazdılar:

“Sen kendileri için hayâtta bakî olduğun müddetçe, müslümânlar bir hayr içindedirler. Kaybedild iğin zaman senden sonra artık hayr yok­tur”[2]

el-Hâfız Ebu’l-Abbâs Ahmed ibn Muhammed ibn Saîd ibn Ukde: Şayet bir kimse otuz bin hadîs yazmış olsa Muhammed ibn İsmail’in Târîh’inden müstağni olmaz, demiştir. el-Hâkim Ebû Ahmed de el-Kûnâ (Künyeler) kitabında: Buhârî hadîs bilgisi ve toplaması husus­larında imamların yegânesi idi. Eğer ben, hiç kimsenin tasnifini gü­zellik ve olgunlukt a Buhârî’nin tasnifine benzer görmedim deseydim, muhakkak böyle yapmış olurdum, demiştir. Ben Buhârî asrından son­ra gelen âlimlerin ona yaptıkları övgülere bir bâb açsaydım, muhakkak sahîfeler biter, nefesler tükenirdi. Hulâsa, o sahili olmayan bir denizdir. Ben ancak İbnu Ukde ile Ebû Ahmed’in sözlerini buna bir unvan olarak yazdım. Zâten büyük üstâdlarının ona yaptıkları övgü­lerin ardından, daha sonrakile rin hikâyelerine muhtaç olunmaz. Çün­kü devrinin üstâdları onu, müşahede ettikleri yle övmüşler, bildikler iyle vasfetmişlerdir. Kendileri nden sonra gelenleri n medihleri ise böyle de­ğildir. Çünkü bu sonrakile rin övmeleri ve vasıfları, kendileri ne nakl edilmiş bilgilere i’timâd üzerine kurulmuştur. Bu iki makaam arasın­da ise açık bir fark vardır: “Leyse’l-ıyânu ke’1-haberi-Gözle görmek haber gibi değildir”[3]
[1] Hedyu’s-Sârî, s.487-489, “Zikru cumelin mine’l-ahbâri’ş-şâhide H seati hıfzını veseyelânı zihnihî ve ıttılâıhî ale’l-ileli sivâ mâ tekaddeme”; İrşâdu’s-Sârî, I, 35-36; bâ­zı tasarrufl a TecrîdTer., I,173-174. Diğer kaynaklar: Târîhu Bağdâd, II, 29 (XIII, 100-104); İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, XI, 33-34; Ebu’1-Fidâ, el-Muhtasar min Ahbâri’l-Beşer, II, 54.

[2] el-Bidâye ve’n-Nihâye, XI, 24-28; İrşâdu’s-Sâri, I, 37.

[3] Hedyu’s-Sâri, s.481-486, “Zikru senâi’n-nâsi aleyhi ve ta’zîmihim lehu”; “Zikru ta­rafın min senâi akrânihi ve tâifetin min etbâıhi aleyhi tenbîhen bi’1-ba’z ale’l-kulli”.

Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları: 69-72.

Explore posts in the same categories: İmam Buhari, İmâm Müslim'in İmâm Buhârî'yi Takdîr Etmesi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: