İlmi Çalışmalara Doğru

Ebu Hanife ilmi çalışmalara hız verirken, bir çok büyük alimin dikkatini çekti zekası ve dirayeti ile. Bu durumda ilim ve bilimle uğraşanlar, onun ticaretten büsbütün uzak kalmasını istediler. Bu yolda onu teşvik etmeye koyuldular.

Kendisi bu durumu şöyle anlatmaktadır:

“Günün birinde yolda giderken Şa’bi ile karşılaştım. O oturmaktaydı. Beni yanına çağırıp

“Nereye gidiyorsun?” diye sordu. Ben de,

“Pazara gidiyorum” diye cevab verdim. Şa’bi;

“Senin çarşıya değil, alimlerin yanına gitmeni isterdim!” Ben;

“Alimlerin yanına uğramaya çok az zaman buluyorum!”

Bu sözüm üzerine bana şunlara söyledi: “Yanlış yapıyorsun. senin çarşıdan çok ilim adamlarının yanında bulunman gerekir. Hatta adamlarının yanından hiç ayrılmaman şarttır. Çünkü, ben sende çok keskin bir zeka ve ilmi kişilik görmekteyim. Sendeki zeka dindinamizmine yazık etme!” İmam Azam daha sonra şunları söylemektedir: Şa’bin sözleri bir hançer gibi yüreğime saplanmıştı. Bundan sonra çarşıpazara çıkmayı boşladım, kendimi sadece ilme hasrettim. Allah Şa’bi’den razı olsun. Çünkü, yüce Allah onunla beni uyardı ve ait olduğum alana sevketti.”

İşte İmam Azam’ın ticareti terketip kendini büsbütün ilme vermesi böyle tahakkuk etmiştir. O kadar kendini ilme vermiştir ki, çarşıda pazarda neler olduğunu bile unutmuştur. ticarete ait hemen hemen hiç bir bilgisi kalmamıştır. Ticareti unuttukça, o oranda ilmi derinliklere dalmıştır. İlim denizi çok derindir. Kendisinden başka bir şeyle meşgul olanların dalabileceği bir derya değildir.

Buna rağmen onun ticaretten büsbütün elini eteğini çektiğini söylemek istemiyoruz. O, kendisini kimseye muhtaç etmeyecek bir biçimde, ticaretini vekilleri yahut ortakları kanalıyla yürütmüş, kendisi sadece bir nezaretçi olmuştur. O, sadece kendi dükkanının işlerini görmek için arada sırada çarşıya gidiyordu. İşyerinin durumunu bilecek kadar; ne eksik, ne de fazla.

Küçük yaşta yaptığı ilmi cedel onu daha ziyade kelamcılığa sevketmekteydi. Ancak kelamcılık onu tatmin ediyordu, cedelci mizacını okşuyordu. O, kelam konusunda Mutezile okulu mensuplarıyla tartışma yapıyordu.

İmam Azam Akaid (itikad ile ilgili bilim) konusunda, bilginlerle münakaşa ediyor ve doğruyu bulmanın ilmi metodunu bu münazaralarda kazanıyordu.

Bu maksatlarla, Mutezile’nin merkezi sayılan Basra’ya sık sık gidiyor ve bu okulun büyükleriyle tartışmalar yapıyordu. Böylece o, Mutezile okulunun görüşlerini en iyi bir biçimde öğrenmişti.

İmam Azam bu dönemde, yani ilmi tartışmaları kelamcılığı kullanarak yaptığı dönemlerde, hemen hemen bütün İslam adına ortaya çıkmış itikadi ve siyasi görüşleri tanımış ve onlar hakkında geniş bir bilgi sahibi olmuştu.

İlmi ve fikri münazaralarda yaptığı tartışmalarda elde ettiği bilgiler, sonunda onu, cedelin pek büyük bir değeri olmadığını gösteriyor ve hukuk alanına kaydırıyordu onu.

Çevrede yavaş yavaş gelişmekte olan hukuk okulları dikkatini çekmeye başlamıştı onun. Hukuk ilmiyle uğraşan alimlerin, nazari tartışma yapmadıkları dikatini çekmiş ve hatta onu şaşırtmıştı. Onlar, insanlara, gündelik hayatlarında yapacakları işleri öğretiyor, dinin emirlerini tebliğ ediyor ve bu yolda hizmet veriyorlardı. Fevkalade sade ve basit bir iş ama, o derecede faydalı… İnsanlara yararlancakları bilgileri sunmak ve büyük hizmettir hem dine, hem de insanlığa. [1]

[1] Muhammed Ebu Zehra, Tarih Boyunca İslam Hukuk Okulları ve Büyük İmamlar, İhya Yayınları: 2/14-17.

Explore posts in the same categories: EBU HANİFE, İlmi Çalışmalara Doğru

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: