Mukâtil Ve Kelâm

Sadece fırka ve mezheblere dair eserler Mukâtil’e, “Allah et ve kandır…” sözünü nisbet ederler. Böyle bir ifa­de Mukâtü’in Tefsirinde kesinlikle yoktur.

Bazı Kelâm imamları ile fırka ve mezheb tarihçileri Mukâtil’den övgüyle sözetmiş ve onu, sapıklık ve inkârın bertaraf edilip önlenmesi için bir temel ve dayanak kabul etmişlerdir.

Mesela Şehristanî, Mukâtil’i selef imamlarından biri­si olarak kabul etmiş, onu İmam Mâlik b. Enes’le birlikte değerlendirmiştir. Şöyle ki:

Hadîs ashabından selef, Mutezile’nin, Allah’ın ilmi ve râşid imamlardan öğrenegeldikleri Sünnet’e muhalefet konusunda ileri gitmeleri, Umeyye Oğulları’ndan bir topluluğun Kaderi görüşleri desteklemeleri, Abbasî ha­lifelerinden bazılarının Allah’ın sıfatlarını nefy ve Kur’ân’m mahluk olduğu hususundaki kanaatleri sa­vunmaları karşısında, Ayet ve Hadîslerde bulunan mü-teşâbîhler hakkında Ehl-i Sünnet ve’1-Cemaat’in görü­şünü sağlam delillerle ortaya koymada aciz kaldılar. Ahmed b. Hanbel, Dâvûd b. Ali el-İsfehanî ve selef imamlarından bir topluluk kendilerinden önce gelen Hadîs ashabından olan Mâlik b. Enes ve Mukâtil b. Sü­leyman gibi mütekaddimlerin selef yöntemi üzerinde yürüdüler ve böylelikle selâmetli yolu izleyerek şöyle dediler:

“Bizler Kitap ve Sünnet’te vârid olanlara îmân ederiz, te’vîle kalkışmayız. Bununla birlikte kesinlikle Yüce Al­lah’ın yaratılmışlardan hiçbir şeye benzemediğini de bi­liriz. Şunu da biliyoruz ki, hayâlimizde canlanan her şe­yin yaratıcısı ve takdir edicisi O’dur.”

Böylelikle onlar teşbihten alabildiğine sakınır ve çeki­nirlerdi. Nihayet demişlerdir ki:

“Yüce Allah’ın, İki elimle yarattığım âyetini okuyunca, elini oynatanın elini, yahut da Mü’minin kalbi Rah­manın parmaklarından iki parmak arasındadır Hadî­sini rivayet edince parmaklarıyla işarette bulunan kim­senin parmağım kesmek icab eder.”[26]

İmam Şafii de, Kur’ân tefsiri konusunda herkesin Mukâtil b. Süleyman’a muhtaç olduğunu ifade etmiştir.

Dr. Subhi espâlih, Mukâtü’in müslüman âlimlerin ve müfessirlerinin büyüklerinden biri olduğunu belirtmekte­dir.[27]

Bu sebeble diyoruz ki: Şayet Mukâtil b. Süleyman, “Allah, etten ve kandandır” demişse, kahrolsun. Ancak insaf, şunu söylememizi gerektirir; Böyle bir görüş Mukâ-til’e, onun biyografisinden sözeden eserlerden ya da tarih kitaplarından herhangi birinde nisbet edilmiş değildir. Bu görüş ona sadece fırkalara ve mezheblere dair kitap­larda nisbet edilmiştir. Fırkaların görüşlerini anlatan ki­taplar ise hasımlarının sözlerini bazan mübalağalı olarak aktarırlar.

O halde bize düşen Mukâtü’in görüşlerini bizzat ken­di kitaplarından tesbit etmektir. Güzel bir rastlantıdır ki, onun kimi kitapları kütübhânelerde yazma olarak bulun­maktadır. Ben onun bir kitabının filmini elde etmiş ve okumuş bulunuyorum.

Dr. Muhammed Yûsuf Mûsâ diyor ki:[28]

Biz şuna inanıyoruz: İnsaflı bir araştırmacıya yakışan, hasmın hasmı hakkındaki sözünü ve hasmına nisbet et­tiklerini ona ait kabul etmekte son derece ihtiyatlı dav­ranmasıdır. Özellikle de Bağdadî’nin el-Fark Beyne’l-Fı-rak’ı ile Şehristanî’nin el-Mile’l-ve’n-Nihal’i böyledir. Bunlar İslâm mezhebleriyle ilgili önemli kaynaklardan­dır. Birincisinin müellifi -İmam Fahru’d-Dîn er-Râ-zî’nin de belirttiği gibi- muhaliflere karşı oldukça muta-assıb bir kimseydi. Onların mezheblerini gerçek şekliyle anlatmadığı dahi söylenebilir. İslâm fırkalarının görüş­lerini Şehristanî de ondan alarak nakîetmiştir.[29]

Fırkaların durumlarını açıklamaya dair te’lif edilmiş en eski eserlerden birisi olan el-Malatî’nin (v. 377 H.) Ki-tabu’l-Tenbih ve’r-Red[30] isimli eserini mütalaa edecek olursak, onun Mukâtil b. Süleyman’dan övgüyle söz etti­ğini görürüz, hatta onu Kur’ân hakkında şüphe serdeden ve onda müteşâbih [çelişkili ifadeler] bulunduğunu iddia eden Zenâdıka’nm[31] görüşlerini reddetmek noktasında bir dayanak ve bir sığınak olarak değerlendirmiş ve de­miştir ki:

Bu kabilden olup da altından kalkamadığı soruların ce­vabını öğrenmek isteyen kimse, güvenilir ilim adamlarıtia başvuracak olursa istediğine kavuşur. Yemin ederim ki, hevâ (ve heves fırkalarına) mensub kimseler böyle bir durumda ayrılığa düşmüş ve sapılmışlardır. İşte bu, bizim güvenilir râviîerden, onların da Mukâtil b. Süley­man’dan naklettikleri bir hulâsadır. Eğer bunun üzerin­de düşünecek olursanız -inşâallah- size faydalı olur.

(Bunun ardından da), “Mukâtil dedi ki…”[32] deyip on­dan, Kur’ân’m müteşâbihlerinin te’vîliyle ilgili yirmi dört sayfa nakilde bulunmaktadır. [33]

[26] Şehristanî, el-Milel ve’n-Nihal.

[27] en-Nuzûmu’l-hlâmiyye, s. 179.

[28] Dâiretu’n-Maarifi’l-İslâmiyye, VI/210.

[29] Munâzarâtu’r-Râzî, Hindistan, 1315 H., s. 25.

[30] el-Kevserî, eserin mukaddimesi.

[31] Tercümeye esas aldığımız Arabça baskıda da ibare aynen böyle­dir. Ancak, el-M al atî’d en yapılan alıntıdan hareketle, -nefiy edatı olan- ley seran metinden düşmüş olduğu düşünülebilir. O takdirde, onda müteşâbih bulunduğunu iddia eden Zenâdı­ka’nm… ibaresi, onda müteşâbih bulunmadığını iddia eden/bu­lunduğunu reddeden Zenâdıka’nm… şeklinde olur. (Çeviren)

[32] Bkz. ehMalatî, et-Tenbih ve’r-Red, Tahkik: el-Kevserî, 58-82.

[33] Mukâtil b. Süleyman, Kur’an Terimleri Sözlüğü, İşaret Yayınları: 71-74.

Explore posts in the same categories: Genel

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: