Doğumu, Ailesi ve İkameti

El-Hasen ibn Ebi’l-Hasen Yesâr el-Basrî, Hazret-i Ömer’in hilâfetinin sona ermesine iki sene kala 21/641 tarihinde Medine’de doğmuştur[230]. Babası, Meysân[231] fethinde[232] esir alınmış[233] ve Medine’de, Ensâr’dan birinin kölesi olmuştur[234]; ancak efendisinin kim olduğu konusunda çeşitli rivâyetler vardır. İbn Hallikân, Hasen’in babası, Zeyd ibn Sâbit el-Ensârî’nin kölesiydi, demektedir[235]. Brockelmann da aynı görüşü paylaşmaktadır[236].

 

 

İbn Sa’d ise babasının Meysân esirlerinden olup, Medine’ye getirildiğinde, onu Enes ibn Mâlik’in halası olan en-Nadr’ın kızı er-Rubeyyi’in satın aldığını ifade ediyor[237]; başka bir görüş olarak da – hem de Hasen’in dilinden – ana ve babasının, Neccâr oğullarından bir kişinin köleleri olduğunu ve bu kişi, Ensâr’dan Benû Seleme’den bir kadınla evlenirken, ona mehir olarak verildiklerini ve bu kadının da onları âzat ettiğini, kaydediyor[238]. İbn Kuteybe ve İbn Hacer, sadece, Ensâr’ın mevlâsıydı (kölesiydi) demekle[239], yetinmektedirler. Zehebî de Zeyd ibn Sâbit’in veya Cemîl ibn Kutbe’nin[240] kölesi denildiğini, naklediyor[241]. Belâzûrî’nin kaydettiği bir rivâyete göre ise, Enes ibn Mâlik’in Benû Seleme’den Cemîle isimli zevcesinin kölesi olduğu anlaşılıyor[242].  

Bütün bu rivâyetleri, bir noktada toplamak mümkün görülmüyorsa da babasının köle olduğunda ittifak vardır. Babasının ismi, Yesâr’dır. Ancak bu, müslüman olduktan sonraki adıdır. Daha önceki adının, Fîrûz olduğunu, Belâzûrî kaydediyor[243]. Müslüman olmazdan önceki dini ve milliyeti konusunda ise, müracaat edilen tabakat kitaplarında bir bilgiye raslanmamıştır. Çağımız müelliflerinden İhsan Abbâs, babasının hıristiyan olduğunu yazıyorsa da bu konuda herhangi bir kaynak göstermemiştir[244]. 

Hasen’in annesinin ismi, Hayre’dir[245]. Yesâr’ın Hayre ile buluşması, Yesâr’ın, Meysân’dan Medine’ye getirildiğinde, Hayre’nin büyüdüğü evin seyyidine köle düşmesi sebebiyle olmuş; bu adam da Ensar’dan bir kadınla evlenirken, mehir olarak  zevcesine, bu iki köleyi vermiştir[246]. Bu rivâyetle, yukarıda, yine İbn Sa’d’tan nakledilen rivâyet, birbirini tamamlıyor ve her ikisinin de mehir karşılığında, bir başkasına verildiği görüşünü kuvvetlendiriyor. 

Ancak, kaynakların ittifak ettiği bir husus varsa, o da Hayre’nin Hazret-i Peygamber’in zevcesi Ümmü Seleme’nin[247] hizmetcisi[248] (مولاة) olması hususudur. Hayre’nin Ümmü Seleme’ye nereden ve nasıl geldiği;  milliyetinin ve eski dininin ne olduğu hususuna, kaynaklar bir açıklık getirmemektedir. İbn Kuteybe’nin ifadesine göre, Hasen, kölelik üzerine doğmuştur[249].  

Bu durumda, Yesâr ile Hayre, köle olarak evlenmiş ve oğulları Hasen doğduktan sonra âzadedilmişlerdir. Belki görünüşte, sosyal açıdan çok sınırlı şartlar altında dünyaya gözlerini açan bu çocuk, aslında, kıymeti biçilmiyen bir zenginliğe  kavuşuyordu. O da yukarıda belirtildiği gibi, annesinin Hazret-i Ümmü Seleme’nin hizmetinde bulunmasıdır. Ekonomik imkânları mahdut, fakat mutlu bir hayat süren bu mütevâzi aile, Vâdi’l-kurâ’da[250] yaşıyordu[251]. Annesi, Ümmü Seleme’nin evine gidip geliyor, bu arada küçük Hasen’i de beraberinde götürüyordu. Annesi, Ümmü Seleme’nin ihtiyaçlarını görmek için dışarı çıktığında, bu küçüğün ağladığı oluyor; Hazret-i Ümmü Seleme de onu şevkat dolu kollarına alarak bağrına basıyor, hatta onu emzirdiği oluyordu. İbn  Hallikân, bu durumu çok açık bir şekilde kaydediyor ve diyor ki: Ümmü Seleme annesi gelinceye kadar Hasen’i oyalamak için, onu emzirdi; sütü geldi ve o da içti[252]. 

İşte, Hasen’in bütün hayatı boyunca, fikrî yapısı ve yaşayışına tesir ederek, mutluluğunu hazırlayacak olayların, belki başta geleni budur! Onun için, ondaki hikmet ve fesâhatin sırrını, buna bağlayanlar olmuştur[253].  

Hasen, bu devrede, daha çok annesinin yanında bulunmuş, onun terbiyesinde büyümüştür. Annesi ise, genç yaşlarında Arap çevresinde bulunduğundan, Arapça’yı iyi konuşuyor[254], böylece Hasen’in, ilimde  önemli bir unsur olan dili, mükemmel bir şekilde öğrenmesine büyük ölçüde katkıda bulunuyordu. Bu Medine döneminde Hasen, okuma yazmayı öğrendi ve daha 14 yaşına ulaşmadan, Kur’ân-ı Kerîm’i hıfzetti[255]. Birçok önemli hâdiseye şahit oldu. Meselâ, bir defa, halife Hazret-i Osmân’ı, ibrikten ona su dökülürken gördü[256]. Yine halifeye, Medine mescidinde ayakta ve oturduğu halde, hutbe irâdederken şahit oldu[257].  

Bu gibi olaylar, onun fikir dünyasının kurulmasında temel unsurlar olmuştur. Çünkü sahabî bir halifenin hayatına yakından tanık oluyor ve hutbelerini dinliyordu. Sonra öyle bir halife ki, Hasen’in ifadesiyle, halkın arasına giriyor, sanki halktan biriymiş gibi onlarla beraber oturuyordu[258]. 

Bu arada Hasen, istırap yüklü dâr olayı diye bilinen Hazret-i Osmân’ın şehit edilmesi hâdisesine şahit olmuştur. Çeşitli bölgelerden bir takım isyancı gruplar gelerek, Medine’yi istilâ etmişlerdi. Hasen, bu isyancılara, fâsıklar tabirini kullanmaktadır[259]. Ve Hasen’in nakline göre, Hazret-i Osmân (toplanan bu gürûha karşı) konuşurken, bir adam kalkıp “Biz Allah’ın kitâb’ı (nın tatbik edilmesi) ni istiyoruz.” demiş ve halifenin ona cevabı “Otur! Allah’ın Kitâb’ını isteyen, senden başkası yok mu?” şeklinde olmuştur[260]. O zaman Hasen, 14-15 yaşlarındaydı[261]. 

Bu sıralarda Hasen’in Medine’de olduğu, eldeki belgelere göre kesinse de ilmî hayatına damgasını vuran Basra’ya geçiş tarihi ve hangi sebeplerle oraya gittiği, kesin olarak bilinmemektedir. Ancak Yesâr ailesinin  36/656 yılı içinde Basra’ya gittiği tahmin edilmektedir. Çünkü 35/655 tarihinde, Hazret-i Osmân’ın şehit edilme hâdisesini görmüştü. Bu olay, müslümanların bazı gruplar haline gelmesine ve bazılarının Irak tarafına yönelmesine sebep olmuştu. 

Acaba Hasen’in babası, Basra’ya, Hazret-i Âişe veya Ali ibn Ebî Tâlib taraftarı olarak mı; yahut, aynı sene içinde vuku bulan Sıffîn’de bir tarafı iltizam etmek için mi gitti; buna kaynaklarda kesin bir cevap bulunulmamaktadır. Her ne kadar rivâyetlerin birinde, Hasen “Kılıcımı kuşandım, Ümmü’l-Mü’minîn’ne yardım etmek için gittim. Bu arada Ahnef (ibn Kays) ile karşılaştım. Bana, ne yapmak istiyorsun? Dedi. Ben de Ümmü’l-Mü’minîn’ne yardım edeceğim, dedim. O da vallâhi, sen Resulüllah ile beraber, müşriklere karşı savaşmadın; şimdi nasıl Âişe ile mü’minlere karşı savaşacaksın? dedi. Bunun üzerine ben de evime döndüm ve kılıcımı bıraktım.[262]” deniliyorsa da kaynağı bilinmediği için, bu haberin esas alınması mümkün görülmemektedir. 

Bununla beraber, Yesâr ve Hasen’in bu hâdiselerden birine iştirak ettiklerine dair bir vesika da  mevcut değildir. Bilâkis, Hasen, hayatı boyunca, fitne ve isyanlara karşı muhâlif bir tutum içinde olmuştur. Ömer Nasuhi Bilmen, “Hasan-ı Basrî, Sıffîn’de tarafsız oldu, halka da onu tavsiye etti.” demektedir[263]. 

Basra döneminde Hasen, erginlik çağında görülmektedir[264]. Çocukluk devresinde dahi, Medine mescidine gidip, Hazret-i Osmân’ın konuşmalarını  dinleyen Hasen, bu dönemde Basra mescidine gidiyor ve sahabî hocalarının derslerini dinliyor. Basra’da istifade ettiği hocalarının başında, İbn Abbâs, Enes ibn Mâlik, Abdurrahmân İbn Semure, Semure ibn Cundeb, Iyâd ibn Hımâr[265], Ma’kıl ibn Yesâr ve Esved ibn Serî’ gibi sahabîler gelmektedir. Meselâ Câhiz, Hasen’den şu haberi naklediyor: 

(Abdullah) İbn Abbâs, Basra’da, ders verenlerin ilkiydi. Bir kere minbere  çıktığında el-Bakara ile Âl-i Imrân surelerini okudu ve onları harf harf tefsir etti[266]. Burada belirtilmesinde yarar vardır ki, Hasen’in ders aldığı hocalarından, hangilerini gördüğü ve yetişmediği halde kimlerden rivâyet ettiği hususu, ilerideki bölümlerde işlenecektir. 

İlmî çalışmalarının yanında Hasen, fetih orduları ile beraber fütuhâta da katıldı. Sahâbe’den Abdurrahman ibn Semure komutasındaki orduyla Sicistân’a gitti[267]. Abdurrahman ile Kâbil, el-Endegân ve Zâbilistân gazvelerinde üç sene beraber bulundu[268]. 

51/71 senesinde, Rabi’ ibn Ziyâd, Horasan’a vali tayin olunca, Hasen de kâtibi olarak onunla birlikte gitti[269]. Hemen hemen 10 sene (H.43/53) süren[270] bu askerlik hayatında Hasen, birçok sahabî ile tanışma ve onlardan rivâyet etme imkânını buldu[271]. Bu arada, Katarî ibn el-Fucâe el-Hâricî (ö.78/697) ve            el-Muhelleb ibn Ebî Sufre (ö.83/702) gibilerle arkadaşlık yaptı[272]. Böylece bu fetihlerin, onun bilgi ve görgüsünü arttırmış olmasında şüphe yoktur. 

Fetihlerden sonra Hasen, fikren biraz daha olgunlaşmış olarak Basra’ya döndü. Yine, mevcut sahâbe ve ileri gelen tâbiûndan dersler almakla beraber, bu dönemde kendinde, fetva verme ve va’z etme gücünü buldu. Basra mescidinde verdiği dersler, büyük bir talebe topluluğu tarafından takip edildi. İlmi, zühdü, konuşmasındaki fesahatı ile talebelerinin takdirini kazandı ve şöhreti her tarafa yayıldı. Hatta, halife ve valiler, ilminden istifade etmek için, adamlar veya mektuplar göndererek, ona başvurmaya başladılar[273]. 

Ömer ibn Abdilazîz zamanında, ilim adamlarına büyük bir hürmeti olan Basra valisi Adiyy[274], Hasen’i 99/717 de Basra kâdılığına getirdi[275]. Bu şekilde, onun devlet ve yöneticilerle olan münasebeti artmış oldu. Ancak bu görevde fazla kalmamış ve istifasını vererek ayrılmıştır[276]. 

Hasan-ı Basrî’nin uzun denebilecek bu hayat şeridi gözden geçirildiğinde, gazveler ve ömründe iki defa hacca gitmesi dışında[277], herhangi  bir yere gittiği bilinmiyor. 

 

[230] İbn Sa’d, Kitâbu’t-tabakâti’l-kebîr (Tabakâtu İbn Sa’d), Leiden 1332/1913, VII,114; Belâzurî, Kitâbu futûhi’l-buldân, Kâhira 1956, s.422; İbn Hacer  el-Askalânî, Tehzîbu’t-tehzîb, II,263-264; İbn Hallikân, Vefeyâtu’l-a’yân, II,72; Carl Brockelmann,Târîhu’l-edebi’l-arabî (GAL), Mısır 1974, I,257; Ebû İshak eş-Şîrâzî, Tabakâtu’l-fukahâ’, Bağdâd 1357/1938, s.68.  

[231] Meysân, Basra’nın altında (güneyinde) bir bölgenin adıdır.Bk.İbn Hallikân, Vefeyâtu’l-a’yân, II,73; İslâm Ansiklopedisi, 81. cüz, MEB, s.191. 

[232] Meysân bölgesinin bir kısmı 12/633 tarihinde kumandan Hâlid ibn Velîd tarafından; Meysân’ın tamamı içinde olmak üzere, Basra bölgesi de 14/635 de fethedilmiştir. Bk.İslâm Ansiklopedisi, 81. Cüz, MEB, s.191. 

[233] İbn Hallikân, Vefeyâtu’l-a’yân, II,72; Belâzurî, el-Futûhu’l-buldân, s.422. 

[234] İbn Hacer el-Askalânî, Tehzîbu’t-tehzîb, II,263.        

[235] İbn Hallikân, Vefeyâtu’l-a’yân, II,70. 

[236] Carl Brockelmann,Târîhu’l-edebi’l-arabî, I,257. 

[237] İbn Sa’d, et-Tabakât, VII,114. Bk.Belâzurî, el-Futûhu’l-buldân, s.422.      

[238] İbn Sa’d, et-Tabakât,VII,114. Aynı rivâyetleri Belâzurî de naklediyor: Bk. Belâzurî,               el-Futûhu’l-buldân, s.422.      

[239] İbn Hacer  el-Askalânî, Tehzîbu’t-tehzîb, II,263; İbn Kuteybe, el-Meârif, s.440.         

[240] Belli başlı Tabakât kitaplarında bu isme raslanmamıştır. 

[241] Zehebî, Tezkiratü’l-huffâz, I,71. 

[242] Belâzurî, el-Futûhu’l-buldân, s.423.      

[243] Belâzurî, a.g.e., s.422.      

[244] İhsân Abbâs, el-Hasenu’l-Basrî, Matbaatu’l-i’timâd, Mısır 1952, s.21. 

[245] İbn Hallikân, Vefeyâtu’l-a’yân, II,70; İbn Hacer  el-Askalânî, Tehzîbu’t-tehzîb, II,263; Zehebî, Tezkiratü’l-huffâz, I,71; Zehebî, el-Kâşif, III,493. 

[246] İbn Kuteybe, el-Meârif, s.440.  

[247] Bk. İbn Hacer el-Askalânî, el-İsâbe, IV,458; İbn Abdi’l-berr, el-İstîâb (İbn Hacer el-Askalânî, el-İsâbe ile birlikte), IV,454. 

[248] İbn Kuteybe, el-Meârif, s.136 ve 440; İbn Sa’d, et-Tabakât, VII,114; İbn Hallikân,  Vefeyâtu’l-a’yân, II,70; İbn Hacer  el-Askalânî, Tehzîbu’t-tehzîb, II,263 ve XII,416; Zehebî, Tezkiratü’l-huffâz, I,71; İbn Hacer  el-Askalânî,  Lisânu’l-mîzân, VII,525; Zehebî, el-Kâşif, III,469; Carl Brockelmann,Târîhu’l-edebi’l-arabî, I,257. 

[249] İbn Kuteybe, el-Meârif, s.440. 

[250] Vâdi’l-kurâ’, Şam ile Medine arasında uzun ve ma’mur bir vâdidir. Medine’ye 7 gecelik (yaklaşık 250 km.)tir. Eskiden Semûd ve Âd kavimlerinin yeri olup sonradan oraya Yehudiler yerleşmişlerdir. Hicretin 7 nci senesinde Hayber’in fethinden sonra fethedilmiştir. Bk. İbn Hişâm,  es-Sîratü’n-Nebeviyye, II,353; Mustafa Âsım Köksal, Muhammed aleyhisselâm ve İslâmiyet, VII,281. 

[251] İbn Hacer  el-Askalânî, Tehzîbu’t-tehzîb, II,263; Carl Brockelmann,Târîhu’l-edebi’l-arabî, I,257; İbn Hallikân, Vefeyâtu’l-a’yân, II,70. 

[252] İbn Hallikân, a.g.e., II,69; Bk. Ebû İshak eş-Şîrâzî, Tabakâtu’l-fukahâ’, s.68.        

[253] İbn Hallikân, a.g.e., II,69; Bk. Ebû İshak eş-Şîrâzî, a.g.e., s.68.        

[254] İhsân Abbâs, el-Hasenu’l-Basrî, s.22. 

[255] İbn Sa’d, et-Tabakât, VII,115; Bk. Zehebî, Tezkiratü’l-huffâz, I,71. 

[256] İbn Sa’d, et-Tabakât, VII,114. 

[257] İbn Sa’d a.g.e., VII,114. Osmân’ın “radıyallahü anh” hutbelerini defalarca işitmiştir. Bk. Zehebî, Tezkiratü’l-huffâz, I,71; Hazret-i Osmân’ı başka zamanlarda da görmüştür. Bk.Belâzurî, Ensâbu’l-eşrâf, cuz V,4; Zehebî, Târîhu’l-islâm, II,144. 

[258] Zehebî, Târîhu’l-İslâm, II,144. 

[259] Belâzurî, a.g.e., cuz V,92. 

[260] Belâzurî, a.g.e., cuz V,71. Hasen’in bu hadiseyle ilgili diğer rivâyetleri için Bk. Zehebî, Târîhu’l-İslâm, II,29; eş-Şâtibî, el-İ’tisâm, Beyrût 1332/1913, I,60. 

[261] Belâzurî, a.g.e., cuz V,71; Bk. Zehebî, Tezkiratü’l-huffâz, I,71. 

[262] İbrâhim ibn Muhammed el-Beyhekî, el-Mehâsin ve’l-mesâvî, Kâhira 1380/1961, I,77. 

[263] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukûk-ı İslâmiyye ve İstılâhât-ı Fıkhıyye Kâmûsu, İstanbul 1955, I,390. 

[264] İbn Hıbbân, 37 senesinde bâliğ oldu, diyor. Bk.İbn Hacer  el-Askalânî, Tehzîbu’t-tehzîb, II,270. 

[265] İbn Hacer el-Askalânî, el-İsâbe, III,47. 

[266] Câhiz, Amr ibn Bahr el-Câhiz, el-Beyân ve’l-tebyîn, Mısır 1395/1975, I,331. 

[267] Ebû Bekr Ahmed ibn el-Huseyn el-Beyhekî, Sunenu’l-kubrâ, Hind 1355/1936, IX,327. Abdurrahmân, H.50 veya 51’de öldüğüne göre, gazveler bu tarihlerden önce yapılmıştır. Bk. İbn Hacer  el-Askalânî, Tehzîbu’t-tehzîb, VI,191. 

[268] İhsân Abbâs, el-Hasenu’l-Basrî, s.30. Hasen bu fütühatta kahramanca savaşmıştır. Talebesinden Hişâm, onun bu yönünü “Hasen zamanının en cesurlarındandı.” şeklinde dile getirmiştir. Bk. Zehebî, Târîhu’l-İslâm, IV,104. 

[269] Zehebî, Tezkiratü’l-huffâz, I,71; İbn Hacer  el-Askalânî, Tehzîbu’t-tehzîb, II,263; İbn Kuteybe, el-Meârif, s.441; Zehebî, Târîhu’l-İslâm, II,279. 

[270] İhsân Abbâs, el-Hasenu’l-Basrî, s.31. 

[271] Ebû Mansûr Muhammed el-Mâturîdî, Te’vîlâtu’l-Kur’ân. Hamidiye Ktp. No.30 (Yazma), 285a. 

[272] Zehebî, Târîhu’l-İslâm, IV,104. 

[273] Bu husus ileride ele alınacaktır. 

[274] Adiyy ibn Ertât için Bk. İbn Hacer el-Askalânî, Tehzîbu’t-tehzîb, VII,164. Her ne kadar aynı kitabın II,270’de Ali ibn Ertât olarak geçiyorsa da bunun matbaa hatası olduğu tahmin edilmektedir. Çünkü Tabakât ve Esmâu’r-ricâl kitaplarında böyle bir isme yer verilmemiştir. İbn Hacer de mezkûr kitabında (VII,164) bu dönem valisinin Adiyy olduğunu göstermiştir. 

[275] Ebû Ca’fer Muhammed ibn Cerîr et-Taberî, Târîhu’l-umem ve’l-mulûk, Kâhira 1358/ 1939, V,310; İbn Sa’d, et-Tabakât, VII,116. Bk.Ahmed ibn Hanbel, Kitâbu’l-ılel ve ma’rifeti’r-ricâl (nşr. Talât Koçyiğit ve İsmail Cerrahoğlu), Ankara 1963, I,142. 

[276] Taberî, Târîhu’l-umem ve’l-mulûk, V,310. 

[277] İbn Hacer el-Askalânî, Tehzîbu’t-tehzîb, II,270; İbn Sa’d, et-Tabakât, VII,127.

Explore posts in the same categories: Doğumu, Ailesi ve İkameti, Hasan Basri

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: