Buhârî Hakkında Övgü ve Beyânlar

Hatîb el-Bağdâdî, İmâm Ahmed ibn Hanbel’e varan senedi ile ri­vayet etti ki, Ahmed ibn Hanbel: Horasan ülkesi Muhammed ibn İsmâîl gibisini çıkarmadı, demiştir. Ahmed ibn Hanbel’in oğlu Abdullah, babasına hadîs hafızlarını sordu. Ahmed ibn Hanbel: Horasan’dan bir çok gençlerdir, dedi ve onlar içinde Buhârî’yi saydı; saymağa da Bu­hârî ile başladı.

Yine Hatîb, İmâm Ahmed’den rivayet etti. İmâm Ahmed: Horasan, Ebû Zur’a, Muhammed ibn İsmail el-Buhârî, Abdullah ibn Abdirrahmân ed-Dârimî ve Hasen ibn Suca’ el-Belhî’nin benzerler ini çıkarma­dı, demiştir.

Salih Gezere: Ben Ebû Abdillah el-Buhârî’den daha anlayışlı hiç­bir Horasanlı görmedim, demiş; sonra da: Horâsânlılar’ın hadîsde en bilgilisi el-Buhârî’dir, en çok ezberleyi cisi ve en çok hadîs ihata edeni Ebû Zur’a’dır, diye ilâve etmiştir.

Muhammed ibn Beşşâr: Dünyânın hafızları dörttür: Reyy’de Ebû Zur’a, Nîşâbûr’da Müslim ibnu’l-Haccâc, Semerkand’da Abdullah ibn Abdirrahmân ed-Dârimî, Buhârâ’da da Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî’dir, demiştir.

Yine Muhammed ibn Beşşâr: Bizim yanımıza daha Buhârî gibi gel­medi, demiştir. Yine o; Buhârî Basra’ya girdiği zaman: Bu gün Bas­ra’ya fakîhlerin seyyidi girdi, demiştir. Yine bu Muhammed ibn Beşşâr, Buhârî Basra’ya geldiği zaman, ona doğru ayağa kalkıp elini tutmuş ve onunla boyun boyuna sarmaşarak: Kendisiyl e senelerde n beri ifti­har etmekte olduğum zât, hoş geldin, demiştir.

Muhammed ibn Abdillah ibn Numeyr ile Ebû Bekr ibn Ebî Şeybe: Biz Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî gibisini görmüş değiliz, demiş­lerdir. Abdan da eliyle Buhârî’ye işaret ederek: Biz bundan daha basi­retli bir genç görmedik, demiştir.

İshâk ibn Ahmed ibn Halef şöyle dedi: Ben Buhârî’den birkaç kerre işittim: Ben kendimi hiçbir kimse yanında küçük görmedim, yal­nız Alî ibnu’l-Medînî’nin yanında küçüktendim, diyordu. Müteakiben Buhârî’nin bu sözü Alî ibnu’l-Medînî’ye söylendi. İbnu’l-Medînî: Onun sözünü bırakın, asıl o kendi gibisini görmemiştir, dedi[1].

Buhârî’nin üstâdlarından biri olan Süleyman ibn Harb bir gün Bu­hârî’ye baktı, baktı da: Bunun ileride güzel zikri ve şöhretli bir nâmı olacaktır, dedi. Bunun benzeri bir sözü, Ahmed ibn Hafs da söylemişti.

Buhârî şöyle dedi: Ben Süleyman ibn Harb’ın yanına girdiğim za­man o: Şu’be’nin galatını bize beyân et, diyordu.

Muhammed ibn Kuteybe el-Buhârî şöyle dedi: Ben Ebû Asım en-Nebîl’in yanında idim. Onun yanında bir genç gördüm ve ona: Sen ne­redensin? dedim. Buhârâ’danım, dedi. Kimin oğlusun? diye sordum. İsmail’in oğluyum, dedi. Ben de ona: Sen benim yakınımdan, yânî hısımımdansın, dedim. Ebû Asım’ın huzurunda bulunan bir adam ba­na: Bu genç koçlarla tokuşuyor, yânî üstâdlara mukaaveme t ediyor, dedi.

İbrahim ibn Muhammed ibn Selâm da şöyle dedi: Saîd ibn Ebî Mer­yem, Haccâc ibn Minhâl, İsmâîl ibn Ebî Uveys, el-Humeydî, Nuaym ibn Hammâd, Muhammed ibn Yahya ibn Umer el-Adenî, el-Halâl el-Huseyn ibn Alî el-Hulvânî, Muhammed ibn Meymûn el-Hayyât, İbrâhîm ibnu’l-Munzir, Ebû Kurayb Muhammed ibnu’1-Alâ, Ebû Saîd Ab­dullah ibn Saîd el-Eşecc, İbrâhîm ibn Musa el-Ferrâ ve benzerler i gibi hadîs sahihleri nden olan büyük üstâdlar, tefekkür ve ma’rifette Mu­hammed ibn İsmail’in kendileri nden üstün olduğuna hükmediyorlardı.

İmâm Ebû Muhammed Abdullah ibn Abdirrahmân ed-Dârimî şöy­le demişti: Ben Harameyn’de, Hicaz’da, Şam’da ve Irak’da birçok âlim­ler gördüm, fakat onların içinde Ebû Abdillah el-Buhârî’den daha cem’iyyetlisi ni, yânî daha çok hadîs toplayanını görmedim.

Ebû Sehl Mahmûd ibnu’n-Nadr şöyle dedi: Ben Basra’ya, Şam’a, Hicaz’a, Küfe’ye girdim ve bu şehirlerin âlimlerini gördüm. Muham­med ibn İsmâîl el-Buhârî’nin zikri her geçtikçe, onlar Buhârî’yi ken­dilerinden üstün tutarlardı.

Hâşid ibn İsmâîl şöyle dedi: Ben İshâk ibn Râhaveyh’i sediri üze­rinde otururken gördüm, Muhammed ibn İsmâîl de beraberin de idi. Mu­hammed ibn İsmâîl ona karşı bir şeyi redd etti. Bunun üzerine İshâk, Muhammed ibn İsmail’in görüşüne döndü. İshâk: Ey hadîsciler toplu­luğu, sizler bu gençten hadîs yazın. Zîrâ o şâyed el-Hasen el-Basrî za­manında mevcûd olaydı, hadîs ile ilgili bilgisi ve fıkhından dolayı insanlar muhakkak ona muhtaç olurlardı, dedi.

es-Sünen sahibi Ebû İsâ et-Tirmizî: Ben ne Irak’da, ne de Horasan’­da illetleri n ma’nâsı, târîh ve isnâdları tanıma hususlarında Muham­med ibn İsmail’den daha bilgilisi ni görmedim, demiştir.

Muhammed ibn Yûsuf el-Hemedânî şöyle dedi: Biz Kuteybe ibn Saîd’in yanında idik. Derken oraya Ebû Ya’kûb denilen Şa’rânlı bir adam geldi ve Kuteybe’ye, Muhammed ibn İsmail’i sordu. Kuteybe: Ey buradakil er! Ben hadîs hakkında inceleme yaptım. Fakîhler, zâhidler ve âbidlerin meclisler inde oturdum. Aklımın erdiği günden beri Mu­hammed ibn İsmail el-Buhârî’nin benzerini görmedim, dedi. Yine bu Kuteybe ibn Saîd: Ben fakîhler, zâhidler ve âbidlerle beraber oturdum. Akıl ettiğim günden beri Muhammed ibn İsmail’in benzerini görme­dim. O kendi zamanında, sahâbîler içinde Umer’in durumunda idi. Eğer Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî sahâbîler devrinde bulunsay­dı, muhakkak bir alâmet olurdu, dedi.

Muhammed ibn Yûsuf el-Hemedânî şöyle dedi: Kuteybe ibn Saîd’e, sarhoş kimsenin kadın boşamasının hükmü sorulmuştu. Bu sırada içe­riye Muhammed ibn İsmâîl girdi. Bunun üzerine Kuteybe o suâli so­ran kimseye: İşte Ahmed ibn Hanbel, İshâk ibn Râhûye ve Alî ibnu’l-Medînî! Allah onları Buhârî’nin şahsında sana gönderdi, dedi de eliyle Buhârî’yi gösterdi.

Ebû Amr el-Kirmânî şöyle dedi: Ben Basra’da Mıhyâr’a Kuteybe ibn Saîd’in: Yemîn olsun benim yanıma Arz’ın doğusundan ve batısın­dan gelenler oldu, fakat benim yanıma Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî’nin benzeri gelmedi, dediğini hikâye ettim. Bunun üzerine Mıhyâr: Kuteybe doğru söylemiştir. Ben de Kuteybe’yi Yahya ibn Maîn’in beraberin de gördüm. İkisi, Muhammed ibn İsmail’in yanına gidip geliyorla rdı. İşte o vakit bilgi hususunda Yahya’nın Saîd’e itaat etmek­te olduğunu görmüştüm, dedi.

Ya’kûb ibn İbrâhîm ile Nuaym ibn Hammâd el-Huzâî: Şübhesiz Mu­hammed ibn İsmâîl el-Buhârî bu ümmetin fakîhidir, dediler.

Bundâr Muhammed ibn Beşşâr da, Buhârî’yi kasdedere k: O bizim zamanımızda Allah’ın halkının en fakîhidir, demiştir.

Firabrî de şöyle dedi: Ben Muhammed ibn Ebî Hâtim’den işittim, şöyle diyordu: Ben Hâşid ibn İsmail’den işittim, şöyle diyordu: Ben Bas­ra’da idim. Derken Muhammed ibn İsmail’in gelişini işittim. Buhârî geldiği zaman Muhammed ibn Beşşâr: Bu gün fakîhlerin seyyidi gel­di, dedi.

Muhammed ibn İbrâhîm el-Bûşencî de şöyle dedi: Ben 228/930 se­nesinde Bundâr’dan işittim, o: Bizim üzerimize Muhammed ibn İsma­il’in benzeri gelmedi, diyordu. Ve yine bu Bundâr: Ben senelerde n beri onunla iftihar edip duruyorum, dedi.

Buhârî şöyle dedi: Ben on sekiz yaşında iken el-Humeydî’nin yanı­na girdim. O esnada Humeydî ile diğer bir kimse arasında bir hadîs hususunda bir ihtilâf meydana gelmiş. Humeydî bana bakınca: İşte ara­mızda hüküm verecek kimse geldi, dedi. Akabinde husûmeti bana arzettile r. Ben de Humeydî lehine hükmettim. Zîrâ hakk onunla beraberdi .

Buhârî şöyle dedi: İshâk ibn Râhûye, benim tasnif etmiş olduğum Târîh kitabını aldı, onu emîr olan Abdullah ibn Tâhir’in yanına götü­rüp: Ey Emîr, sana bir sihr (yânî çok güzel bir kitâb) göstereyim mi? Dedi.

Musa ibn Kureyş şöyle dedi: Abdullah ibn Yûsuf et-Tenîsî, Buhârî’ye hitaben: Yâ Ebâ Abdillah! Benim kitâblarıma bak da içlerinde düşük ve hatâ nev’inden birşey varsa bana haber ver, dedi. Buhârî de: Pekî, diyerek ona icabet etti.

Buhârî şöyle dedi: Muhammed ibn Selâm el-Beykendî bana: Kitâb­larıma bak da içlerinde hatâ nev’inden her ne bulursan üzerine çarpı işareti koy, dedi. Muhammed ibn Selâm’ın ashabından biri ona: Bu genç kimdir? diye sordu da, Beykendî benim için: Bu, benzeri olmıyan kişi­dir, dedi. İşte bu adı geçen Muhammed ibn Selâm: Muhammed ibn İs­mâîl benim yanıma her girdikçe hayrete düşer ve ondan endîşe eder dururdum, derdi. Yânî onun yanında hatâ yapmaktan korkardı.

Ebû Bekr el-Medînî şöyle dedi: Bizler bir gün İshâk ibn Râhûye’nin yanındaydık. Muhammed ibn İsmâîl de orada hâzır bulunuyor du. İshâk sahâbîsinin berisinde Ata el-Kencârânî (nisbeti) bulunan bir ha­dîse uğradı. Bunun üzerine İshâk, Buhârî’ye hitaben:

– Yâ Ebâ Abdillah! Bu Kencârân nedir? dedi. Buhârî:

– Yemen’de bir karyedir. Muâviye, sahâbî’den olan şu zâtı Yemen’e gönderdi. İşte bu Ata o sahâbî’den iki hadîs işitti, dedi. İshâk da ona:

– Yâ Ebâ Abdillah, sen bunu onların yanında hâzır bulunmuş gibi bilmektes in, dedi.[2]

Yine Buhârî şöyle dedi: Alî ibnu’l-Medînî bana Horasan’ın üstâdlarını soruyordu . Ben de ona Muhammed ibn Selâm el-Beykendî’yi zikr ediyordum . Kendisi onu tanımıyordu. Nihayet kendisi bir gün bana:

– Yâ Ebâ Abdillah! Senin övdüğün herkes artık bizim yanımızda makbuldür, dedi.

Ebu’1-Fadl Ahmed ibn Seleme en-Nîşâbûrî şöyle dedi: Bana Feth ibn Nuh en-Nîşâbûrî tahdîs edip şöyle dedi: Ben Alî ibnu’l-Medînî’ye geldim. Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî’yi de onun sağ tarafında otur­muş hâlde gördüm. Alî ibnu’l-Medînî her hadîsi tahdîs edince, azamet ve celâletinden sakınarak Buhârî’ye döner dururdu.

Buhârî şöyle dedi: Amr ibn Alî el-Fellâs’ın ashabı benimle bir ha­dîsi müzâkere ettiler. Ben, o hadîsi tanımıyorum, dedim. Onlar benim bu cevâbımdan dolayı sevindile r. Ve akabinde Amr ibn Alî’ye gittiler. Biri Amr ibn Alî’ye: Biz Muhammed ibn İsmâîl ile bir hadîsi müzâke­re ettik. O, bu hadîsi tanımadı, dedi. Bunun üzerine Amr ibn Alî: Mu­hammed ibn İsmail’in tanımadığı bir hadîs, hadîs değildir, demiştir.

Ebû Amr el-Kirmânî şöyle dedi: Ben Amr ibn Alî el-Fellâs (249/863)’dan işittim; o: Benim sâdık arkadaşım, Ebû Abdillah Muham­med ibn İsmâîl el-Buhârî’dir; Horasan’da onun benzeri yoktur, diyordu.

Ebû îsâ et-Tirmizî şöyle dedi: Muhammed ibn İsmâîl, Abdullah ibn Munîr’in yanında idi. Buhârî onun yanından kalktığı zaman, Abdul­lah ibn Munîr ona karşı: Yâ Ebâ Abdillah! Allah seni bu ümmetin zîneti kılsın, dedi.

Hafız Recâ ibn Recâ: Muhammed ibn İsmail’in bütün âlimler üze­rindeki fazileti, erkekleri n kadınlar üzerindeki fazlı gibidir, dedi.

Abdullah ibn Muhammed ibn Saîd ibn Ca’fer şöyle dedi: Ahmed ibn Harb en-Nişâbûrî vefat ettiği zaman İshâk ibn Râhûye ile Muham­med ibn İsmâîl binekleri ne bindiler de onun cenazesin i teşyî’ ediyor­lardı. Ben de giderken ilim ehli olan kimseleri dinliyord um. Onlar bu ikisine bakıyorlar ve: Muhammed ibn İsmâîl, İshâk’dan daha fakîhtir, diyorlardı.

Ahmed ibn İshâk es-Sermâvî: Her kim hakkıyle ve bütün sadâkatıyle fakîh olan bir kimseye bakmak isterse, Muhammed ibn İsmail’e baksın, dedi.

Hâşid ibn İsmâîl şöyle dedi: Ben Amr ibn Zürâre ile Muhammed ibn Râfi’i, Muhammed ibn İsmail’in yanında gördüm. Bu ikisi Buhârî’den hadîs illetleri ni soruyorla rdı. Buhârî yanlarından kalkıp gidin­ce, bu iki zât mecliste hâzır olanlara: Buhârî’den aldanmayın, gaflet etmeyin. Çünkü bizden daha fakîh, daha âlim ve daha basiretli dir, dediler.

Yine Hâşid şöyle dedi: Biz bir gün Amr ibn Zürâre de beraber ola­rak İshâk ibn Râhûye’nin yanında idik. İshâk, Ebû Abdillah’ın önün­de hadîs imlâ ettiriyor du. Hadîs sahihleri de ondan hadîs yazıyorlardı. Bu esnada İshâk ibn Râhûye: O benden daha basiretli dir, diyordu. Ebû Abdillah el-Buhârî o zaman bir genç idi. Ebû Bekr ibn Ebî Şeybe de Buhârî’yi Bâzil (yânî kâmil) diye isimlendi rirdi.

Muhammed ibn Ebî Hatim el-Varrak şöyle dedi: Ben Yahya ibn Ca’­fer el-Beykendî’den işittim; o şöyle diyordu: Şayet kendi ömrümden alıp da Muhammed ibn İsmail’in ömründe artırma yapmağa kaadir olay­dım, muhakkak bu artırma işini yapardım. Çünkü benim ölümüm, bir tek adamın ölümü olurdu; hâlbuki Muhammed ibn İsmail’in ölü­müne gelince, onda ilmin gitmesi vardır.

Yine Buhârî’nin varrâkı yânî kâtibi şöyle dedi: Ben yine Yahya ibn Ca’fer el-Beykendî’den işittim, o Buhârî’ye hitaben: Eğer sen olmayaydın ben Buhârâ’da yaşamayı hoş bulmazdım, diyordu.

Abdullah ibn Muhammed el-Musnidî şöyle dedi: Sübhesiz Muham­med ibn İsmâîl el-Buhârî bir imamdır. Her kim onu imam tanımazsa, ben o şahsı ittihâm ederim.

İmamların imâmı olan Ebû Bekr Muhammed ibn İshâk ibn Huzeyme: Semânın bütünü altında hadîste Muhammed ibn İsmail’den daha âlim kimse yoktur, dedi.

el-Hâfız Muhammed ibn Ya’kûb da şöyle dedi: Ben Müslim ibnu’l-Haccâc’ı, Buhârî’nin önünde, çocuğun muallime suâl soruşu gibi suâl sorarken gördüm. [3]
[1] Ca’fer ibn Muhammed el-Mustağfiri, Târihu Nesef’de Buhârî’yi zikr etti de: Eğer benim için caiz olaydı, ben muhakkak Buhârî’yi, onun mülâki olduğu Üstâdları üze­rine tafdîl eder ve muhakkak o kendi gibisine kavuşmamıştır derdim, demiştir. (Tabakaatu’ş-Şâfiiyye, II, .

[2] Hedyu’s-Sârî. s.484 vd., “Zikru senâi’n-nâsi aleyhi ve ta’zîmihim lehu”; İrşâdu’s-Sârî, I, 33-37, “Ve senâu’n-nâsi aleyhi bi fehmihi.”

[3] Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları: 64-69.

Explore posts in the same categories: Buhârî Hakkında Övgü ve Beyânlar, İmam Buhari

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: