İlim Dünyasına Tesiri Ve Talebeleri

İslam dünyasını sürekli olarak tesiri altında tutan ve kıyamete kadarda tutacak olan bazı alimler ve ilim dalları vardır.
Mesela bir Fıkıh, bir Hadis, bir Tefsir, bir Tarih, bir Akaid ilmi vazgeçilmesi hiç bir çağda imkansız olan, sadece özenenleri değil müslüman olan herkesi yakından ilgilendi ren ilim dallarıdır.
Heyet, tıb, meslekler, usul, mantık, edebiyat vb. ilimler gibi vazgeçilmez bir takım ilim dalları da vardırki, bunlar umumi değil sadece ilgilenenleri alakadar eden ilimler şubesindendir. Yine bazı ilimler mevzi yada belirli dönemlerde şöhret bulurken, çağın geçişi ilerlemel er onların unutulmasına sebeb olur.
İşte bu ilimlerde, bir âlim ne kadar ilerlerse ilerlesin o ilme damgasının vuran o ilmin bir ilim dalı oluşumundaki gelişimi hazırlayan alimler seviyesin e varamamak tadır. Hele o ilim asırlar içerisinde işlene işlene iyice gelişmiş ise, sonraki gelenleri n ilimleri sadece bu işi ilk kurup geliştirenlerin yaptıkları ve yazdıklarını okumakla geçer.   Böylece o ilmin sırrına ve esasatma dair bir bilgisi bulunmaz.


Bunu şu misalle şöylece daha iyi anlayabil iriz. Çağın en meşhur aletlerin den biri olan Bilgisayar, bilgisayar mühendisi olan biri tarafından çok güzel kullanılır akıl almaz şeyler yaptırılır. Ama o bilgi sayarı yapanların hududunu kimse geçemiyor, devamlı onu yapan firmalara bağımlı kalınıyor. Bir Televizyo n tamircisi bir elektroni k mühendisi bu makinayı yapanlara sürekli olarak bağlıdır.
İşte İslamî ilimlerde de durum aynı olmuştur. Artık fıkıhta hiçbir hanefi alimi hanefiliğin kurucusu İmam Ebû Hanife, Ebû Yusuf, İmam Muhammed olmamakta dır. Artık Şafii, Mâlik, Hanbelî, Ebû Davud’u Zahirî ve benzeri ilk müctehidler salikleri tarafından ancak taküd edilebilm ektedirle r.
Hadiste kimse ilk devrin otoritele ri, ricalül hadis iîe beraber yaşayıp onların hallerini yakıynen bilen İmam Ahmed, Buharı, Müslim, Yahya b. Main, Yahya b. Said, Ebû Ruz’a, Razî, Nesâi, Tahavî. İbni Adiy ve arkadaşlarına ulaşamamakta.
Tefsirde dirayet kapısı ve rivayet kapısı açık olmasına rağmen bir Taberî, bir Sa’lebî asıl olma özelliğini hiçbir zaman yitirmedi ler. Sonraki tarihçiler ne yaparlars a yapsınlar ilk tarihçiler olan Musa b. Ukbe, Urve, İbni Sa”d; Vakidî, İbni İshak, İbni Hiş4m. Halife b. Hay-yat ve ilk hadis mecmualarındaki siyer ve meğazi bölümlerini kolay kolay aşamayıp bu verilerin altında ezilince ancak nakilcili kle yetinmeye mecbur kalmaktadırlar.
İşte bu ilk kurucular ve onları takiben gelen yardımcıları çalışma yaptıkları sahalarda gereken bütün hazırlığı ikmal edip sistemi kurunca ortaya mezhebler çıkmış olmaktadır.
Artık sonrakile r ilk kaynakları tarama yerine hazır buldukları bu sistemin içinde yer alıyor ve taklidcil er sınıfına giriyor. Bu anlattıklarımız sadece fıkhi mezhebler için değil aynı zamanda hadis tefsir, akaid, tarih ve edebiyyat sahalarındada geçerlidir. Ancak önceleri fıkhi ve itikadi meşeler daha fazla alaka gördüğünden mezhebkr sadece bunlar için kullanıla gelmiştir.
Tedvin devri sayılan selef devrini takiben gelen alimlerin selef gibi aslında aslını kavramala rına onlar gibi yürümelerine üç büyük engel vardı;
1- Peygamber in hadis ve ibadet tarzını bizzat nakleden ashab ile onların yetiştirdiği tabiin alimlerin i bizzat görme, onlardan ilim alma, sebebleri onlara sorma şansları olmadığı gibi: onların bilgileri ne aracılar, (raviler) yoluyla ulaşabilme imkanıda çok zor bir iş olmuş tur. Çünkü Ebû Hanife ve Mâlik gibi ilk devir müctehidleri bu bilgileri ilk kaynak olarak Peygamber den almasalar da arada ya bir tabiin olur yada hiç olmaya bilirdi. İşte zaten ashabın hepsi “Sika” tabir edilen güvenilir kişilerdi. Onlardan sonrada en güvenli tabaka tabiin idi. Binaenale yh o devir alimlerin in rivayet zincirind e zaten tenkid edecek kimse yoktu olsada sayılan okadar kabarık değildi. Nihayet bir kaç yüz rica! adı bellemek gelen haberleri incelemey e yeterliyd i.
Daha sonra gelenler için ise. bu silsile son derece uzuyordu. Hicri üçüncü asra gelindiğinde bir haberde artık yedi sekiz hatta on kadar ravi olabiliyo rdu. Bu yüzden zeka yetmeyinc e rical kitabları yazılmaya başlandığı gibi, hadiste ikinci asırdan itibaren tedvin edilip “sima yolu” denilen metod yavaş yavaş terke mecbur kalmıştı.
2- Her ilim dalı gelişim dönemini tamamlayıncaya kadar o kadar çok eser verilmişti ki, ilim talibi bir kimsenin ömrü bunları okumaya bile yetmiyord u. Hem okuyuncad a hadisenin yorumlanmış şekli olduğu için zihin, temel prensible r meselesin e eğilim göstermiyor, hazırı naklediyo rdu. İster istemez doğru bile olsa başka binlerini n yönlendirilmesi altına girilmiş oluyordu. Buda bu konuda alimlerin taklid tarafını   geliştiriyordu.
Bunun günümüzde de son derece geçerliliğini koruduğuna şahidiz. Ömür boyu Risale-i Nur’ları okuyan bir nur şakirdi asla ve kafa bir Bediüzzeman olmadığı, olamıyacağı gibi Üstad merhumun bu görüşleri nasıl ortaya koyduğunu kavraması imkansızdır. Nitekim Mevlana’dan günümüze Mesnevî en çok okunan kitaplard an biri iken onu okuyarak Mevlanalaşan kimse duyulmadı. Kimse İmam Rabbanî’nin Mektubatı ile ilmi bazı sonuçlara varsada ilmi hiç bîr paye~edinmedi. Çünkü temel çok ırakta kaldı.
3- Bu iki ana sebebin yanında üçüncü âmilde; zaman zaman ortaya ilmi dirayet ve medeni cesaretle çıkan bazı zavat olsada, za-manİa kabuklaşmış olan islami düşünce salikleri bağlı bulundukl arı mezheb, şeyh ya da imam müdafası ile bunları sindirdil er ve çok yerde silindir gibi ezip geçtiler.
İşte biz İmam Zehebî’yi iyi anlayabil mek için şu anlattığım üç prensibi göz önüne getirmeli yiz. O zaman görüyoruzki; İmam Zehebî Peygamber (s.a.v.) devrinden yedi buçuk asır sonra ortaya çıktığı zaman her türlü fikir savunulmuş mezhebler yerleşmiş, tarikatla r iyice kökleşip devletler i idare edenleri bile etkileri altına almış, hadis konusu didik didik edilip hadis yazmanın her şekli, gerek müsned, gerek mucem, gerek fıkhi, gerek yıl, gerek isnad derecesi, gerek şerh, gerek nakid hepsi ama hepsi, tekamülün zirvesine ulaşıp üçüncü asırdan sonraları ise artık hadis tahsili edilemeye cek boyutlara ulaş mıştı. Sonraları ise artık hadis tahsili senedine sepetine bakmadan her hangi bir hadis kitabını okumaktı. Şimdilerde ise ülkemizde yalanı doğrusundan fazla olan bir uydurma hadis kitablarıni okuyanlar hadisçidir.
Zehebî, bu olumsuz yönlerin hepsinin yaşandığı bir çağda yetişip başı ilim Himalayal arının doruğuna yükselmiş, eşi çok ender görülenlerden biridir. O, hadis ve tarih sahasında yaşı yirmibeşe vardığında ne kadar temel eser varsa onlardan icazet almış bulunuyor du. Muce-minde kendisini n İskenderiye’de İbni Hişam’ın Sîres’ini altı günde okuyup icazet aldığını anlatır. Bu kitab bugün bazı İslam üniversitelerinde İslam tarihi olarak dört yılda okutulmak tadır.
Zehebî hadisin her sahasında üstaddır. Eğer hadiscili k mesleğini mezheb sayarsak o bu mezhebde tabi değil başlı başına bir mezheb kurucusud ur. Yukarda üçüncü maddede belirttiğim tarifgir taassubu
yüzünden Şam’da Hadis şeyhi yapılmamış ama o fikrini icraya devam edince bütün yeryüzünün hadis üstadı olmuştur.
Ama Zehebî eser verdiği konuda asla ve kata taklidci değildir. O ilk müelliflerin sözünü ve hükmünü görünce asla onunla yetinme tarafına gitmez. Bir zatı kritiğe tabi tutan Buharı, Müslim, İmam Ah-med ve Yahya gibi bu işin baş pirleri de olsa Zehebî “ben derimki” diyerek itirazını öne haklı olarak sürmekte ve illeti belirtmek tedir.
Ricalden konuşurken, Zehebî hicri sekizinci asırda değilde adeta tenkid ettiği zevatın devrinde, onlara komşu imişcesine bir vukufiy-yet göstermektedir. Kıymetli eseri Mizanü’l İ’tidaline göz atan herkes bu dediğimi ayan beyan görecektir.
Bu bahsettiğim Zehebî’nin bütün eserleri için geçerlidir. Hakim-i Nisaburî gibi hadis usulünde imam. hadis yazarlarının en büyükleri arasındaki bu zatın en meşhur eseri Müstedrek üzerine yaptığı tenkidi ne müthiştir. Zira Hakim bu eseri ile Buharı ve Müslim’in şartları kendine göre ayarlayıp onların nakletmed iği hadisleri vererek “Sa-hihayn üzerine bir istidrak” yapmıştı. Uzun zaman sabit kalan bu iddiaya en ilmi cevabı Zehebî vermiş ve bu esere yazıdığı “Telhis”i ile onu değil “Sahihayn”, “Sünen-i Erbaa” denilen Ebû Dâvûd, Nesâî, Tirmizî ve İbni Mâce seviyesin den bile aşağıda olduğunu isbatlamıştır.
İbni Adiy gibi Nesâî’nin dostu ve ilk rical kritikçilerinin en büyüklerinden sayılan bir zatı çok orjinal olarak tenkid etmektedi r.
İşte Zehebî, gözden geçirdiği eserleri bir araştırcı, bir gözlemci olarak taradığından kendi devrinde ulaşılması imkansız sayılan bir payeye ulaşıp ders okuduğu, bir çok üstadı bile ondan ilim almışlardır.
Zehebî, îsiami ilimlerin temeli olan hadisin her dalında verdiği emsalsiz eserleri ile kendi devride dahil günümüze kadar bütün alimleri etkisi altına almış bahtiyar bir zattır. Bu fakir bile Zadü’l Me-ad’ın tahkikind e en fazla Zehebî’ye dayanmıştır. Ancak Zehebî’nin etkisi taklide değil tahkike sevkeden müthiş bir öğretimdir.
Talebeler ine gelince; Aslında son on yılımın büyük ağırlığı kitap yazmakla geçmiş birisi olmam hasebiyle yakîn derecesin de biliyorum ki Zehebî gibi bir kimsenin direk talebesi olmaması gerekir. Zira biraz sonrada göreceğimiz gibi ikiyüz küsur ayrı eserle üçyüzü aşkın ciid kitap yazan insanın uykuya bile zamanı olamaz.
Bu tip zatların eserleri bir. nevi mektep olduğundan onu okuyanlar bizzat onun talebesi olmuş oiurlar. İşte bu anlamda Zehebînin talebeler i yüzbinlerle ifade edilmelid ir.
Ancak Zehebî yukarda adını belirttiğim altı medresede bizzat talebe yetiştirmiştir.
Tezkereti Tl Huffaz’m Zeylinde (sayfa 36) talebesi El-Hüseynî Ondan Kitap ve Sünneti çok kimse öğrendi” demektedi r.
Bizzat önünde ders alanlar arasında Subkî, Birzalî, El Alaî, İbni Kesîr, İbni Receb. İbni Rafi’de vardır ki bunların her biri asırlarca İslam dünyasının en benam alimi olma şerefine ermişlerdir.
Burada alimlerin onu nasıl methettiğine yer vermeyi düşünüyordum. Ancak bu metihleri okuyunca Zehebînin gerçekten bu övgülerden daha yüce olduğunu müşahede edince vazgeçtim.
Ancak babasınmda kıskançlığı ye Şafii mezhebind e aşırı müdafa-cılığmın etkiside bulunması yüzünden bazı konularda Zehebîye reddiyele rde yazan Taceddin Subkinin Zehebi hakkındaki şu sözleri ibretlidi r.
«Şeyhimiz, üstadımız, İmam, Hafız… Asrın hafızı; Asrımız dört büyük hadis hafızı görmüştür.
1- Mizzî,
2- Birzalî,
3- Zehebî,
4- Babam, onların asrında beşinci bir kimse gösterilemez……..»
Üstadımız Ebû Abdillah Zehebî’ye gelince, O eşi ve benzeri olmayan bir basiret sahibi, çözümü imkansız meseleler in sığınağı, hafıza olarak mevcudların imamı, ma’nende lafzanda asrın altını (Zehebî) cerh ve ta’dil ilminin imamı, her yolun ricalleri nin ricali,…
Bizi bu hadis sanatına ulaştıran ve bizi adam sınıfına koyan odur. (Subkî, Tabakatüş-Şafî’iyye 9/100) [39]

[39] İmam Zehebi, Tarihu’l-İslam,1/57-62

Explore posts in the same categories: Hafız Zehebi, İlim Dünyasına Tesiri Ve Talebeleri

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: