ez-Zuhlî Tarafından Ma’rûz Kaldığı Fitne

Hatim ibn Ahmed ibn Muhammed şöyle dedi: Ben Müslim ibnu’l-Haccac’dan işittim, söyle diyordu: Muhammed ibn İsmail Nîşâbûr’a geldiği zaman, Nîşâbûr halkının ona yaptığı karşılamayı hiçbir vâlîye ve hiçbir alime yaptıklarını görmedim. Buhârî’yi şehirden iki yâhud üç merhale uzakla karşıladılar. Muhammed ibn Yahya ez-Zuhlî kendi meclisind e: Her kim yarın Muhammed ibn İsmâlîl’i karşılamak isterse onu karşılasın, şübhesiz ben de onu karşılamaya gideceğim, dedi. Müteakiben Muhammed ibn Yahya ve Nîşâbûr âlimlerinin çoğu onu karşıladılar. Buhârî şehre girdi ve Buhâriler’in konağına indi.

Muhammed ibn Yahya bizlere: Buhârî’ye kelâm ilminden herhangi bir şey sormayın. Çünkü o eğer bizim üzerinde bulunduğumuz görüş hilâfına cevâb verirse, onunla aramızda ayrılık vâkı’ olur ve Buhârâ’daki Nâsibî, Rafızî, Cehmî ve Murciîler’in herbiri bizlerdek i bu ayrı­lıktan sevinirle r, dedi.

İnsanlar Muhammed ibn İsmail’in üzerine çok kalabalık edip sı­kıştılar; o kadar ki, bulunduğu konak ve dam üstleri dolup taştı. Ge­lişinin ikinci yâhud üçüncü günü olunca, bir kimse Buhârî’ye doğru kalktı da “el-Lâfz bi’l-Kur’ân”dan yâni Kur’ân’ı telâffuz etmekten sor­du. Buhârî: Fiillerim iz yaratılmıştır, lâfızlarımız da fiillerim izdendir, dedi. Bu cevâbdan dolayı insanlar arasında bir ihtilâf vâki’ oldu. Şöy­le ki: Bâzı kimseler: Buhârî, “Lâfzı bi’1-Kur’ânı mahlûkun” demiş­tir, dediler. Bâzıları da, öyle demedi, dediler. Aralarında bu hususta ihtilâf vâki’ oldu. Hattâ bâzısı bâzısına doğru vuruşmaya kalkıştı. Bu­nun üzerine o konağın sahihleri toplandılar da kavgacıları dışarıya çı­kardılar.[1]

Ebû Ahmed ibn Adiyy de şöyle dedi: Üstâdlardan bir cemâat bana şöyle zikretti: Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî Nîşâbûr’a geldiği za­man huzuruna çok insan toplandı. O vaktin üstâdlarından biri ona hased etti ve hadîsciler topluluğuna hitaben: Muhammed ibn İsmail “Lâfzî bi’1-Kur’âni mahlûkun” demektedi r, dedi. Buhârî meclise gel­diği zaman bir adam ona doğru ayağa kalktı ve: “Yâ Ebâ Abdillah! Lâfzî bi’1-Kur’ân hakkında ne dersin; o mahlûk mudur, yoksa gayri mahlûk mudur?” diye sordu. Buhârî o zâttan yüz çevirdi ve üç kerre ona cevâb vermedi. O kimse suâlinde ısrar etti. Bunun üzerine Buhâ­rî: Kur’ân Allah’ın kelâmıdır, mahlûk değildir. Kulların fiilleri ise mahlûkdur. Bu mes’elenin hakîkatine muttali’ olmak için aşırı gitmek (yânı bu mes’eleyi derinleştirmek veya bununla insanları imtihan et­mek) bid’attır, dedi. Bu söz üzerine o adam: Buhârî “Lâfzî bi’1-Kur’ânı mahlûkun” demiştir, diyerek, insanlar arasında şerr ve fitne peyda edip tahrik etti.

Ebû Hâmid ibnu’ş-Şarkî de şöyle dedi: Ben Muhammed ibn Yahya ez-Zuhlî’den işittim, o şöyle diyordu: Kur’ân Allah’ın kelâmıdır; mah­lûk değildir. Kim “Lâfzî bi’1-Kur’ânı mahlûkun” iddiasında bulunur­sa, o bir bid’atçıdır; onunla bir mecliste oturulmaz ve onunla konuşulmaz. Her kim Muhammed ibn İsmail’e giderse onu ittihâm ediniz. Çünkü onun meclisind e, onun mezhebind e olanlarda n başkası hâ­zır olmaz.

el-Hâkim de şöyle dedi: Bu lâfz mes’elesinde Buhârî ile ez-Zuhlî ara­sındaki hâdise vâki’ olunca, insanlar Buhârî’den kesildile r. Yalnız Müslim ibnu’l-Haccâc ile Ahmed İbn Seleme, Buhârî’den kesilmedi ler. ez-Zuhlî: Dikkat edin, her kim lâfza kaail olduysa.a rtık ona bizim mec­lisimize gelmesi helâl olmaz, dedi. Onun bu sözü üzerine Müslim ridâsını başlığının üstüne aldı ve insanların gözleri önünde kalkıp gitti. Akabinde Zuhlî’den yazmış olduğu hadîslerin hepsini bir hammâlın sırtına yükleyip, Zuhlî’ye gönderdi. Onun için Sâhih’inde Buhâri’nin ve Zuhlî’nin isimleri hiç yoktur ve Sâhih’inde onlardan hiçbiri hadîs rivayet etmemiştir. Buhârî’ye gelince o, Zuhlî’den birçok hadîsler ri­vayet etmiştir. Lâkin o bu rivayetle rini: “Ahbâranî Muhammed =Bana Muhammed haber verdi” lâfzıyle veya Zuhlî’yi dedesine nisbet ederek: “Bize Muhammed ibn Hâlid tahdîs etti”[2] lâfzıyle rivayet eder. Zikr edilen nefretleşmenin meydana gelişinden dolayı Zuhlî’yi tanınacağı ma’rûf ismiyle zikr etmez.

Yine el-Hâkim Ebû Abdillah şöyle dedi: Ben Muhammed ibn Hennâî’den işittim, şöyle diyordu: Ben Ahmed ibn Seleme en-Nîşâbûrî’den işittim, söyle diyordu: Ben el-Buhâri’nin yanına girdim de: Yâ Ebâ Abdil­lah! Şu Zuhlî, Horasan’da bilhassa bu şehirde makbul bir zâttır. Bu­nunla beraber şu mes’eleye dalmış, inâd ve husûmet etmiştir. Bundan dolayı bizden hiç kimse o mes’ele hakkında ona bir kelâm etmeye muk­tedir olamıyor. Binâenaleyh sen ne dersin? dedim. Buhârî avucu ile sakalının üzerinden tuttu da şunları söyledi:

“Ben işimi Allah ‘a ısmarlıyorum. Çünkü Allah kullarını çok iyi görendir” (el-Mu’min: 40/44) Yâ Allah, şübhesiz Sen bilmektes in ki, ben Nîşâbûr’da ferahlanm ak, aşırılık ve taşkınlık için ikaamet etmek istemedim, başbuğ olmak isteğiyle de oturmadım. Ancak muhalifle­rin galebesin den dolayıdır ki, gönlüm vatana dönmek istememiştir. Hâl böyle iken şu adam bana karşı başka birşey için değil, sırf Allah’­ın bana vermiş olduğunu hased için kasdetmiştir.

Bundan sonra Buhârî: Yâ Ahmed, ben yarın buradan çıkıp gidece­ğim. Sizler de elbet bu zâtın benim için olan sözlerinden kurtulaca ksı­nız, dedi.

Yine el-Hâkim dedi ki: Hafız Ebû Abdillah ibnu’l-Ahrem şöyle de­miştir: Müslim ibnu’l-Haccâc ile Ahmed ibn Seleme, Buhârî’ye bağlı­lıkları sebebiyle Muhammed ibn Yahya ez-Zuhlî’nin meclisind en kalktıkları zaman, ez-Zuhlî, Buhârî’yi kasdedere k: O adam bu şehir­de sakin olamaz, dedi. İşte Buhârî bu sözden ötürü endişelendi de ora­dan başka yere gitti.

Ebû Abdullah Muhammed ibn Ahmed İbn Muhammed el-Ma’rûf bi-Ğuncâr el-Buhârî (412/1021) de Buhara Târîhi’nde şöyle dedi: Bize Halef ibn Muhammed tahdîs edip şöyle dedi: Ben Nîşâbûr’da Ebû Emr Ahmed ibn Nasr en-Nişâbûrî el-Haff’âf’tan işittim, şöyle diyordu: Biz bir gün Ebû İshâk el-Kuraşî’nin yanında idik. Beraberim izde Muhammed ibn Nasr el-Mervezî de vardı. Derken aramızda Muhammed ibn İsmail’in zikri geçti. Bunun üzerine Muhammed ibn Nasr söyle dedi: Ben Buhârî’den işittim, o şöyle diyordu: Her kim benim “Lâfzî bi’l-Kur’ânı mahlûkun” dediğimi iddia ederse o bir yalancıdır. Çünkü ben o sözü söylemedim.

Bunun üzerine o, Buhârî’ye hitaben: Yâ Ebâ Abdillah! İnsanlar bu mes’eleye dalmışlar ve çok söz etmişlerdir, dedi. Buhârî de. Sana söy­lemekte olduğum sözden başka bir sözüm yoktur, dedi.

Ebû Amr şöyle dedi: Ben Buhârî’ye geldim de onunla hadîsten bir şeyi müzâkere ettim. Nihayet Buhârî’nin gönlü hoş oldu. Ben: Yâ Ebâ Abdillah, işte şurada bir kimse var ki, o senden, senin “Lâfzî bi’l-Kur’ânı mahlukun” demekte olduğunu hikâye ediyor, dedim. Bunun üzerine Buhârî: Yâ Ebâ Amr, benden şunu ezber et: Nîşâbûr ahâlîsin­den -bu arada daha birçok belde isimleri sayarak- ve diğerlerinden her kim benim “Lâfzî bi’1-Kur’ânı mahlûkun” demiş olduğumu iddia eder­se, o bir yalancıdır. Zîrâ ben o sözü söylemiş değilim. Ben sâdece “Kul­ların fiilleri mahlûkdur” demişimdir, dedi.

Muhammed ibn Yûsuf el-Firabrî de şöyle dedi: Ben Muhammed ibn İsmail’den işittim, şöyle diyordu: Kulların fiillerin e gelince, o mahlûk­dur. Bize Alî ibn Abdillah tahdîs etti. Bize Mervân ibn Muâviye tah­dîs etti. Bize Ebû Mâlik, Rabî’den; o da Huzeyfe’den olmak üzere tahdîs etti. Huzeyfe şöyle demiştir: Peygamber (S): “Allah Taâlâ her san’atkârı ve san’atını halk eder” buyurdu. Bu­hârî sonra şöyle ilâve etti: İnsanların hareketle ri, sesleri, kazanmala­rı ve yazmaları mahlûkdur. Amma okunan, Mushaflar da tesbît olunan, satırlara dizilip yazılan, kalblerde hıfz edilen Kur’ân’a gelince, o Al­lah kelâmıdır, mahlûk değildir. Allah Taâlâ: “Hayır, O (Kur’ ân) kendileri ne ilim verilmiş insanların sinelerin­de apaçık âyetlerdir…” ‘(el-Ankebût: 29/49) buyurdu. Fulan güzel kırâatli, fulan çirkin okuyuşlu denir, fakat güzel Kur’ânlı, çirkin Kur’anlı denmez. Kullara ancak kıraat nisbet edilir. Çünkü Kur’ân, Rabbın kelâmıdır. Kıraat ise kulun fiilidir. Hiçbir kula Allah’ın emrinde ilimsiz şeriat koymak hakkı yoktur[3]…

es-Subkî Tabakaat’ında, ez-Zuhlî’nin: “Dikkat edin! Kim onun (yânî Buhârî’nin) meclisine giderse, artık bize gelmesin. Çünkü Bağdâdlılar bize: O, lâfz hakkında kelâm etti, biz kendisini bundan nehyettik, fakat o vazgeçmedi diye mektûb yazdılar. Binâenaleyh sîzler ona yakın olmayın” sözlerine cevâb olarak, şöyle dedi:

Ben derim ki: Buhârî, rivayet olunan haberlere ve bizim de hikâye edecekler imize göre, “Lâfzî bi’1-Kur’ânı mahlûkun” diyenlerd endir. Mu­hammed ibn Yahya ez-Zuhlî de: Kim “Lâfzî bi’1-Kur’ânı mahlûkun:

Kur’ân’ı telâffuz edişim mahlûkdur, yânî yaradılmıştır” iddiasında bu­lunursa, o, beraber oturulmıyacak ve konuşulmıyacak bir bid’atçıdır. Her kim Kur’ân mahlûkdur iddiasında bulunursa kâfir olmuştur, de­miştir. Allah bilir ki, Muhammed ibn Yahya ancak Ahmed ibn Hanbel’in irâde ettiği şeyi, yânî bu mes’eleye dalmaktan nehyi irâde etmiştir. -Nitekim biz el-Kerâbîsî (245/859)’nin hâl tercemesi nde, Ah­med İbn Hanbel’in de bu mes’eleye dalmaktan nehyettiğini daha önce yazmıştık.- Buhârî’ye muhalefet etmeyi kasd etmemiştir. Şayet Buhâ­rî’ye muhalefet etti ve yaradılmış olan iki dudağı arasından çıkan lâf­zının kadîm olduğunu iddia ettiyse büyük bir günâh yüklenmiştir. Bunu zannetmek ise bunun hilafıdır. Zuhlî, Ahmed ve diğer imamlar ancak kelâm mes’elelerine dalmaktan nehyi murâd etmişlerdir. Çün­kü ihtiyâç sırasında kelâm ilmi hakkında kelâm etmek vâcib, ihtiyaç olmadığı zaman ise bundan sükût etmek sünnettir. Binâenaleyh ey muhâtab, sen bunu iyi anla da, tarihçilerin hurafeler ini bırak ve sapıkların yaldızlamalarından yüz çevir. Onlar kendileri ni muhaddisl er ve sünnete vâkıf kimseler zannetmek tedirler. Buhârî’nin mu’tezile görüşle­rinden birine sapacağı nasıl düşünülebilir? Firabrî ve diğerlerinin rivayet ettikleri şeyler içinde Buhârî’nin: Cehmiyyey i küfre nisbet etmiyeni ben elbette câhil sayacağım, dediği sabit olmuştur. İnsaflı kim­se, Muhammed ibn Yahya’nın ismet ehlinden başkasının salim kalamadığı hasedcili k âfetine tutulduğu hususunda şübhe etmez.

Biz ise -bâzılarının da dediği gibi- şöyle deriz: Belki zarfların istis­naî bir takım hâlleri vardı da o hâller bu nizâı meydana getirmiştir. Kötü anlayış ve fesâdçıların müdâhalelerinin de Buhâri’nin Nîşâbûr’dan çıkarı imasına sebeb olan bu fitnede büyük dahli bulunması caizdir.

el-Hâkim de şöyle dedi: Ben Ebu’l-Velîd Hassan ibn Muhammed el-Fakîh’ten işittim, şöyle diyordu: Ben Muhammed ibn Nuaym’dan işittim, şöyle diyordu: Ben kendisi hakkında vâki’ olanlar vâki’ oldu­ğu zaman Muhammed ibn İsmail’e îmânın mâhiyetinden sordum. Bu­hârî: îmân, kavi ve ameldir, artar ve eksilir.. Kur’ân Allah’ın kelâmıdır. Allah’ın kelâmı mahlûk değildir. Rasûlullah’ın sahabîlerinin en faziletli si Ebû Bekr’dir, ondan sonra Umer’dir, ondan sonra Usmân’dır, ondan sonra Alî’dir. İşte ben ancak bu inanç üzere yaşa­dım ve ancak bunun üzerinde ölürüm ve inşâallah ancak bu îmân üze­re diriltili rim, dedi.[4]

[1] Hedyu’s-Sârî, s. 491-492, “Zikru mâ vakaa beynehu ve beyne’z-Zuhlî fî mes’eleti’l-lâfz…”; İrşâdu’s-Sâri, l, 37-38,” Ve mâ zukire min mihnetihî…”

[2] III, 35; VII, 132; IX, 148; IX, 66.

[3] Tabakaatu’ş-Şafiiyyeti’l-Kübrâ. II, 2-19; Hedyu’s-Sâri, s. 491-492, “Zikru mâ vakaa beynehu ve beyne’z-Zuhlî fı’1-meseleti’l-lâfz…”; İrşâdu’s-Sârî, s. 38.

[4] Hedyu’s-Sârî, s. 491-492, “Zikru mâ vakaa beynehu ve beyne’z-Zuhlî fi mes’eleti’l-lâfz ve ma hasala lehu mine’l-mıhneti bi-sebebi zâlike ve berâetihi mimmâ nusibe ileyhi min zâlike.”

Buhârî’nin bu sözleri Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. İsa’nın bebek iken annesini tazyik eden muhalifle re karşı yaptığı konuşmanın son fıkrasını hatırlatmaktadır:

“İsâ dedi ki; Ben hakikat Allah’ın kuluyum, O bana kitâb verdi. Beni Peygamber yaptı. Beni her nerede bulunursa m mübarek kıldı. Bana, ben hayâtta oldukça namazı, zekâtı emretti. Beni anneme hürmetkar kıldı. Beni bir zorba, bir bedbaht olarak yaratma­dı. Dünyâya getirildiğim gün de, öleceğim gün de, bir diri olarak (kabrimden) kaldırılaca­ğım gün de selâm (ve selâmet) benim üzerimedir.” (Meryem: 19/30-33).

Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları: 77-81.

Explore posts in the same categories: ez-Zuhlî Tarafından Ma'rûz Kaldığı Fitne, İmam Buhari

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: