Ezberleme Gücü ve Hafıza Kuvveti

Buhârî’nin kâtibi Muhammed ibn Ebî Hatim şöyle dedi: Ben Hâ­şid ibn İsmâîl ile bir başkasından işittim, şöyle diyorlardı: Buhârî tüy­süz bir genç iken bizlerle beraber Basra üstâdlarından hadîs işitmeye gidip geliyordu . Herkes işittiklerini yazıyordu. Buhârî yazmıyordu. Böylece birçok günler geçti. Nihayet onaltı gün sonra biz onun yazma­masından dolayı serzeniş ettik. Bunun üzerine o: Bana karşı çok ko­nuştunuz, haydi yazdıklarınızı ortaya koyunuz, dedi. Biz de ona onbeşbinden ziyâde hadîs çıkardık. O bunların hepsini ezberden oku­du. Nihayet biz kitâblarımızı Onun ezberledi klerinden tashih edip dü­zelttik. Sonra Buhârî: Görüyor musunuz, ben boşuna mı gidip geliyorum; günlerimi zayi’ mi ediyorum? dedi. Biz de onun önüne kim­senin geçemiyeceğini anladık.

Muhammed ibn Hamdûye şöyle dedi: Ben Buhârî’den işittim, o: Ben yüzbin sahîh hadîsi ezbere biliyorum, ikiyüzbin de gayri sahîh hadîsi ezbere biliyorum, diyordu.[1]

İbn Adiyy şöyle dedi: Ben birçok üstâdlardan işittim, onlar şöyle hikâye ediyorlar dı: Buhârî Bağdâd’a geldiğinde hadîs âlimleri toplan­dılar, yüz hadîsin metinleri ni ve isnâdlarını alt üst ettiler. Şu isnadın metnini şu isnada, şu metnin isnadını şu metne uydurdula r. Bu maklûb hadîsleri mecliste Buhârî’ye yöneltmeleri için her bir kimseye onar tane verdiler. Sonra insanlar toplandı. O kendisine bozulmuş hadîs ve­rilenlerden biri ortaya çıkıp dikilerek Buhârî’ye bu on hadîsden birini sordu. Buhârî: Ben böyle bir hadîs bilmiyoru m, dedi. O zât diğer ha­dîsden sordu. Buhârî yine: Ben bunu tanımıyorum, dedi. Böylece o şa­hıs on hadîsi sormayı bitirdi. Fakîhler biribirle rine yöneliyor ve bu adam mes’eleyi anladı, kim bilmezse ona acizlikle hükm olunur, diyor­lardı. Bundan sonra diğer bir kimse ortaya çıktı ve birinci kimsenin yaptığı gibi yaptı. Buhârî ise on hadîs bitinceye kadar sâdece “Ben onu tanımıyorum” diyordu. Böylece on kişi kendileri ndeki hadîsleri sorup bitirdile r. Buhârî soranlara “Ben bu hadîsi tanımıyorum” sözünden başka birşey söylemiyordu. Nihayet sorucuların sormayı bitirdikl eri­ni öğrenince, onların birincisi ne yöneldi ve:

– Senin ilk hadîsine gelince, onun isnadı şöyle şöyledir. İkinci ha­dîsin isnadı şöyle şöyledir. Üçüncü hadîsin isnadı şöyle şöyledir diye­rek, on hadîsin hepsinin metin ve isnâdlarım düzeltti, her bir metni kendi isnadına döndürdü. Bundan sonra ikinci sorucunun hadîslerini de bu şekilde yaparak hepsini düzgünce rivayet etti. On kişinin sordu­ğu hadîslerin hepsini bu şekilde düzeltip yerli yerine koyma işini biti­rince, oradaki âlimler Buhârî’nin hafıza kuvvetini ikrar ve i’tirâf etti­ler.[2]

Yûsuf ibn Musa el-Mervezî şöyle dedi: Ben Basra Câmii’nde bulu­nuyordum. Derken birinin: Ey ilim sahihleri, Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî gelmiştir, diye nida ettiğini işittim. Halk hemen Buhârî’ye doğru davrandılar. Ben de Buhârî’nin yanına gidenleri n içinde idim. Buhârî’yi genç bir adam gördüm, üstüvanenin arkasında namaz kılıyor­du. Namazı bitirince halk onun etrafını çepçevre kuşattı ve ondan ken­dileri için bir imlâ meclisi akdetmesi ni ricâ ettiler. Buhârî onların isteğini kabul etti. Ertesi gün olunca şu kadar bin kişi toplandı. Buhâ­rî oturdu ve şöyle dedi:

– Ey Basra ahâlîsi! Ben genç bir kimseyim. Sizler benden size ha­dîs tahdîs etmemi istediniz . Ben de size kendi şehrinizin ahâlîsinden gelen bir takım hadîsler tahdîs edeceğim ki, sizler bunların hepsinden istifâde edeceksin iz: Bize yanınızda olan Abdullah ibn Usmân tahdîs etti. Bize babam tahdîs etti. Bize Şu’be, Mansûr’dan ve gayrısından, o da Salim ibni’l-Ca’d’dan, o da Enes ibn Mâlik’ten olmak üzere tah­dîs etti. Bir bedevi şöyle dedi: Yâ Rasûlallah, kişi bir kavmi sever…(Bu­hârî, Edeb, Bâbu alâmeti hubbillâhi azze ve celle li-kavlihi…) Buhârî hadîsin tamâmını söyledi, sonra: Bu sizin yanınızda mevcûd değildir. Sizin yanınızda Mansûr’dan başkasından gelen hadîs vardır, dedi. Ve o meclise bu uslûb üzere hadîsler imlâ ettirdi.[3]

Ebû Bekr el-Kûzânî şöyle dedi: Ben Muhammed ibn İsmâîl gibisi­ni görmedim. O bir ilim kitabını alır ve ona öyle bir göz gezdirir ki, bir defada ondaki hadîslerin bütün taraflarını ezber ediverird i.

Ebu’l-Ezher şöyle dedi: Semerkand’da dört yüz muhaddis vardı. Top­landılar ve Muhammed ibn İsmail’i yanıltmak istediler . Bunun için Şam isnâdlarını Irak isnâdlarına, Irak isnâdlarını Şam isnâdlarına, Harem’in isnâdlarını da Yemen isnâdları içine kattılar. Neticede bü­tün bu çalışmalarına rağmen Buhârî’den bir yanılma bulmaya muk­tedir olamadılar.

Buhara vâlîsi Ahyed ibn. Ebî Ca’fer şöyle dedi: Muhammed ibn İs­mâîl bir gün bana: Bâzı hadîs var ki ben onu Basra’da işitmiş, Şam’da yazmışımdır. Bâzı hadîsi de Şam’da işitmiş, Mısır’da yazmışımdır, de­di. Ben de ona: Yâ Ebâ Abdillah, tamâmını mı? diye sordum. Buhârî sükût etti.

Suleym ibn Mucâhid de şöyle dedi: Ben Muhammed ibn selâm el-Beykendî’nin yanında idim. Bana: Biraz önce gelmiş olaydın yetmiş bin hadîsi ezbere bilen bir çocuk görecektin, dedi. Bu söz üzerine ben hemen dışarıya çıkıp ona kavuştum ve:

– Yetmiş bin hadîsi ezbere bilen sen misin? dedim.

  Buhârî:

– Evet, daha çoğunu da biliyorum . Sahâbîler’den ve tabiîlerden sa­na herhangi bir hadîs getirirse m, muhakkak ben onların çoğunun doğum yıllarını, vefat yıllarını ve sakin oldukları yerleri bilmişimdir, dedi.

Alî ibnu’l-Huseyn ibn Âsim el-Beykendî de şöyle dedi: Muhammed ibn İsmâîl bizim yanımıza gelmişti. Arkadaşlarımızdan biri ona:

– Ben İshâk ibn Râhûye’den işittim; o, kitabımdan yetmiş bin ha­dîs gözümün önünde gibidir diyordu, dedi. Bunun üzerine Muhammed ibn İsmail ona:

– Sen bu sözden taaccüb mü ediyorsun? Belki bu zamanda iki yüz tane bin kerre bin (yânî iki milyon) hadîsi kitabından bakan kimse var­dır, dedi ve o bununla ancak kendini kasdetmek teydi.

Kâtibi şöyle dedi: Ben Buhârî’den işittim, şöyle diyordu: Dün gece tasnifler imin içine kaç hadîs kattığımı sayıp hesâb edinceye kadar uyu­madım. Bir de baktım ki iki yüz bin kadar hadîs. Yine Buharı dedi ki: Şayet bana temennî et denilseyd i hâsseten namaz hakkında on bin hadîs rivayet etmedikçe yerimden kalkmazdım.

Yine kâtibi dedi ki: Bana onun balâzûr şerbeti içtiği haberi ulaş­mıştı. Ben bir defa ona yalnızken: Ezber etmenin ilâcı var mı? diye sordum.

– Bilmiyoru m, dedi, sonra döndü de: Ezber etmek için kişinin ittihâm edilmesin den ve bir de devamlı nazardan (düşünme ve tefekkür­den) daha menfaatlı birşey bilmiyoru m, dedi.

Yine kâtibi dedi ki: Ben Buhârî’ye:

– Tasnif ettiğin kitâbların içine koyduğun hadîslerin hepsini ez­bere biliyor musun? diye sordum.

– Onların içindekilerin hepsi bana gizli olmuyor, dedi.[4]
[1] Gayri sahîh, asılsız ve yalan rivayet demek değildir. Bu, sahîh nâmını alan riva­yetler kuvvetini hâiz olmıyan demektir.

[2] Hedyu’s-Sârî, s.487, “Zikru cumelin mine’l-ahbâri’ş-şâhideti li-seati hıfzıhî ve seyelâni zihnihî ve ıttılâıhî ale’l-ileli…”; İrşâdu’s-Sârî, I, s.33-35, “Ve seati hıfzıhî ve seyelâni zihnihî…”.

[3] Hâkim’in Nîşâbûr Târihi’nde Ebû Amr İsmail’den şu rivayet vardır: O şöyle demiştir: Bize Ebû Abdillah Muhammed ibn Alî tahdîs edip şöyle dedi: Ben Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî’den işittim, şöyle diyordu: Ben Basra’da beş yıl ikaamet ettim. Kitâblarım yanımda idi. Ben tasnif ediyor ve her sene hacca gidiyor ve Mekke’den tekrar Basra’ya dönüyordum. Ben Yüce Allah’ın, bu tasnif edilen kitâblarda müslümânlara bereketle r vereceğini ümîd ediyorum. (Umdetu’I-Kaarî, I,

[4] Hedyu ‘s-Sârî, s. 486-489, “Zikru cumelin mine’l-ahbâri’ş-şâhide li-seati hıfzıhî ve seyelâni zihnihî ve ıttılâıhî ale’l-ıleli sıva mâ tekaddeme”, İrşâdu’s-Sâri, I, s.32-39.

Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları; 53-56.

Ezberleme Gücü ve Hafıza Kuvveti
 

Buhârî’nin kâtibi Muhammed ibn Ebî Hatim şöyle dedi: Ben Hâ­şid ibn İsmâîl ile bir başkasından işittim, şöyle diyorlardı: Buhârî tüy­süz bir genç iken bizlerle beraber Basra üstâdlarından hadîs işitmeye gidip geliyordu . Herkes işittiklerini yazıyordu. Buhârî yazmıyordu. Böylece birçok günler geçti. Nihayet onaltı gün sonra biz onun yazma­masından dolayı serzeniş ettik. Bunun üzerine o: Bana karşı çok ko­nuştunuz, haydi yazdıklarınızı ortaya koyunuz, dedi. Biz de ona onbeşbinden ziyâde hadîs çıkardık. O bunların hepsini ezberden oku­du. Nihayet biz kitâblarımızı Onun ezberledi klerinden tashih edip dü­zelttik. Sonra Buhârî: Görüyor musunuz, ben boşuna mı gidip geliyorum; günlerimi zayi’ mi ediyorum? dedi. Biz de onun önüne kim­senin geçemiyeceğini anladık.

Muhammed ibn Hamdûye şöyle dedi: Ben Buhârî’den işittim, o: Ben yüzbin sahîh hadîsi ezbere biliyorum, ikiyüzbin de gayri sahîh hadîsi ezbere biliyorum, diyordu.[1]

İbn Adiyy şöyle dedi: Ben birçok üstâdlardan işittim, onlar şöyle hikâye ediyorlar dı: Buhârî Bağdâd’a geldiğinde hadîs âlimleri toplan­dılar, yüz hadîsin metinleri ni ve isnâdlarını alt üst ettiler. Şu isnadın metnini şu isnada, şu metnin isnadını şu metne uydurdula r. Bu maklûb hadîsleri mecliste Buhârî’ye yöneltmeleri için her bir kimseye onar tane verdiler. Sonra insanlar toplandı. O kendisine bozulmuş hadîs ve­rilenlerden biri ortaya çıkıp dikilerek Buhârî’ye bu on hadîsden birini sordu. Buhârî: Ben böyle bir hadîs bilmiyoru m, dedi. O zât diğer ha­dîsden sordu. Buhârî yine: Ben bunu tanımıyorum, dedi. Böylece o şa­hıs on hadîsi sormayı bitirdi. Fakîhler biribirle rine yöneliyor ve bu adam mes’eleyi anladı, kim bilmezse ona acizlikle hükm olunur, diyor­lardı. Bundan sonra diğer bir kimse ortaya çıktı ve birinci kimsenin yaptığı gibi yaptı. Buhârî ise on hadîs bitinceye kadar sâdece “Ben onu tanımıyorum” diyordu. Böylece on kişi kendileri ndeki hadîsleri sorup bitirdile r. Buhârî soranlara “Ben bu hadîsi tanımıyorum” sözünden başka birşey söylemiyordu. Nihayet sorucuların sormayı bitirdikl eri­ni öğrenince, onların birincisi ne yöneldi ve:

– Senin ilk hadîsine gelince, onun isnadı şöyle şöyledir. İkinci ha­dîsin isnadı şöyle şöyledir. Üçüncü hadîsin isnadı şöyle şöyledir diye­rek, on hadîsin hepsinin metin ve isnâdlarım düzeltti, her bir metni kendi isnadına döndürdü. Bundan sonra ikinci sorucunun hadîslerini de bu şekilde yaparak hepsini düzgünce rivayet etti. On kişinin sordu­ğu hadîslerin hepsini bu şekilde düzeltip yerli yerine koyma işini biti­rince, oradaki âlimler Buhârî’nin hafıza kuvvetini ikrar ve i’tirâf etti­ler.[2]

Yûsuf ibn Musa el-Mervezî şöyle dedi: Ben Basra Câmii’nde bulu­nuyordum. Derken birinin: Ey ilim sahihleri, Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî gelmiştir, diye nida ettiğini işittim. Halk hemen Buhârî’ye doğru davrandılar. Ben de Buhârî’nin yanına gidenleri n içinde idim. Buhârî’yi genç bir adam gördüm, üstüvanenin arkasında namaz kılıyor­du. Namazı bitirince halk onun etrafını çepçevre kuşattı ve ondan ken­dileri için bir imlâ meclisi akdetmesi ni ricâ ettiler. Buhârî onların isteğini kabul etti. Ertesi gün olunca şu kadar bin kişi toplandı. Buhâ­rî oturdu ve şöyle dedi:

– Ey Basra ahâlîsi! Ben genç bir kimseyim. Sizler benden size ha­dîs tahdîs etmemi istediniz . Ben de size kendi şehrinizin ahâlîsinden gelen bir takım hadîsler tahdîs edeceğim ki, sizler bunların hepsinden istifâde edeceksin iz: Bize yanınızda olan Abdullah ibn Usmân tahdîs etti. Bize babam tahdîs etti. Bize Şu’be, Mansûr’dan ve gayrısından, o da Salim ibni’l-Ca’d’dan, o da Enes ibn Mâlik’ten olmak üzere tah­dîs etti. Bir bedevi şöyle dedi: Yâ Rasûlallah, kişi bir kavmi sever…(Bu­hârî, Edeb, Bâbu alâmeti hubbillâhi azze ve celle li-kavlihi…) Buhârî hadîsin tamâmını söyledi, sonra: Bu sizin yanınızda mevcûd değildir. Sizin yanınızda Mansûr’dan başkasından gelen hadîs vardır, dedi. Ve o meclise bu uslûb üzere hadîsler imlâ ettirdi.[3]

Ebû Bekr el-Kûzânî şöyle dedi: Ben Muhammed ibn İsmâîl gibisi­ni görmedim. O bir ilim kitabını alır ve ona öyle bir göz gezdirir ki, bir defada ondaki hadîslerin bütün taraflarını ezber ediverird i.

Ebu’l-Ezher şöyle dedi: Semerkand’da dört yüz muhaddis vardı. Top­landılar ve Muhammed ibn İsmail’i yanıltmak istediler . Bunun için Şam isnâdlarını Irak isnâdlarına, Irak isnâdlarını Şam isnâdlarına, Harem’in isnâdlarını da Yemen isnâdları içine kattılar. Neticede bü­tün bu çalışmalarına rağmen Buhârî’den bir yanılma bulmaya muk­tedir olamadılar.

Buhara vâlîsi Ahyed ibn. Ebî Ca’fer şöyle dedi: Muhammed ibn İs­mâîl bir gün bana: Bâzı hadîs var ki ben onu Basra’da işitmiş, Şam’da yazmışımdır. Bâzı hadîsi de Şam’da işitmiş, Mısır’da yazmışımdır, de­di. Ben de ona: Yâ Ebâ Abdillah, tamâmını mı? diye sordum. Buhârî sükût etti.

Suleym ibn Mucâhid de şöyle dedi: Ben Muhammed ibn selâm el-Beykendî’nin yanında idim. Bana: Biraz önce gelmiş olaydın yetmiş bin hadîsi ezbere bilen bir çocuk görecektin, dedi. Bu söz üzerine ben hemen dışarıya çıkıp ona kavuştum ve:

– Yetmiş bin hadîsi ezbere bilen sen misin? dedim.

  Buhârî:

– Evet, daha çoğunu da biliyorum . Sahâbîler’den ve tabiîlerden sa­na herhangi bir hadîs getirirse m, muhakkak ben onların çoğunun doğum yıllarını, vefat yıllarını ve sakin oldukları yerleri bilmişimdir, dedi.

Alî ibnu’l-Huseyn ibn Âsim el-Beykendî de şöyle dedi: Muhammed ibn İsmâîl bizim yanımıza gelmişti. Arkadaşlarımızdan biri ona:

– Ben İshâk ibn Râhûye’den işittim; o, kitabımdan yetmiş bin ha­dîs gözümün önünde gibidir diyordu, dedi. Bunun üzerine Muhammed ibn İsmail ona:

– Sen bu sözden taaccüb mü ediyorsun? Belki bu zamanda iki yüz tane bin kerre bin (yânî iki milyon) hadîsi kitabından bakan kimse var­dır, dedi ve o bununla ancak kendini kasdetmek teydi.

Kâtibi şöyle dedi: Ben Buhârî’den işittim, şöyle diyordu: Dün gece tasnifler imin içine kaç hadîs kattığımı sayıp hesâb edinceye kadar uyu­madım. Bir de baktım ki iki yüz bin kadar hadîs. Yine Buharı dedi ki: Şayet bana temennî et denilseyd i hâsseten namaz hakkında on bin hadîs rivayet etmedikçe yerimden kalkmazdım.

Yine kâtibi dedi ki: Bana onun balâzûr şerbeti içtiği haberi ulaş­mıştı. Ben bir defa ona yalnızken: Ezber etmenin ilâcı var mı? diye sordum.

– Bilmiyoru m, dedi, sonra döndü de: Ezber etmek için kişinin ittihâm edilmesin den ve bir de devamlı nazardan (düşünme ve tefekkür­den) daha menfaatlı birşey bilmiyoru m, dedi.

Yine kâtibi dedi ki: Ben Buhârî’ye:

– Tasnif ettiğin kitâbların içine koyduğun hadîslerin hepsini ez­bere biliyor musun? diye sordum.

– Onların içindekilerin hepsi bana gizli olmuyor, dedi.[4]
[1] Gayri sahîh, asılsız ve yalan rivayet demek değildir. Bu, sahîh nâmını alan riva­yetler kuvvetini hâiz olmıyan demektir.

[2] Hedyu’s-Sârî, s.487, “Zikru cumelin mine’l-ahbâri’ş-şâhideti li-seati hıfzıhî ve seyelâni zihnihî ve ıttılâıhî ale’l-ileli…”; İrşâdu’s-Sârî, I, s.33-35, “Ve seati hıfzıhî ve seyelâni zihnihî…”.

[3] Hâkim’in Nîşâbûr Târihi’nde Ebû Amr İsmail’den şu rivayet vardır: O şöyle demiştir: Bize Ebû Abdillah Muhammed ibn Alî tahdîs edip şöyle dedi: Ben Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî’den işittim, şöyle diyordu: Ben Basra’da beş yıl ikaamet ettim. Kitâblarım yanımda idi. Ben tasnif ediyor ve her sene hacca gidiyor ve Mekke’den tekrar Basra’ya dönüyordum. Ben Yüce Allah’ın, bu tasnif edilen kitâblarda müslümânlara bereketle r vereceğini ümîd ediyorum. (Umdetu’I-Kaarî, I,

[4] Hedyu ‘s-Sârî, s. 486-489, “Zikru cumelin mine’l-ahbâri’ş-şâhide li-seati hıfzıhî ve seyelâni zihnihî ve ıttılâıhî ale’l-ıleli sıva mâ tekaddeme”, İrşâdu’s-Sâri, I, s.32-39.

Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları; 53-56.

Explore posts in the same categories: Ezberleme Gücü ve Hafıza Kuvveti, İmam Buhari

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: