Yöneticilerle İlişkisi ve Onlara Bakışı

Hasen’in ömrünün çoğu, Emevî idaresi altında geçmiştir. Tabiatıyla onun idarecilerle, olumlu veya olumsuz yönde bir münasebeti, başka bir ifadeyle, yönetimi değerlendirilmesi olacaktır. Onun bu husustaki fikir ve tutumunun bilinmesi, her şeyden önce, şahsiyeti açısından önem taşımaktadır.

 

 

Hasen’in halifelerle ilişkileri olmuştur. Ancak bunların en önemlisi, Ömer ibn Abdilazîz ile olan yakınlığıdır. Yukarıda, yer yer kendisinden bahsedilen Ömer ile Hasen’in şahsiyetlerinde; ilim, selefi örnek olma ve hizbî davranıştan uzak olma gibi bir benzerlik göze çarpmaktadır. İşte halife bu yakınlıktan dolayı arkadaşı denilebilecek Hasen’e, birçok mektup[641] yazarak, onun ilminden faydalanmak istemiştir. Hilâfetinde Hasen’e, kâdılık gibi resmî bir görev dahi tevdi edilmiştir[642]. Hasen’in söz konusu mektuplara verdiği cevapların birinde, âdil bir imâm (halife, idareci)nin sıfatları sayılarak, idareciye; zulüm ve haksızlıktan uzak, sahâbeyi örnek alan bir ruhla, dinî hükümler çerçevesinde halkı yönetmesi söyleniyor[643]; diğer bir mektupta ise, âdeta yaşadığımız hayatın değerlendirmesi yapılarak, insanın kurtuluşa ermesinin formülleri gösteriliyor ve dünyanın kötülükleri bir bir sayılmak suretiyle, mü’min için, faziletli bir hayat dışındaki bütün yolların, onun aleyhine olduğu ifade ediliyor[644]. 

Hasen, Abdülmelik ibn Mervân ile de mektuplaşmıştır. Hasan-i Basrî’nin kaderî olduğu şeklinde Abdülmelik’e bir ihbar yapılmış, bunun üzerine Halife, ona bir mektup yazarak, fikrini sormuştur ve Hasen de verdiği cevapta, bu isnadı reddetmiştir[645]. 

Bazı valilerle yakınlığına gelince: 

Basra’ya vali tayin olan Bişr ibn Mervân’ı ziyarete gitmiş ve Bişr’in “Zekâtımızı, sultana mı, yoksa fukaraya mı verelim?” sorusuna Hasen, “Hangisine verirsen, zekâtını yerine getirmiş olursun.” cevabını vermiştir. Bunun üzerine vali, “Bazı kimselerin itibar kazanması sebepsiz değil.” diyerek, memnuniyetini izhar etmiştir[646]. Sonra, onu (Bişr’i) ölüm döşeğindeyken de ziyaret etmiş[647] ve cenazesinde bulunmuştur. 

Irak valisi Mesleme ibn Abdilmelik[648], Hasen’in şahsiyetini beğeniyor ve halktan, onun meziyetlerini dinlemek istiyordu. Hatta bir konuşmasında, “İçinizde böyle biri varken, bir kavim nasıl dalâlete düşer?[649]” diyerek, Hasen hakkındaki hayranlığını dile getirmiştir. Bir gün Hasen, onu “Minberden indiğin zaman, söylediğinle amel et!” şeklinde ikaz etmiştir. Mesleme ona bir cübbe ve güzel bir elbise hediye göndermiş ve Hasen de onları kabul etmiştir[650]. 

Basra valisi, Adiyy ibn Ertât el-Fezârî, kurrâyı sever ve onların görüşlerinden faydalanırdı. Hasen’in de bu vali ile bazan beraber bulunduğu ve yanında yemek yediği görülüyor[651]. 

Irak valileri içinde, Hasen’in İbn Hubeyre ile konuşması ve Haccâc’la mücadelesinin, ilim ve siyaset tarihinde önemli bir yeri vardır. Onun için, bunların üzerinde biraz durulacaktır. 

Yezîd ibn Abdilmelik’in halifeliği devrinde, Ömer ibn Hubeyre el-Fezârî, 103/721 senesinde Irak’a vali oldu. Makamına geçtikten sonra, Hasan-ı Basrî, Muhammed ibn Sîrîn ve Şa’bî’yi huzuruna çağırdı. Yezîd’in halifeliğini, kendisinin yeni görevini ve Halife’nin memuru olduğunu hatırlattıktan sonra; halifeden gelen emirler karşısında, nasıl davranması gerektiği ile ilgili olarak, onların görüşlerini almak istedi. Bunun üzerine İbn Sîrîn ve Şa’bî, fikirlerini kapalı bir şekilde arzettiler. Sonra vali, Hasen’in görüşünü sordu. O da:  

“Ey İbn Hubeyre, Yezîd hakkında Allah’tan kork ve Allah hakkında Yezîd’ten korkma; şüphesiz Allah seni Yezîd’ten korur; halbuki Yezîd seni Allah’tan koruyamaz. Cenab-ı Hakk’ın sana bir melek göndererek, seni tahtından uzaklaştırması ve geniş sarayından çıkarıp, dar kabrine sokması pek uzak değildir. Sonra şunu unutma ki, seni orada ancak sâlih amellerin kurtaracaktır. Ey İbn Hubeyre, şayet Allah’a âsi olursan (hâlin bu!) Allah, bu sultayı (otoriteyi/yetkiyi), onun dinine ve kullarına yardımcı (bir vasıta) kıldı. O halde, Allah’ın verdiği bu otorite ile Allah’ın dinine ve kullarına sakın zulmetme. Zira Yaratan’a isyan söz konusu olduğu yerde, mahlûka itâat yoktur.[652]” 

Hasen’in bu cevabı, yorum istemeyecek kadar açıktır. Onu, beldesinin imâmı yapan unsurlardan biri de işte bu cesaretiydi. İhyâ’da bu olaya daha geniş bir şekilde yer verilmiştir.  

Gazalî’nin rivâyetinden anlaşılıyor ki, İbn Sîrîn ve Şa’bî’nin cevaplarından, âmirin emri ne olursa olsun, ona itâat edilmesi gerektiği neticesi çıkarken; şayet âmir, dinî ahkâma aykırı bir emir verirse, bu durumda memurun nasıl davranacağı hususuna, bir açıklık getirilmemiştir. Oysa Hasen’de, bunun gayet güzel bir şekilde ölçüye bağlandığına şahit olunmaktadır. 

Hasen, Kur’ân-ı Kerîm ve sünnet ile sahâbenin yaşayışına muhalif, her fikir ve hareketin karşısına çıkmış; ancak tenkidini, bazı esaslara bağlı kalarak yapmıştır. Bu esasların neler olduğu, ileride görülecektir. 

Hasen, idareyi[653], özellikle, Haccâc’ın idaresini tenkit ediyordu. Yukarıda da sözü edildiği gibi Haccâc; kuvvetli siyasî ve idarî teşkilatıyla, âdeta nifak yatağı olan Irak’ı disiplin altına almıştı; ama bu arada, çok kan dökmüş ve zulmetmişti. 

Sa’îd ibn Ebî Mervân anlatıyor: Mescitte, Hasen’in yanında oturuyordum. Haccâc, bazı asker ve yardımcılarıyla beraber içeri girdi; etrafına baktı, en kalabalık meclis olan Hasen’in meclisine doğru yöneldi ve Hasen ile benim arama oturdu. Kendi kendime bugün Hasen’i deneyeceğim, bakalım, konuşmasında bir değişiklik yapacak mı? Dedim. Hasen, her gün nasıl konuşuyorsa, öyle konuştu; sözünde bir değişiklik yapmadı. Vaazını bitirince, Haccâc elini Hasen’in omuzuna vurarak, bu şeyh doğru konuştu ve iyisini yaptı. Siz bu gibi meclislere devam edin; zira ben Resulüllah’ın “Zikir meclisleri cennet bahçeleridir.” dediğini işittim. Eğer üzerime aldığım kamu hizmeti olmasaydı, siz beni, bu gibi meclislerde geçemezdiniz; çünkü ben bunların faziletini bilenlerdenim, dedi ve konuşmasını sürdürdü; hepimiz güzel beyanına hayran kaldık.  

Sonra Haccâc gidince, Şamlı biri gelerek, “Ey Allah’ın kulları, hayret etmez misiniz, ben yaşlı bir kimse olduğum halde, hâlâ askerlik yapıyorum. Aldığım maaş üç yüz dirhemdir. Buna karşılık at, katır ve çadır bulundurmak ve yedi çocuğuma bakmak mecburiyetindeyim. Hâlime bakın da acıyın!” dedi. Bunun üzerine Hasen:  

“Allah onları kahretsin! Allah’ın kullarını hizmetçi edindiler; Allah’ın malını bölüştüler; dînar ve dirhem uğruna insanları öldürdüler. Allah’ın düşmanlarına karşı savaşa çıktıkları zaman, kendileri rahat eyerler vurulmuş cins atlar üzerinde gittikleri halde, din kardeşlerini, aç ve yaya olarak götürürler.” şeklinde konuşarak, onların bütün kusurlarını ortaya döktü. Fakat bu konuşmaların, başka bir Şamlı tarafından Haccâc’a ulaştırılması üzerine Haccâc, Hasen’i çağırdı. Haccâc’tan Hasen’e bir zarar gelecek diye çok üzüldük. Kısa bir zaman sonra, Hasen gülerek geldi ve Haccâc’ın dediklerini anlattıktan sonra, “Allah beni şerrinden korudu.[654]” dedi. 

Özetlenerek nakledilen bu rivâyet, Haccâc yönetimini karakterize etmesi bakımından önem taşımaktadır. Hasen, zulüm ve haksızlık karşısında, toplumu uyarmaya çalışmış ve bu arada Haccâc’ın cezalandırmada takip ettiği yolun, çok merhametsizce olduğunu belirtmiştir[655]. Bir konuşmasında “Allah’tan korkun, şüphesiz Allah nezdinde, çok Haccâclar vardır.[656]” diyerek, halkı, Allah’ın dinine uymaya  çağırmıştır.  

Talebesinden Eyyûb’un bildirdiğine göre, Haccâc, birkaç defa Hasen’i öldürmek istemişse de Allah, Haccâc’ın şerrinden onu korumuştur. Ve bir defa, Ali ibn Zeyd’in evinde, iki sene gizlenmek zorunda kalmıştır[657]. Murtazâ’nın naklinde de Hasen, Haccâc’ın yaptırdığı köşkü gezerken gördüm, “Ey habîslerin en habîsi ve fâsıkların en fâsıkı…!” demiş ve bu sözler, Haccâc’ın kulağına ulaşınca; o da Hasen’i çağırmış ve ona, “Hazret-i Ali ve Hazret-i Osmân hakkında ne dersin?” sorusunu yöneltmiş; Hasen, “Senden daha şer olanın yanında, benden daha hayırlı olanın sözünü söylüyorum.” cevabını vererek, şu mealdeki âyetleri okumuştur:  

“Firavun dedi ki: Öyleyse geçmiş asırlar halkının hâli nedir? Ölümden sonra, saâdette midirler, şekâvette midirler?). (Mûsa cevaben) dedi ki: Onların ilmi, Rabbimin katında bir kitaptadır. Rabbim hata etmez ve unutmaz.[658]”  

Bu rivâyetler, yani Haccâc’tan gizlenmesi ile Haccâc’ın adını Firavun’a bitiştiren rivâyetler karşısında, ihtiyatlı olmak gerekiyor. Çünkü o ve sonraki tarihlerde, bazı aşırı şiî cereyanlar ile yine bazı aşırı Emevî akımların yarış edercesine, birbirleri aleyhinde ve kendi lehlerinde rivâyetler vaz ettikleri, tarihî bir gerçektir. Zaten muhaddislerin de hadisi rivâyet etme konusunda bazı şartlar koymalarının sebeplerinden biri, bu değil midir? Onun için, Hasen’in bu sert ve açık tutumu, onun genel prensiplerine aykırı düşmektedir. Hasen, mücerret zulüm ve haksızlıktan bahsederek, Haccâc yönetimini, en ağır bir dille tenkit ediyor ve halk, Hasen’in Haccâc’ı kastettiğini anlıyordu. Hasen’in, prensiplerinde bazan değişiklik yapıp yapmadığı ise, bilinmiyor; ancak onun genel tutumu, ölçülü tenkit çerçevesi içinde olmuştur. Bu hususun İbn Sa’d’ın naklettiği bir rivâyette görülmesi mümkündür.  

Buna göre Hasen, Mü’minin, bir münkeri, tam bir açıklıkla şer bir idareciye karşı söyliyerek, nefsini zelil etmesinin câiz olmadığını; çünkü, onların kılıçlarının, daima söylenecek sözlerin üstünde olduğunu, beyan etmiştir[659]. 

Burada hemen kaydedilecek olursa, Hasen’in uyguladığı bu metod, hiç bir zaman onun cesaretle hakkı söylemesine mâni olmamıştır; zikredilen vesîkalar bunu ispatlamaktadır; ancak o, takıyye[660] prensibine inanmış olarak görüşlerini açıklamıştır. Çağdaşı Sa’îd ibn Cübeyr ise, takıyyeyi kabul etmediğinden, açıkça idarenin zulmünü ilân etmiş ve yukarıda ifade edildiği gibi idam edilmiştir[661]. 

Bununla beraber Hasen, Haccâc’ın küfrüne de inanmış değildi; şayet inanmış olsaydı, Haccâc’ın idaresine başkaldıranlarla beraber olur ve halkı da buna teşvik ederdi. 

 

[641] Ebû Nuaym, Hılyetu’l-evliyâ’, II,134-140; Gazâlî, a.g.e., I,45; III,126-127; İbnu’l-Cevzî, el-Hasenu’l-Basrî, s.49. 

[642] Ebû Ca’fer Muhammed ibn Cerîr et-Taberî, Târîhu’l-umem ve’l-mulûk, Kâhira 1358/1939, V,310; İbn Sa’d, et-Tabakât, VII,116; Ahmed ibn Hanbel, Kitâbu’l-ılel ve ma’rifeti’r-ricâl (nşr. Talât Koçyiğit ve İsmail Cerrahoğlu), Ankara 1963, I,142. 

[643] İbn Abdi Rabbih, Ahmed ibn Muhammed el-Endelusî, el-Ikdu’l-ferîd, Kâhira 1367/1948, I,11. 

[644] İbnu’l-Cevzî, el-Hasenu’l-Basrî, s.54; Ebû Nuaym, Hılyetu’l-evliyâ’, II,134. 

[645] Bk.Hasan-ı Basrî, Risâle Abdi’l-Meliki’bni Mervân ilâ’l-Haseni’l-Basrî ve cevâbihi aleyha, Suleymaniye Ktp. Ayasofya blm. No. 3998 (Yazma). 

[646] İhsân Abbâs, a.g.e., s.39. 

[647] Zehebî, Târîhu’l-İslâm, III,141-142. 

[648] Zehebî, el-Kâşif, III,144. 

[649] Zehebî, Târîhu’l-İslâm, IV,103. 

[650] İbn Sa’d, et-Tabakât, VII,126; Zehebî, Târîhu’l-İslâm, IV,102. 

[651] İbn Sa’d, a.g.e., VII,126 

[652] İbn Hallikân, Vefeyâtu’l-a’yân,II,71. Bu rivâyet, İhya’da geniş bir şekilde geçmektedir: Bk. Gazâlî, İhyâu ulûmi’d-dîn, II,211; Aynı şekilde, değişik kelimelerle Hılye’de zikredilmiştir: Bk. Ebû Nuaym, Hılyetu’l-evliyâ’, II,149-150; Bk. Zehebî, a.g.e., IV,177. 

[653] Muberrid, el-Kâmil, III,215-216. Bu arada Hasen, hâlleri şeriata uymayan bazı kurrâyı da tenkit etmiştir: Bk. İbn Kuteybe, Uyûnu’l-ahbâr, II,132-133; İbnu’l-Cevzî, el-Hasenu’l-Basrî, s.52-53. 

[654] Gazâlî, İhyâu ulûmi’d-dîn, III,199. 

[655] Câhiz, el-Beyân ve’l-tebyîn, III,164. 

[656] Câhiz, a.g.e., III,164. 

[657] Zehebî, Târîhu’l-İslâm, III,353. 

[658] Tâhâ,52-53. Bk. İhsân Abbâs, el-Hasenu’l-Basrî, s.45-46. 

[659] İbn Sa’d, et-Tabakât, VII,128. 

[660] Hasen, “Takıyye, kıyamet gününe kadar sürer.” dedi. Bk. Buhârî, el-Câmiu’s-sahîh, IX,19; Kurtubî, Tefsîru’l-Kurtubî, X,190. Takıyye: İkrah halindekini açığa vurmaktan çekinmektir. Başka bir tarife göre, takıyye, kalp tam olarak imana bağlı olduğu halde, lisan ile olur; yani dilin kalpte olmayanı söylemesidir. Bk. İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-bârî, XII,279. Burada, Hasen-ı Basrî’nin takıyye prensibi ile Şiîlerin takıyyesi arasında mahiyet farkı olduğunu hatırlamak gerekir. 

[661] Hasen, Sa’îd ibn Cübeyr’in öldürülmesine çok üzüldü. Bk. Demîrî, Hayâtu’l-hayavânı’l-kubrâ, II,303. Haccâc ölürken, Hasen’in ona söylediği son söz için Bk.İbn Hallikân, Vefeyâtu’l-a’yân, II,53.

Explore posts in the same categories: Hasan Basri, Yöneticilerle İlişkisi ve Onlara Bakışı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: