Zamanı

İbn Kayyim 7. hicri asrın sonlan ile 8. hicri asrın ilk yarısında yaşa­mıştır. O dönemde İslâm ülkelerinin siyasî durumu içler açışıydı. İslâm devleti paramparça idi, hepsi de Acem ve Memlûk hükümdarlarının hü­küm sürdükleri küçük memleketler halinde idi. O devirde İslâm hilâfetinin yalnız ismi ve şekli kalmıştı. Pratikteki liderlik Acem ve Memlûk sultanla­rına aitti. Dilediklerini görevden alıyorlar, dilediklerini görevlendiriyorlardı.

el-Bidaye ve’n-Nihaye adlı eserin sahibi İbn Kesîr, 737 h./1336 m. senesinin önemli olaylarım anlatırken şu olayı kaydediyor: Sultan Nasır Muhammed b. Kalavun, Halife el-Müstekfibillah’ı tevkif ettirip, insanlarla buluşmasını engelledi. Sonra onu serbest bıraktı. Ancak çok geçmeden Sultan onu, ailesi ve çoluk-çocuğu ile birlikte Mısır’daki Said eyaletinin bir şehri olan Kus’a sürgün etti. Halife vefatına kadar orada kaldı.

Kral Nasır, ölümüne kadar bu şekilde tek otorite olarak istibdadını sürdürdü. Sonra 742 h./1341 m. senesinde oğlu Seyfeddin Mansur’a biat edildi. İşte bu sultan, el-Müstekfibillah’ın oğlu Halife Ebu’l-Kasım Ah-med’e babasının hilâfet veliahtı olarak biat etti ve halife, sultanla birlikte bir tahta oturdu.

O dönemde İslâm devletinin zayıflayışı Batı’nın gözünü İslâm âlemine çevirdi. Pusu kurup İslâm dünyasını avlamak için harekete geçtiler. Birbi­rini takip eden baskınlar düzenlediler. Bunlara ortaçağda “Haçlı seferleri” adı verildi. Öte yandan İslâm âlemi kuzeyden Moğolların istilâlarına ma­ruz kaldı. Moğollar Bağdat’ı düşürüp kütüphaneleri yıktılar, kitapları Dic­le nehrine attılar. Aynı şekilde Beytü’l-Makdis’e girip orayı da harabeye çevirdiler. Böylece bir taraftan haçlılarla, diğer taraftan da Moğollarla sa­vaşlar alevlendi.

Sosyal hayat da pek iyi değildi. Öyle ki, 695 h./1295 m. senesinde Mısır kıtlığa maruz kaldı. Öldürücü bir pahalılık dalgası İslâm ülkelerinin hepsini kasıp kavurdu. İnsanlar köpeklen, eşekleri, atları ve katırları ye­mek zorunda kaldılar.

Bu sıkıntılar ve felâketler hüküm sürerken akıllar boşaldı, anlayışlar kıtlaşti ve zihinler donup kaldı. Bir insanın fıkhı hükümlerde ictihad etme­si zorlaştı ve insanlar inanç konularında geçmişleri taklidle yetindiler. İnanç esaslarında Ebu’l-Hasan el-Eş’arî’nin mezhebine sarıldılar. Fıkıhta dört mez­hepten başkasına uymak haram sayıldı. Bu asırda âlimler selef-i salihe uyup eser vermede onların metoduyla hareket etmeye yöneldiler.

İşte böyle bir ortamda, bir ilim ve fazilet adamı olarak İbn Kayyım ortaya çıktı. [2]

[2] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, 1/15-16.

Explore posts in the same categories: ibn kayyım el cevziyye, Zamanı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: