Hadis Aşkına Doğru

Subkî’nin Tabakatında belirttiği üzere Zehebî daha onsekiz yaşlarındayken, hadis ilmine yönelerek tam bir gayret ve didinme ile bu ilimde müthiş bir dereceye yükselmiştir. Artık Zehebî bütün ömrünü, bütün vakitleri ni hadise tahsis etmişti. O, hadisin bir kısım dallarında ilerleyip diğerlerini ihmal etmemiştir. Aksine hadisin her sahasında, İlelinde, âlisinde, nazilinde, isnadında, rical ilminde, metninde, ahkamında, sahih ve zayıfında, müsned ve mürselinde, muttesıl ve munkatı’ında kesinlikl e otorite olmuştur.
Zehebî bu konuda hemen hemen hiç kimsenin okuyamaya cağı kadar kitapları okuyup bin kırk tane âlimden semai olan ender alimlerden biridir.
Şurada açık açık belirteyimki: Zehebî bu konuda bir Abdürrah-man b. el-Cevzî. bir Hakim, bir İbni Hibban, bir Tahavî. bir Ebû Nü-aym ve emsali alimlerle kıyas ettiğimiz zaman onlardan daha dirayetli ve daha Cami’ bir zat olduğu ortaya çıkar.


Gerçi o zevat-ı kiram selef devrinin son halkalarını teşkil ederler ve bize uiaşan eserlerin den anlaşıldığı gibi yazdıklarını taklid değil tahkik ve isnadıyla yazmışlardır. Ancak Tahavî Asarı açıklama ve ihtilaflı asarın arasını bulmadaki ulaştığı yüce mertebesi ne rical yönünden ulaşmadığı anlaşılır. Bir yerde tenkid ettiği zatı başka bir yerde şahit de alır hüccet de…Fıkhi yöndende zaten fikri-istiklalini pek az meselede göstermiştir.
Hadis sahasında en çok eser verenleri n başında gelen Beyhakî ise bütün eserlerin i Şafii merhumun fıkıhta naklettiği haber ve eserleri savunma esasına dayandığı için gerek te’vil gerek rical yönünden çok tenkid edilmiştir.
Hakim, Sahih kaidesind e işi son derece gevşetirken İbnü’İ Cevzî ise iyice sertleştirip Buharî ve Müslim’i de çürüğe çıkaran bir kritiğe girmiş isede Tefsiri olan “ZadU’l Mesîr”‘inde kendi kaidesini n tersine zayıf, hatta uydurmala rı kitabına doldurmuştur. İbni Hibban ricale dair Sikat ve Zuafa’da fazla isim verme gayretimi yoksa naklettiği yeri araştırmadığındanmı; pek çok sikayı zayıf, zayıfıda sika yapmış tır. “Sahih” adını verdiği eserinde de aynı zayıflığı devam ettirmiştir.
Zehebî ise Ricalde ortaya koyduğu “Kaşif”, “MizanU’l-İ’tidal”, “Tezkeretü’l Huffaz” ve “DivanÜd-Duafa” adlı eserleriy le tıpkı Buharî, Yahya b. Main, Yahya b. Said el-Kattan, Er-Razi, Darakutni, İmam Ahmed, Nesâî ve o tabaka alimleri gibi çok ciddi bir araştırma neticesin de öyle bir mertebeye ulaşmıştırki, artık hadis araştırıcıları için bir Buhari ne ise Zehebî’de aynı konumu paylaşmıştır. Kendisind en sonra gelenler onu “hadis ilminin Emirü’l Mü’minin’i, Selefin ba-kıyyesi” gibi adlarla yad etmişlerdir.
Hatta kendisind en bir asır sonraki hadiste “Emirü’l Mü’minin” olan Fethü’l Bârî adlı dev eserin sahibi İbni Hacer el-Askalanî onun bu ilmine hep hayranlık duymuş ve “Zemzemi ne niyetle içersen o olur” [23] hadisine dayanarak Zemzemi içip kendisini Zehebî gibi bir ilim sahibi yapması için Allah’a dua etmiştir.
Yine İbni Hacer’e, Zehebî hakkında kendisine sorulunca:
“O öyle bir alimdirki, kıyamet günü peygamber imizin yanına oturtulup kendisine hadi şu insanlara bakta hükmünü ver dense Zehebî oradakile rin yüzlerine bakarak kimin yalancı kimin sika olduğunu ayırabilirdi.” demiştir.
Hadis hususunda Zehebî dolaşmadık kapı bırakmamıştır. Kendi devrinde mevcut olan bütün meşhur alimlere yetişip icazet almaya gayret etmiş, bunun için Ceziretü’l Arab’da dönüp dolaşıp durmuştur.
Bir taraftan okuyan Zehebî hiç vakit kaybetmed en okuduğu uzun kitapların pek çoğunu kısaltmış, büyük bir kısmını tehzib etmiş, boylece okuduğu hiçbir şeyi zayi etmemiştir. O kendi devrine kadar 7 asır İçinde yazılan herşeyi zabta geçirirken adeta unutmayı inkar derecesin e varan bir zeka ve gözlerinin kapanmasına ramak bırakacak bir sabrın da yardımı ile adeta canlı bir kütüphane olmuştur.
İlerde de ayrı bir fasılda geleceği gibi, İmam Zehebî, ilmî çalış masını ve fikrî gelişmesini ikmal edipte eser vermeye başladığı zaman artık bu kritikler ini çok yüce bir makamdan kontrol eden himmeti âlî, kahraman, cür’etli o derecede maharetli bir komutan olarak eserlerin i kaleme almıştır.
Onun bir “Mizanü’l İ’tidali,” bir “Tezkeretü’l Huffazı”, bir “Siyeri A’lamün-Nilbelasi”, bir Hakim’in Müstedreki üzerine yazdığı “İstidra-ki”, “Tarihü’l İslam’ındaki” nakd-i ricali bile onun asla kendinden önceki nakd alimlerin in görüşlerini nakleden iyi bir nakilci değil, naklettiğini kelime kelime asla uygun biçimde naklettik ten sonra “ben derimki” diyerek bir hüküm belirtisi varki sanki yedinci ve sekizinci asırda değilde hicri birinci ikinci asırda yaşamış, o olayları ve naklettiği Ricalin bir yakını, bir arkadaşı imiş hissini uyandırır.
Tarih: Zehebî’nin en güçlü, en meşhur taraflarından birisi bu ilimdir. Ancak şu bir gerçektirki, Zehebî, tarihçiliği mi yoksa hadisçi-liği mi ağır basar, tam aynlamaya n bir kimsedir.
Bence Zehebî’nin Tarihçiliği kendinden önce yaşayan İbni İshak, Taberî: İbni Sa’d, Halife b. Hayyât, Vakidî, Mesudî, Ebû Nüaym, Hatib, İbni Esîr ve Birzalî’den daha değişiktir. Zira bunlarda tarih kritiği Zehebinin kİ kadar ciddi kriterler e dayanmaz. Bunlar bu hususta Siyer ve tarih yazarlarının rivayetle rini esas aldıklarından bu konuda öncülük etmiş olan zevatın eserlerin i tenkide bile tabi tutmadan ai-mışlardır. Zehebî ise bütün ömrünü verdiği hadis metodoloj isi ve Kuran’in tarih seyrini ve veriş prensiple rini tarih-i nakletmed e esas almış böylece öncekilerin naklettiği pekçok habere bu kritikle yaklaşınca bunların çoğunun yalan, yada zayıf olduğunu ortaya çıkarmıştır ki bunları “Tarihü’l-İsIanTi okurken sık sık göreceğiz.
Bugün modern tarih yazarlarının hiç kullanmadığı hadis usulünü Zehebî Tarihinde metod olarak alır. Geniş bir tefsir ve hadis bilgisi, müthiş bir zeka birleşimi ile tarihi hadisleri, kendinden önceki bilginler in eserlerin i incelerke n son derece dikkatlid ir. Mesela İbni İshak tarafından nakledile n ve İbni Hişam tarafındanda aynen kopye edilerek alınan Mirada ilgili Hz. Aişe (r.a.) île Muaviye (r.a.)’ın “Miraç hadisesin in bedenle değil ruhla olduğu” nakilleri ni [24] zayıflığı sebebiyle kitabına almaz. Oysa İbni Cerir-i Taberî dahil, sonra gelenleri n hemen ekserisi bu haberi esas alırlar. Bu yüzden Miraç ile ilgili kitap yada makale yazan herkes bu asılsız habere binaen bir sürü tartışmaya girip, “yok şöyle idi, yok böyle idi, şu kasdedilm işti”, diye bir sürü söz sarfına mecbur kalmıştır. Elhamdülillah ben bu mevzuyu Zadü’l Meâd’ı tahkik ederken izah edip bu iki rivayetin de aslı olmadıgını belirtmiştim. [25] Aradan Uç dört yıl geçtikten sonra Ustad Zahid Kevserî’nin “Makâlaf’mda aynı kanaati daha kısa olarak arzettiğini görünce Allah’a hamd ve senalar etmişimdir.
Zehebî zayıf bir rivayeti şöhretine binaen nakledinc e “Biz bu haberi delil diye değil ibret olsun diye naklettik” bazende “biz bunu hayret ettiğimizden anlattık, yoksa bu asla güvenilecek şey değil” gibi ifadelerl e kritiğini yapar.
Tarihü’I İslam’ı kısaca tanıtma faslında bu konuya yeniden gireceğim için bunu uzatmıyorum.
Zehebî, Birzalî, İbni Kesir ve emsali tarih yazarlarına göre tarihe değişik boyutlar kazandırmış bir zattır. Onun “İslam ülkeleri tarihi” adını verdiği tarihi ülkelerin siyasi tarihine ait ilk sayılabilecek orjinalli kte bir tarihtir.
Zehebî yine Tarihü’I İslam’ını dört cilt olarak, sadece Kronoloji k sıra ile yeniden kaleme almıştır.
Onun “Siyer-İ A’lamün-Nübelâ” adlı 24 ciltlik şaheseri İslam Ulularının Tarihçe-i hayatlarıdır. Bu vesileyle Zehebî Devletler tarihi yanında alimler tarihini de yazmış bulunuyor .
Zehebî bunları yaparken çok yönlü, çok objektif olarak hadiseler e yaklaşır. Mesela bu birinci ciltte “Selman-i Farisi (r.a)”m hayatını verirken uzun uzadiya verip onun yaşı hakkında iki yüz elli olduğunda alimler ittifak etmişlerdir. Daha fazla oluşunda ise çeşitli görüşleri vardır, derken Siyeri a’lamUn-Nübela’sında:
,,Ben Tarihü’I İslam’da öyle demiştim. Şimdi, şu saatte artık bu görüşe razı değilim ve onu doğru görmüyorum.” der.
Bunu, onun yaşının sekseni geçmiş bir kimse olduğunu İbni Ebî Hatem’in “el-İlel” adlı eserindek i bir habere dayanarak verir. [26]
Yine bu cildin Hicret kısmını anlatırken Beyhaki’den şu haberi nakleder. Ömer (r.a) anlatıyor:
Ebû Bekir, hicret gecesi Rasulüllah’la beraber çıkmış kah Önünde kah ardında yürüyerek bekçilik etmişti. O gece sabaha kadar yürüyen Rasulüllah’m ayağında ayakkabı parçalanıp yalın ayak kalınca, onu omuzuna alıp mağaraya getirdi. Orada yılan deliği vardı. Bir yılan çıkarda Rasulüllah’a zarar verir korkusuyl a deliği ökçesiyle tıkadı. Yılanlarda onu soktular. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Rasulüllah (s.a.v.) de ona “Üzülme Allah bizimledi r.” diyordu.. …
Sonra Zehebî:
-“Bu münker bir haberdir. Beyhakî bunu nakledip rivayet hakkında sesini çıkarmamıştır. Bunun afeti bu Er-Rasibî denen ravidir. O meçhul olmakla beraber üstelik sika değildir. Hatib onu tarihinde anlatıp iğnelemektedir.” diyor. [27]

[23] Müsned 3/357; İbni Mâce 3062; Beyhakî 5/202, 248; Hakim 1/475; Dara-kutnî 2/289; Hatib, Tarih 1/166; 3/179; Ebû Nüaym Tarih-i İsfahan 2/37.
[24] Bak İbni Hişam 2/34 Taberî 15/26 (İsra Tefsiri).
[25] Zadü’l Meâd terceme, tahkik ve talik Cantaş Yayınları 3/1041
[26] Zehebî Siyeri A’lamün Nübela 1/556.
[27] Tarihü’I İslam siyer bölümü Orijinal arabca sayfa 322.  
İmam Zehebi, Tarihu’l-İslam,1/39-45

Explore posts in the same categories: Hadis Aşkına Doğru, Hafız Zehebi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: