<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>İslam Alimleri</title>
	<atom:link href="http://ulema.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://ulema.wordpress.com</link>
	<description>Selef İmamları</description>
	<lastBuildDate>Wed, 07 Feb 2007 15:31:00 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='ulema.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/32324765782856493f138fb93e568423?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>İslam Alimleri</title>
		<link>http://ulema.wordpress.com</link>
	</image>
			<item>
		<title>BİLÂL BİN SA’D</title>
		<link>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/bilal-bin-sa%e2%80%99d/</link>
		<comments>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/bilal-bin-sa%e2%80%99d/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Feb 2007 15:31:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ulema</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ehli Sünnet Alimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Selef Alimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/bilal-bin-sa%e2%80%99d/</guid>
		<description><![CDATA[Tâbiînden âlim, vaiz, kâri (Kur’ân-ı kerîm hâfızı) bir zât ismi Bilâl bin Sa’d bin Temim el-Eş’arî.
Künyesi Ebû Amr’dır. Ebû Zûr’â da denilmiştir. Şam’da bulunmuştur. Babası Sa’d bin Temim, Eshâb-ı
kirâmdandır. Hz. Bilâl; babası Hz. Sa’d, Hz. Muâviye, Hz. Ebüd-derdâ, Hz. İbn-i Ömer, Hz. Câbir’den ve
birçok Eshâb-ı kirâmdan hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Kendisinden ise Hz. Evzâî, Hz. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ulema.wordpress.com&blog=533142&post=186&subd=ulema&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Tâbiînden âlim, vaiz, kâri (Kur’ân-ı kerîm hâfızı) bir zât ismi Bilâl bin Sa’d bin Temim el-Eş’arî.<br />
Künyesi Ebû Amr’dır. Ebû Zûr’â da denilmiştir. Şam’da bulunmuştur. Babası Sa’d bin Temim, Eshâb-ı<br />
kirâmdandır. Hz. Bilâl; babası Hz. Sa’d, Hz. Muâviye, Hz. Ebüd-derdâ, Hz. İbn-i Ömer, Hz. Câbir’den ve<br />
birçok Eshâb-ı kirâmdan hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Kendisinden ise Hz. Evzâî, Hz. Saîd bin Abdülazîz,<br />
Hz. Ata bin Ebî Rebah, Hz. İbn-i Sa’d gibi birçok zâtlar hadîs-i şerîf naklettiler. Âlimler, Hz. Bilâl bin Sa’d<br />
için sika (güvenilir) olduğunu bildirdiler. Buyurdular ki, Basra’da Hz. Hasan-ı Basrî ne ise, Şam’da da Hz.<br />
Bilâl bin Sa’d odur. Hergün ve gece bin rek’at namaz kılardı. 120 (m. 737) senesinde vefât etti.</p>
<p><span id="more-186"></span><br />
Hz. Bilâl bin Sa’d, bir gün Ankebût sûresi 56’na âyetini “Muhakkak ki benim arzım (yeryüzü) geniştir.<br />
O halde yalnızca bana ibâdet edin.” okudu ve “Bulunduğunuz yerde fitnelerin yayıldığını görürseniz,<br />
o yerden başka yerlere gidiniz. Çünkü yeryüzü çok geniştir” buyurdu.<br />
Bir sene yağmur yağmıyordu. Halk ile yağmur duâsına çıktılar, insanlara karşı, “Ey insanlar! Hepiniz<br />
günahkâr olduğunuzu itiraf eder misiniz?” diye sordu. Onlar, “Evet, hepimiz günahkârız. Çok günâhlarımız<br />
var. Hepsine tövbe ettik” dediler. Bunun üzerine Allahü teâlâya şöyle duâ etti. “Yâ Rabbi! Kur’ânı<br />
kerîmde, “İhsan edip doğru söyleyenlerin duâlarını kabul ederim” buyuruyorsun. Biz, çok günâhlarımızın<br />
bulunduğunu itiraf edip, doğruyu söyledik ve tövbe ettik. Bizi affet ve bize yağmur ihsan et!” Biraz<br />
sonra yağmur yağmaya başladı.<br />
Bilâl bin Sa’d (r.a.) bir kimseye “Ölmek ister misin?” diye sordu. O kimse “Hayır efendim. Ben biraz<br />
daha yaşayıp iyi amel yapmak, ondan sonra ölmek istiyorum,” dedi. Hz. Bilâl bin Sa’d buyurdu ki, “Hem<br />
ölmek istemiyorsun hem de iyi amel yapmıyorsun. O halde senin hâlin dünyâya bağlanmış olmağı gösteriyor.”<br />
“Ey insanlar! Allahü teâlâdan korkun. Sizin için O’ndan başka bir yardımcı yoktur.”<br />
“Kıyâmet günü herkesin hesabı görüldükten sonra Cennet ehli Cennete ve Cehennem ehli Cehenneme<br />
yerleştirildikten sonra Allahü teâlâ meleklere, Cehennemden iki kişi çıkarıp getirmelerini emreder.<br />
Allahü teâlâ meleklerin getirdiği iki kişiye (Yerleriniz nasıldır?) diye suâl eder. Onlar (Yâ Rabbi!<br />
Yerimizden daha zor yer yoktur) derler. Allahü teâlâ buyurur ki, (Bunlar sizin işlediğiniz hatâların bedelidir.<br />
Ben asla, kimseye zulm etmem. Şimdi siz yerlerinize dönünüz). Bunun üzerine o iki kişiden birisi<br />
koşarak, diğeri de bir adım atıp geri dönerek yürürler. Allahü teâlâ, meleklere bu kimseleri tekrar huzura<br />
getirmesini emreder. Bunlar, tekrar huzura getirilince Allahü teâlâ, koşarak gidene, böyle gitmesinin sebebini<br />
sorar. O kimse “Yâ Rabbi! Her şeyi daha iyi bilen sensin. Ben dünyâda iken senin emirlerine uymakta<br />
gevşek davrandığım için Cehennemi hak ettim. Emrine tekrar muhalefet etmemek için “Yerlerinize<br />
dönünüz!” emrinden sonra, yerime gitmek için koşmaya başladım. Allahü teâlâ, ikinci kimseye de<br />
suâl eder ki, “Niçin bir adım atıp, sonra geri dönüp bakardın?” O kimse de “Yâ Rabbi! Sen her şeyi en iyi<br />
bilensin. Zannettim ki Allahü teâlâ Cehennemden çıkardıktan sonra, tekrar Cehenneme göndermez.<br />
Onun için her adımda dönüp-dönüp bakardım” der. Allahü teâlâ buyurur ki, “Ben kulumun zannettiği<br />
gibiyim. Bu iki kulumu da Cennete götürün!” O iki kimse Cennete kavuşur.”<br />
“İnsanlar acaba Cehennem azabına inanmıyorlar mı? inanıyorlarsa niye hazırlanmıyorlar? Bu nasıl<br />
gaflettir?”<br />
İmâm-ı Evzâî buyuruyor ki: Hz. Bilâl bin Sa’d’ın bir oğlu şehîd olmuştu. Bir kimse gelip, “Vefât eden<br />
oğlunuzda 20 dirhem alacağım vardı” dedi. Gelen kimseye buna dâir bir şahidiniz veya elinizde bir<br />
yazınız var mı?” O kimse “Yok” dedi. “Peki bunun için yemin eder misiniz?” buyurdu. O kimse “Yemin<br />
ederim” deyince, yemin etmesini istemeden 20 dînârı verdi ve “Eğer doğru söylüyorsan oğlumun borcunu<br />
ödemiş olurum. Yalan söylüyorsan sadakam olur” buyurdu.</p>
<p>Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden ba’zıları:<br />
Birgün “Yâ Resûlallah! İnsanların en hayırlıları kimlerdir? diye sordular. Buyurdu ki, “Ben ve benim<br />
zamanımdaki müslümanlardır.” “Yâ Resûlallah! Bunlardan sonra kimlerdir?” diye sordular. Buyurdu<br />
ki, “İkinci asırda bulunan müslümanlar.” “Yâ Resûlallah! Onlardan sonra insanların en hayırlıları<br />
kimlerdir?” dediler. Buyurdu ki: “Üçüncü atarda bulunan müslümanlardır.” “Yâ Resûlallah! Bunlardan<br />
sonra kimlerdir?” dediler. Buyurdu ki: “Onlardan sonra gelenler, istenmediği halde yemin eden,<br />
şâhidlikte bulunan ve yerine getirmedikleri şeyler için teminatta bulunanlardır.”<br />
“Yâ Resûlallah! Sizden sonra, bizim başımıza kim geçecek? Halifeniz kim olacak?” Buyurdu ki:<br />
“Benden sonra, hükmünde benim gibi âdil olan, sözünde benim gibi sâdık olan, benim gibi merhamet<br />
sahibi olan kimse, benim yerime halife olsun. Bunun haricinde bir şey yapan, benden uzaktır.<br />
Ben de ondan uzağım. O benden değildir.”<br />
“Allahü teâlânın, ümmetim üzerine ilk farz ettiği ibadet, beş vakit namazdır. İlk kabul edeceği<br />
ibadet, yine beş vakit namazdır. Kıyâmet gününde de ilk defa namazdan suâl edecektir.”<br />
Hz. Bilâl bin Sa’d’ın kıymetli sözlerinden ba’zıları:<br />
“Günâhlar gizli olarak işlenirse bunun zararı, günâhı işleyenleredir. Lâkin açıktan işleniyor ve buna<br />
da mâni olunmuyorsa, bunun zararı herkesedir.”<br />
“Bir insanın iyiliklerini hatırlayıp, günâhlarını unutması gururdandır. Günâhların ne kadar küçük olduğunu<br />
değil, bu günâhı Allahü teâlânın huzurunda işlediğini düşünmek lâzımdır.”<br />
“Allahü teâlâ bize, harâmlardan, şüphelilerden, hattâ şüphelilere düşmemek için ihtiyatlı olup, mubahların<br />
çoğundan sakınmağı emrediyor. Biz ise, aşırı derecede dünyâyı sever, ona bağlanırız. Bu ise<br />
günâh olarak bize yeter.”<br />
“Sana Allahü teâlânın emirlerini hatırlatan, nasîhat eden bir kardeşin, sana altın hediyye edenden<br />
daha hayırlıdır.”<br />
“Böyle bir kardeşini bulduğun zaman (Ey kardeşim! Bende bir kusur var mıdır? Lütfen bana bildir<br />
de düzeltmeye çalışayım) demelidir.”<br />
“Bir insan kendisinin medhi yapıldığı zaman, bu medh ve öğmeler kendisine iyi gelmiyorsa ne âlâ.<br />
Ama bunları duyunca seviniyorsa zarardadır.”<br />
“Üç kimsenin hiçbir ibâdeti kabul olmaz. Müşrik, kâfir ve râî.” “Râî kimdir?” diye sordular. Dîn-i<br />
İslâmın bildirdiği hükümleri bırakıp kendi re’yi, görüşü ile amel eden kimsedir”<br />
“Bir kimse müslümanım dediği zaman Allahü teâlâ onun ameline bakmadan bırakmaz. Amel ettiği<br />
vakit vera’ına (şüphelilerden sakınmasına) bakar. Ver a’ sahibi olunca da niyetine bakar. Niyeti de hâlis<br />
(Allah rızâsı için) ise, artık diğer kusurlarını Allahü teâlâ düzeltir.”<br />
1) Hilyet-ül-evliyâ cild-5, sh-221<br />
2) Tehzîb-üt-tehzîb cild-1, sh-503<br />
3) El-Kâşif cild-1, sh-165</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/ulema.wordpress.com/186/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/ulema.wordpress.com/186/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ulema.wordpress.com/186/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ulema.wordpress.com/186/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ulema.wordpress.com/186/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ulema.wordpress.com/186/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ulema.wordpress.com/186/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ulema.wordpress.com/186/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ulema.wordpress.com/186/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ulema.wordpress.com/186/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ulema.wordpress.com/186/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ulema.wordpress.com/186/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ulema.wordpress.com&blog=533142&post=186&subd=ulema&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/bilal-bin-sa%e2%80%99d/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/1aeeaf4dd9380f22c1950df1d379dbe8?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">ulema</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>BEŞÎR BİN MANSÛR (Es-Süleymî)</title>
		<link>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/besir-bin-mansur-es-suleymi/</link>
		<comments>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/besir-bin-mansur-es-suleymi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Feb 2007 15:29:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ulema</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ehli Sünnet Alimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Selef Alimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/besir-bin-mansur-es-suleymi/</guid>
		<description><![CDATA[Hadîs âlimlerinden. Künyesi, Ebû Muhammed el-Basrî’dir. 180 (m. 796) senesinde vefât etti. Hadîs
rivâyet ettiği zâtlar; Ebû Eyyûb Sahtiyanî, Saîd el-Cerîrî, Saîd bin Hicâb, Âsım-ül-Ahvel, İbn-i Cüreyc
ve diğer âlimlerdir. Kendisinden ise oğlu İsmâil bin Beşîr Abdurrahmân bin Mehdî, Fudayl bin İyâd, Bişr-i
Hafî, Abdula’lâ bin Hammâd, Şeyban bin Ferrûh, Ubeydullah el-Kavârirî, Muhammed bin Abdullah er-
Rakkâsî ve diğer [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ulema.wordpress.com&blog=533142&post=185&subd=ulema&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Hadîs âlimlerinden. Künyesi, Ebû Muhammed el-Basrî’dir. 180 (m. 796) senesinde vefât etti. Hadîs<br />
rivâyet ettiği zâtlar; Ebû Eyyûb Sahtiyanî, Saîd el-Cerîrî, Saîd bin Hicâb, Âsım-ül-Ahvel, İbn-i Cüreyc<br />
ve diğer âlimlerdir. Kendisinden ise oğlu İsmâil bin Beşîr Abdurrahmân bin Mehdî, Fudayl bin İyâd, Bişr-i<br />
Hafî, Abdula’lâ bin Hammâd, Şeyban bin Ferrûh, Ubeydullah el-Kavârirî, Muhammed bin Abdullah er-<br />
Rakkâsî ve diğer hadîs âlimleri, hadîs-i şerîf işitip rivâyet etmiştir. Rivâyetleri Sahîh-i Müslim’de, Sünen-i<br />
Ebî Dâvûd’da, Sünen-i Nesâî’de yer almıştır.</p>
<p><span id="more-185"></span><br />
İbn-i Mehdî şöyle demiştir: “Beşîr bin Mansûr gibi Allahü teâlâdan çok korkan birini görmedim. Her<br />
gün beşyüz rek’at namaz kılar ve Kur’ân-ı kerîmin üçte birini okurdu.” O kadar ibâdet ederdi ki, onun<br />
hâlini görenler Allahü teâlâyı ve ölümü hatırlardı. Gassan bin Fadl da şöyle demiştir: “Beşîr bin Mansûr,<br />
görüldükleri zaman, Allahü teâlâyı hatırlatan zâtlardan idi. Ben onu gördüğüm zaman âhıreti hatırlardım,<br />
âlim ve üstün bir zât idi.” Üseyd bin Ca’fer “Beşîr bin Mansûr, namazlarda cemaati hiç kaçırmamıştır. Biri<br />
ondan birşey isteyince mutlaka birşeyler verirdi. Kendisini benim yıkayıp defn etmemi vasiyyet etti” demiştir.<br />
Bir zât, Beşîr bin Mansûr’a bana nasîhat et deyince şöyle buyurdu: “Nice kimseler ölüp gitti. Seni<br />
bekliyorlar, sen de öleceksin.”<br />
Rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîf şöyledir:<br />
“Dîn ancak, Allahü teâlâya, Kur’ân-ı kerîmin Allahü teâlânın kitabı olduğuna imân,<br />
Resûlullahın Peygamberliğini tasdîk ve kabul etmek, müslümanların emîrlerine (başkanlarına)<br />
itâat, bütün müslümanlar için hayır ve iyilik istemektir.”<br />
1) Hilyet-ül-evliyâ cild-6, sh-239<br />
2) Tehzîb-üt-tehzîb cild-1, sh-459<br />
3) Mîzân-ül-i’tidâl cild-1, sh-325</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/ulema.wordpress.com/185/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/ulema.wordpress.com/185/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ulema.wordpress.com/185/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ulema.wordpress.com/185/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ulema.wordpress.com/185/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ulema.wordpress.com/185/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ulema.wordpress.com/185/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ulema.wordpress.com/185/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ulema.wordpress.com/185/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ulema.wordpress.com/185/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ulema.wordpress.com/185/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ulema.wordpress.com/185/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ulema.wordpress.com&blog=533142&post=185&subd=ulema&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/besir-bin-mansur-es-suleymi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/1aeeaf4dd9380f22c1950df1d379dbe8?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">ulema</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>BEKİR BİN ABDULLAH MÜZENÎ</title>
		<link>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/bekir-bin-abdullah-muzeni/</link>
		<comments>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/bekir-bin-abdullah-muzeni/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Feb 2007 15:18:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ulema</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ehli Sünnet Alimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Selef Alimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/bekir-bin-abdullah-muzeni/</guid>
		<description><![CDATA[Tâbiîn’in tanınmışlarından. 108 (m. 762)’de vefât etti. Ebû Hâtem; Alkame bin Abdullah el-
Müzenî’nin, Bekir bin Abdullah’ın kardeşi olduğunu söylerse de, âlimler, kardeşi olmadığını bildirmişlerdir.
Bekir bin Abdullah el-Müzenî, Enes bin Mâlik, İbn-i Abbâs, İbn-i Ömer, Mugîre bin Şû’be, Ebû Râfî
es-Sâig, Hasan el-Basrî, Hamza, Urve bin Mugîre bin Şû’be, Ebû Temime el-Huceymî ve başkalarından
hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ulema.wordpress.com&blog=533142&post=184&subd=ulema&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Tâbiîn’in tanınmışlarından. 108 (m. 762)’de vefât etti. Ebû Hâtem; Alkame bin Abdullah el-<br />
Müzenî’nin, Bekir bin Abdullah’ın kardeşi olduğunu söylerse de, âlimler, kardeşi olmadığını bildirmişlerdir.<br />
Bekir bin Abdullah el-Müzenî, Enes bin Mâlik, İbn-i Abbâs, İbn-i Ömer, Mugîre bin Şû’be, Ebû Râfî<br />
es-Sâig, Hasan el-Basrî, Hamza, Urve bin Mugîre bin Şû’be, Ebû Temime el-Huceymî ve başkalarından<br />
hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Sâbit el-Bûnânî, Süleymân et-Teymî, Katâde, Galip el-Katân, Âsım el-<br />
Ahvel, Saîd bin Abdullah bin Cübeyr bin Hayye (r.a.) de ondan hadîs-i şerîf bildirmiştir.</p>
<p><span id="more-184"></span> </p>
<p>İbn-i Medinî, onun elli hadîs-i şerîf rivâyet ettiğini söylemiştir. İbn-i Muîn ve en-Nesâî, Ebû Zür’a ve İbn-i Sa’d onun hadîs hususunda, sika, (güvenilir) mazbut ve hüccet bir âlim olduğunu bildirmişlerdir.<br />
Bekir bin Abdullah el-Müzenî hazretleri, dünyâya düşkün olmayıp harâm ve şüphelilerden çok sakınırdı,<br />
ibretli sözleri vardır. Çok büyük ve iyi insanlar arasında yetişti.<br />
Bekir bin Abdullah’ın rivâyet ettiği hadîs-i şerîfler:<br />
“Enes bin Mâlik (r.a.) buyurdu ki: Bir kadın Hz. Âişe validemizin yanına girdi. Yanında iki küçük çocuk<br />
vardı. Hz. Âişe, kadına üç hurma verdi. Kadın, her birine bir hurma verdi. Çocukları hurmanın ikisini<br />
yediler. Bitince annelerine baktılar. Kadın, kalan bir hurmayı da ikiye böldü. Yarısını birine, yarısını diğerine<br />
verdi. O sırada Resûlullah (s.a.v.) içeri girdi. Hz. Âişe olanları arz etti. Resûlullah efendimiz,<br />
“Allahü teâlâ bu kadına, çocuklarına merhametinden dolayı merhamet etsin” buyurdu.<br />
Enes bin Mâlik (r.a.), Peygamberimizin (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivâyet ediyor. “Allahü teâlâ<br />
buyurdu ki: “Ey Ademoğlu! Senin günâhların semâyı (göğü) doldursa, sonra bana istiğfâr etsen<br />
(benden bağışlanmanı istesen), seni bağışlarım, Ey Âdemoğlu! Yer dolusu günahla gelsen, bana<br />
bir şeyi şirk koşmadan kavuşsan, sana yer dolusu mağfiret yaparım (seni bağışlarım.)”<br />
Peygamber efendimize, Cennete ve Cehenneme girmeyi vacip kılan iki şey soruldu. Bunun üzerine:<br />
“Kim Allahü teâlâya bir şeyi şirk koşmadan kavuşursa Cennet ona vaciptir. Kimde şirk koşarak,<br />
Allahü teâlâya kavuşursa Cehennem ona vaciptir.”<br />
Bekir bin Abdullah el-Müzenî hazretleri buyurdular ki:<br />
“İyi amellerim arasında en değerlisini, sâlih bir zâta olan sevgimi buluyorum.”<br />
Arafat’ta vakfeye durmuştu. Kendi kendine şöyle diyordu: “Öyle sanıyorum ki, bunlar arasında ben<br />
olmasaydım, Allahü teâlâ hepsini bağışlardı.”<br />
“Bir kimsenin cimrilik huyu ile öfke duygusu körelmedikçe müttekî sınıfına geçemez.”</p>
<p>“Din kardeşlerinden bir cefa görürsen, bil ki bu, yaptığın bir hatâdan dolayıdır. Derhal Allahü<br />
teâlâya dön ve tövbe et. Ayrıca, bir sevgi görecek olursan, Allahü teâlâya olan tâatından (Allahü teâlânın<br />
beğendiği işleri yapmaktan) hasıl olduğunu bil ve şükr et.”<br />
“Bir kimsenin, sanki o işe memurmuş gibi, durmadan halkın ayıbını sağa sola aktardığını görürseniz,<br />
bu haliyle azâb tuzağına tutulduğunu biliniz.”<br />
“Îsâbet edip, doğru konuştuğunda sana bir ecir ve sevab getirmeyen, hatâ ettiğinde de seni günâha<br />
götüren bir sözü söylemekten sakın. Bu söz, müslüman kardeşine kötü zanda bulunmandır.”<br />
“Sen bir kişi ile arkadaş olduğun zaman bazı hususları yerine getirmen gerekir. Beraber olduğunuzda,<br />
şayet onun nalınlarının ipi kopar ve o bunları düzeltip bağlayıncaya kadar sen onu beklemezsen,<br />
sen arkadaşlık hukukuna riâyet etmemiş olursun ki, sen, bu halinle dost olamazsın. Yine, senin arkadaşın<br />
bir ihtiyaç için bir yerde oturduğunda, o işini bitirinceye kadar onu beklemezsen sen yine hakiki dost<br />
sayılmazsın.”<br />
“Bekir bin Abdullah el-Müzenî, kadılık (hakimlik) makamına getirilmek istenmişti. O zaman şöyle<br />
buyurmuşlardı: “Ben size bir şey söyliyeyim. Kendisinden başka ilâh olmayan Allahü teâlâya yemin ederim<br />
ki, ben kaza (hâkimlik) işini yapamam. Eğer, bu sözüm doğru ise, sizin beni bu iş için görevlendirmeniz,<br />
uygun değildir. Eğer sözüm yalan ise, yalancı birisini bu vazifeye tayin etmeniz doğru olmaz.”<br />
Bekir bin Abdullah el-Müzenî hazretleri şöyle duâ yapardı: “Yâ Rabbi! Senin yardımın olmazsa,<br />
maksuduma eremem, kötü şeyden nefsimi koruyamam. Ben ve işlerim senin kudretin altındayız. Sana<br />
çok, çok muhtacız yâ Rabbi!”<br />
“Ey Âdemoğlu! Allahü teâlânın rahmetinden öyle ümitli ol ki, bu ümidin seni, Allahü teâlânın<br />
mekrinden emin kılmasın. Eğer bundan emin olursan, günâhları işler, Allahü teâlânın gazabına uğrarsın.<br />
Yine Allahü te’âlâdan öyle kork ki, bu korku O’nun rahmetinden ümidini kestirmesin. Ne kadar günahkâr<br />
olursan ol, yine de Allahü teâlânın rahmet ve merhametinden ümidli ol. Tövbe ederek Allaha dön.”<br />
“Allahım! Bizi öyle bir rızıkla rızıklandır ki, onun vasıtasiyle sana çok şükür edebilelim. Yâ Rabbi!<br />
Her an her yerde sana muhtacız.”<br />
Bir Cuma günü cemaat oldukça kalabalıktı. Bekir bin Abdullah el-Müzenî, “Bana, câmide bulunanların<br />
en hayırlısı (iyisi) sorulsaydı, insanlara en çok nasîhat eden, Emr-i bil-ma’rûf ve Nehy-i an-il münker<br />
yapanı (iyiliği emredip, kötülükten nehy edeni alıkoyanı) arar, bulur, onu gösterirdim.” Yine, bana “İnsanların<br />
en şerlisi (kötüsü) kimdir? diye sorulsaydı, insanları en çok aldatanı bulur, onu gösterirdim.” dedi.<br />
“Bir kimse, tamâı (dünyâ lezzetlerini harâm yollardan araması) ve gazabı (öfkesi) yavaş oluncaya<br />
kadar muttaki olamaz.”<br />
Ölüm hastalığı sırasında Bekir bin Abdullah el-Müzenî’nin huzuruna girdik. Başını kaldırdı. “Nefsini<br />
Allahü teâlâya tâat (Allahü teâlânın beğendiği şeyler) için çalıştıran, Allahü teâlâya isyan (emirlerini<br />
yapmamak) etmemesi için onu zorlayan kula Allahü teâlâ merhamet etsin” buyurmuştur.<br />
“Sana dünyâda, kanâat edebileceğin kadarı kâfidir, ister bu bir avuç hurma, bir içimlik su ve bir<br />
çadır gölgesi olsun. Senin nefsin, dünyâda kendisine ne kadar çok verilse, asla doymaz. Her zaman<br />
daha fazlasını ister.”<br />
Bekir bin Abdullah el-Müzenî’nin daima okuyup, terk etmediği duâ şudur: “Allahım! Bize rahmet<br />
hazinelerinden birini aç. Rahmetinden sonra bize dünyâda ve âhirette hiç azâb etme. Allahım! O geniş<br />
ihsanından bize helâl ve temiz bir rızık ihsan et. Rızık verdikten sonra bizi, senden başkasına muhtaç<br />
eyleme, Allahım! Merhametine ve ihsan ettiğin helâl rızka, ihsanına karşı şükrümüzü arttır. Biz sana<br />
muhtacız. Senin yardımın ve ihsanın ile ancak başkasından müstağni (uzak) oluruz.”<br />
O, yaşlı bir zât görünce, bu benden daha hayırlı, daha iyidir, çünkü o, yaşça benden büyüktür.<br />
Onun için, daha fazla ibadet yapmıştır. Bir genci gördüğü zaman, ben ondan daha fazla günah işledim.<br />
O ise, yaşı küçük olması sebebiyle, daha az günâh işlemiştir, derdi.<br />
“Eğer, şeytan senin önüne çıkıp, “Sen falanca müslümandan daha üstünsün, derse, dikkatli ol ve o<br />
müslüman kardeşin senden büyükse, şöyle de: “Bu kardeşim, benden önce müslüman olup, benden<br />
daha çok sâlih amel işlemiştir. Onun için, o benden daha üstündür. Eğer senden küçükse, ben günâhlarda<br />
onu geçtim. Bu bakımdan o benden daha hayırlıdır. Eğer sana ikrâmda bulunan ve hürmet gösteren,<br />
müslüman kardeşlerinle karşılaşırsan, “Bu Allahü teâlânın bir ihsanıdır.” de. Eğer onlardan cefâ<br />
görürsen (Bu, yaptığım bir günâhtan dolayıdır.) de.”<br />
“Kişi, müslüman kardeşlerine tevazu etmesiyle, onların hürmet ve saygısını kazanır.”<br />
“Allahü teâlâ, mü’min kulunun işinin sonunun hayır olmasını murad ettiği zaman, ona biraz acı ve<br />
sıkıntı tattırır.”</p>
<p>“Kim gülerek günâh işlerse, ağlıyarak Cehenneme girer.”<br />
“Günâhı çok yapıyorsunuz. Halbuki istiğfârı çok yapmalısınız. Çünkü, insan, âhirette, amel defterinde<br />
iki satır arasında istiğfâr görünce çok sevinir.”<br />
Yine, Bekir bin Abdullah el-Müzenî şöyle bir hikâye anlatmıştır.<br />
“Bir hükümdarın yanında iyi ahlâklı biri, devamlı ayakta durur ve ona daima (iyilik edene, iyiliğine<br />
karşı iyilik et. Çünkü, kötülük yapana, yaptığı kötülük yeter.) derdi. Onun bu makamda ve mertebede<br />
olmasını birisi çekemez, hükümdarla senli benli konuşmasını kıskanır ve onu hükümdara kötülemek<br />
isterdi. Uzun düşüncelerden sonra hükümdara gidip, “Bu adamınız, hükümdarımızın ağzının koktuğunu<br />
söylüyor” diye şikâyet eder. Hükümdar, hayır böyle şey olmaz, der. Hasedci adam, “Onu çağırın ve dikkat<br />
edin, size yaklaştığı zaman, ağız kokunuzu duymamak için, elini burnuna koyacaktır.” der. Hükümdarın<br />
yanından çıktığı gibi, arkasından iftira ettiği adamı evine davet eder. Ona içinde sarımsak bulunan<br />
yemek yedirir. İyi ahlâklı insan her şeyden habersiz, oradan çıkıp, hükümdarın huzuruna gider. Her zaman<br />
konuştuğu gibi konuşur. Hükümdar, bana yakın gel, der. Sarımsak yediği için ağız kokusundan<br />
rahatsız olmasın, diye eliyle ağzını kapatır. Öyle yaklaşır. Hükümdar, önceki adam doğru söyledi, diyerek,<br />
hemen kalkıp, bizzat kendisi bir mektûb yazar. Burada “Bu mektubu taşıyan sana gelince, onu boğazla,<br />
derisini yüz, içine saman doldur ve bana gönder.” diye yazıp, bir valisine götürmesini söyler, (içinde<br />
yazılı olandan haberi olmayan suçsuz ve dolayısı ile bir korkusu olmıyan) bu iyi ahlâklı insan,<br />
mektubu valiye götürmek için alır ve çıkar. Yolda, kendisini çekemiyen adamla karşılaşır. Elindeki mektubu<br />
göstererek, hükümdarın mükâfat mektubudur, der. Diğer hasedci adam, yalvararak sızlayarak ne<br />
olursun, o mektubu bana ver, ben götüreyim, ben mükâfat alayım, der. Verir, O da alıp, valiye götürür.<br />
Vâlî ona, getirdiğin mektûbta, seni boğazlayıp, derini yüzüp, saman doldurup, hükümdara göndermem<br />
yazılıdır, der. Adam, bu mektûb benim için değildir. Allah, Allah, şu başıma gelene bak! Ben dönüp, durumu<br />
hükümdara arz edeyim, der. Vâlî: “Hükümdarın mektubu, emirnâmesi geri çevrilmez, deyip, adamı<br />
öldürüp valinin istediği şekilde ona gönderir. Öbür adam ise, âdeti üzere, hükümdarın yanına gider. Hükümdar<br />
hayret eder. Benim mektubu ne yaptın der. O da: Yanınızdan ayrılınca, filan kimseye rastladım.<br />
Mektubu kendisine vermemi rica etti. Ben de verdim. Hükümdar, o bana senin, ağzımın koktuğunu söylediğini<br />
bildirmişti. O da hayır, asla olamaz, dedi. Peki öyleyse, yanıma yaklaşınca, neden ağzını tuttun?”<br />
der. “Efendim, bana o yemek yedirdi, içinde bol sarımsak vardı. Size yaklaşınca, ağzımın kokusu<br />
ile rahatsız etmiyeyim diye ağzımı tuttum.” cevabını verir. Hükümdar, “Sen haklıymışsın, kötülük edene,<br />
ettiği kötülük, yeter” dedi.<br />
Birisi Bekir bin Abdullah el-Müzenî hazretlerine kötü sözler söyledi. O da ona hiç cevap vermeyip,<br />
sükût ile karşıladı. O adam bu sefer, daha da ileri gitti. Daha kötü sözler söyledi. Bunun üzerine, Bekir<br />
bin Abdullah hazretlerine, niçin ona cevap vermiyorsun, suskun duruyorsun. Baksana sana neler söylüyor,<br />
denilince, “Ben onun hakkında, kötü birşey bilmiyorum ki ona karşılık ve cevap vereyim. Hem, onun<br />
hakkında yalan yere, olmıyan şeyleri söyleyip, atıp tutmam da bana helâl değildir.” dedi.<br />
Bekir bin Müzenî hazretleri, gelen-geçeni rahatsız etmemesi için, damının oluğunu bahçe tarafa<br />
yapar, yola akıtmazdı. Evindeki kedi ölürse, münasip bir yerde çukur kazar, kediyi oraya gömer, kimseyi<br />
rahatsız edecek bir iş yapmazdı.<br />
“Bir kimse ziyafete çağrılır. O da ev sahibine haber vermeden, yanında misafir getirirse, bir tokat<br />
hak etmiştir. Eve geldiğinde, ev sahibi, şuraya buyurunuz dediği zaman, hayır ben şuraya oturacağım<br />
diyen kimse ise, iki tokat hak etmiştir. Yemek yerken de ev sahibine “Sen de bizimle beraber yemiyor<br />
musun, sen de yesene” diyen, üç tokatı hak etmiş olur. Çünkü üçünde de, söz ve hareketi boş ve fazladandır.”<br />
1) Hilyet-ül-evliyâ cild-2, sh-224<br />
2) Tehzîb-üt-tehzîb cild-1, sh-484<br />
3) El-Kâşif cild-1, sh-162</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/ulema.wordpress.com/184/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/ulema.wordpress.com/184/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ulema.wordpress.com/184/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ulema.wordpress.com/184/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ulema.wordpress.com/184/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ulema.wordpress.com/184/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ulema.wordpress.com/184/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ulema.wordpress.com/184/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ulema.wordpress.com/184/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ulema.wordpress.com/184/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ulema.wordpress.com/184/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ulema.wordpress.com/184/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ulema.wordpress.com&blog=533142&post=184&subd=ulema&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/bekir-bin-abdullah-muzeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/1aeeaf4dd9380f22c1950df1d379dbe8?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">ulema</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>BAKIYYE BİN VELÎD</title>
		<link>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/bakiyye-bin-velid/</link>
		<comments>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/bakiyye-bin-velid/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Feb 2007 15:15:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ulema</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ehli Sünnet Alimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Selef Alimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/bakiyye-bin-velid/</guid>
		<description><![CDATA[Hicrî ikinci asırda Şam’da yetişen meşhûr hadîs ve fıkıh âlimlerinden. Künyesi, Ebû Yuhmid
Külâî’dir.
115 yılında (m. 733) doğdu. 197 (m. 812) senesinde vefât etti. Atiyye isminde bir oğlu vardı. Zürriyeti
bu oğlu ile devam etmiştir.
Bakıyye hazretleri kuvvetli bir tahsil görmüştür. Muhammed bin Ziyâd, Buhayr bin Sa’d,
Ubeydullah bin Amr, Sevr bin Yezîd ve daha bir çok âlimden ilim [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ulema.wordpress.com&blog=533142&post=183&subd=ulema&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Hicrî ikinci asırda Şam’da yetişen meşhûr hadîs ve fıkıh âlimlerinden. Künyesi, Ebû Yuhmid<br />
Külâî’dir.<br />
115 yılında (m. 733) doğdu. 197 (m. 812) senesinde vefât etti. Atiyye isminde bir oğlu vardı. Zürriyeti<br />
bu oğlu ile devam etmiştir.<br />
Bakıyye hazretleri kuvvetli bir tahsil görmüştür. Muhammed bin Ziyâd, Buhayr bin Sa’d,<br />
Ubeydullah bin Amr, Sevr bin Yezîd ve daha bir çok âlimden ilim öğrenip hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir.<br />
Hadîste hâfız yani yüzbinin üzerinde hadîs-i şerîfi râvîleri ile birlikte ezbere bilirdi. Kendisinden Evzâî,<br />
Nuaym bin Hammad, Dâvûd İbn-i Reşîd, Ali bin Hacer, Amr bin Osman ve daha bir çok âlim hadîs-i şerîf<br />
rivâyet etmiştir.</p>
<p>  <span id="more-183"></span></p>
<p>Yahyâ bin Muin, Ebû Zur’a ve zamanın diğer âlimleri; “Bakıyye bin Velîd’in sika (güvenilir,sağlam) âlimlerden rivâyette bulunduğu hadîsler hüccet, delil olarak kabul edilir” demişlerdir. Abdullah bin Mübârek buyuruyor ki; “İsmâil bin lyaş ile Bakıyye’nin hadîsleri bir araya toplansa, Bakıyye’nin hadîsleri bana daha sevimli gelirdi.” Bakıyye hazretleri buyuruyor ki, Hammad bin Zeyd ile hadîs müzâkere ettik. Bana buyurdu ki: “Senin rivâyet ettiğin hadîsler ne kadar kıymetli&#8230;”<br />
Bildirdiği hadîs-i şerîfler Müslim’de, Buhârî üzerine yapılan açıklamalarda, Sünen-i Ebî Dâvûd,<br />
Nesâî, Tirmîzî ve Sünen-i İbn-i Mâce adlı eserlerde yer almaktadır.<br />
Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:<br />
“Kim (bir müslümanın) düğün ve benzeri yerlere davet edilirse icâbet etsin.”<br />
“Şafak sökmeden önce hilâl kaybolursa gecedendir.”<br />
1) Tezkiret-ül-Huffâz, cild-1, sh-289<br />
2) El-A’lâm, cild-2, sh-60<br />
3) Mu’cem-ul-müellifîn, cild-3, sh-54<br />
4) Mîzân-ül-i’tidâl, cild-1, sh-331<br />
5) Tehzîb-üt-tehzîb, cild-1, sh-473<br />
6) Târîh-i Bağdâd, cild-7, sh-123</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/ulema.wordpress.com/183/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/ulema.wordpress.com/183/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ulema.wordpress.com/183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ulema.wordpress.com/183/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ulema.wordpress.com/183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ulema.wordpress.com/183/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ulema.wordpress.com/183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ulema.wordpress.com/183/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ulema.wordpress.com/183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ulema.wordpress.com/183/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ulema.wordpress.com/183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ulema.wordpress.com/183/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ulema.wordpress.com&blog=533142&post=183&subd=ulema&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/bakiyye-bin-velid/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/1aeeaf4dd9380f22c1950df1d379dbe8?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">ulema</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>AVN BİN ABDULLAH</title>
		<link>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/avn-bin-abdullah/</link>
		<comments>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/avn-bin-abdullah/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Feb 2007 15:12:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ulema</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ehli Sünnet Alimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Selef Alimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/avn-bin-abdullah/</guid>
		<description><![CDATA[Tâbiînin tanınmışlarından. Takriben 115 (m. 733) senesinde vefât etti. Kûfe’de yerleşti. Âbid (çok
ibâdet eden) bir zât idi. Kırâat ilminde şöhret buldu. Hadîs ilminde sika (güvenilir) bir râvîdir.
Babasından, amcasından, kardeşi Abdullah bin Umeyr’den, Abdullah bin Amr’dan, Yusuf bin Abdullah
bin Selâm, Şa’bî, Sa’d bin Alâka, Ebî Bürde bin Ebî Mûsâ, Ümmü-d-Derdâ ve âlimlerden
(r.anhüm) hadîs-i şerîf rivâyet etti. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ulema.wordpress.com&blog=533142&post=182&subd=ulema&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Tâbiînin tanınmışlarından. Takriben 115 (m. 733) senesinde vefât etti. Kûfe’de yerleşti. Âbid (çok<br />
ibâdet eden) bir zât idi. Kırâat ilminde şöhret buldu. Hadîs ilminde sika (güvenilir) bir râvîdir.<br />
Babasından, amcasından, kardeşi Abdullah bin Umeyr’den, Abdullah bin Amr’dan, Yusuf bin Abdullah<br />
bin Selâm, Şa’bî, Sa’d bin Alâka, Ebî Bürde bin Ebî Mûsâ, Ümmü-d-Derdâ ve âlimlerden<br />
(r.anhüm) hadîs-i şerîf rivâyet etti. Kardeşi Hamza, Mes’ûdî, Zuhrî, Mûsâ bin Ebî Îsâ, İshâk bin Yezîd el-<br />
Huzelî, Hammad bin Ebî Huleyd el-Müzenî, Saîd bin Ebî Hilâl de ondan rivâyet ettiler.</p>
<p><span id="more-182"></span><br />
Avn bin Abdullah’ın bildirdiği hadîs-i şerîflerden bazıları:<br />
İbni Ömer’den bildirmiştir: Biz Resûlullah (s.a.v.) ile namaz kılıyorduk. Bu sırada birisi geldi:<br />
“Allahü Ekber kebîran velhamdülillahi kesiran ve sübhânallahü bükteren ve esılen” dedi. Bunun<br />
üzerine Peygamber efendimiz (s.a.v.): “Bunları kim söyledi?” buyurunca, o zât, “Ben Yâ Resûlallah!”<br />
dedi. O zaman Resûlullah (s.a.v.): “Ben taaccüp ettim. Bu sözler yüzünden, sema (gök) kapıları<br />
açıldı.” buyurdu. Resûlullah’dan bunu duyduğumdan beri bu sözleri hiç bırakmadım.”<br />
O babasından o da İbn-i Mes’ûd’dan şöyle rivâyet etmiştir.<br />
Süleym kabilesinden, Amr bin Abese denilen birisi Medine’ye geldi. Peygamber (s.a.v.) efendimizi<br />
Medine’de bulamayınca, Mekke’ye gitti. Resûlullah’ın huzuruna vardı. “Yâ Resûlallah! Senin bildiğin,<br />
benim bilmediğim, fayda veren bir şeyi bana öğret, deyip, sonra gece kılınan hangi namaz daha fazîletlidir?<br />
diye sordu. Resûlullah (s.a.v.) “Gece yarısında kılınan namaz, daha fazîletlidir. Bu saatte<br />
Allahü teâlâ “Duâ eden var mı? Kabul edeyim, istiğfar eden (bağışlanmasını dileyen) var mı? Bağışlayayım”<br />
buyurur ve bu nida sabah fecir doğuncaya kadar, devam eder” buyurdu.<br />
Kardeşinden o da Ebû Hureyre (r.a.) den rivâyet etti: Resûlullah (s.a.v.) “Cuma günü öyle bir saat<br />
vardır ki, Allahü teâlâ’dan dileği bulunan kimsenin dileği o saate rastlarsa, Allahü teâlâ ona,<br />
dileğini ihsan eder” buyurdu. Âmir eş-Şa’bî’den Nu’man bin Beşîr yoluyla rivâyet etti: Resûlulah’ı hutbe<br />
okurken dinledim. “Helâl bellidir, harâm bellidir. Bu ikisinin arasındakiler şüphelilerdir. Kim ki,<br />
şüpheli şeylerden sakınırsa, dinini ve şerefini korumuş olur. Kim ki, şüpheli şeylere dalarsa yasaklanmış<br />
otlak etrafında koyunlarını otlatan çoban gibi otlağa dalıvermeye yaklaşmış gibidir. İyi<br />
biliniz ki, her padişahın hususi bir otlağı vardır. Yine biliniz ki, Allahü teâlâ’nın yeryüzünde yasak<br />
ettiği otlağı da harâm ettiği şeylerdir” buyurdu.<br />
Yusuf bin Abdullah bin Selâm bildirmiştir. Biz Resûlullah efendimiz (s.a.v.) ile birlikte yürüyorduk.<br />
Sonra, orada bulunanların, “Yâ Resûlallah! Hangi amel daha hayırlıdır” diye sorduklarını duyduk. Peygamber<br />
efendimiz (s.a.v.): “Allah’a ve Resûlüne imân, Allah yolunda cihad (savaşmak), kabul olunmuş<br />
hac” buyurdular. Sonra vadide bir ses “Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne<br />
Muhammeden Resûlullah” (Ben şehâdet ederim ki, Allahü teâlâdan başka ilâh yoktur. Muhammed<br />
(s.a.v.) O’nun resûlüdür) diyordu. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) “Ben şuna şehâdet ederim ki, bu<br />
sözü ancak müşrik olmayan kimse söyler” buyurdular.<br />
Avn bin Abdullah (r.a.) Allahü teâlâyı zikr, anma hususunda çok kıymetli sözler söylemiştir. Onun<br />
buyurduklarından bazıları:<br />
“Her insanın amelinin, en üstünü, efendisi vardır. Benim amelimin en üstünü, Allahü teâlâyı anıp,<br />
hatırlamamdır, Allahü teâlâyı anmak, kalbin cilâsıdır.”<br />
“Gaflete dalan, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını ve ahireti unutan insanlar arasında rabbini ananların<br />
hâli, Allah yolunda savaşanların hâline benzer. Allahü teâlâyı ananlar arasında, dünyâya dalanların<br />
hali, savaş meydanından kaçanların hâli gibidir.”<br />
“Allahü teâlâ yeryüzünde devamlı anılır. Eğer, bir saat anılmasaydı, yeryüzündekiler helâk olurdu.”</p>
<p>“Ebüdderdâ’nın annesi, (Allahü teâlânın anıldığı yerde bulunmaktan, gönlüme daha şifa ve huzur<br />
veren ve kavuşmaya daha lâyık bir şey bilmiyorum) derdi.”<br />
“Sizden öncekiler, âhiret işleriyle uğraşıp, sadece artan zamanlarını dünyâ işlerine harcarlardı. Siz<br />
ise bu gün hep dünyâ işiyle uğraşıyor, eğer zaman kalırsa âhiret işlerini yapıyorsunuz.”<br />
“Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uyunuz. Kim bunlara uyuyorsa, bu onlar için se’âdettir. Bunlara<br />
uymayan, bedbahttır.”<br />
“Allahü teâlâ insanlara çok iyilikler ve hayırlar gönderiyor. Fakat bunları gören az.”<br />
“Öldükten sonra, kendisi yüzünden ceza ve mükâfat göreceğiniz amellerinizi ıslâh edip, düzeltiniz.”<br />
“Yaratmak Allahü teâlâya mahsustur. İyilikte bulunana teşekkür edilir. Bütün iyiliklerin sahibi Allahü<br />
teâlâdır. Öyleyse O’na şükür, kulluk vazifesidir.”<br />
“Hakiki, hayat öldükten sonra başlar. Dünya hayatı, hayâl ve geçicidir. Âhiret hayatı ise devamlıdır.”<br />
“Allahü teâlânın afvı ile Cehennemden kurtulurunuz. Rahmeti ile Cennete girersiniz. Amellerinize<br />
göre mertebeniz ve dereceniz olur.”<br />
“İnsanın, kendisini, kim olursa olsun, başkasından üstün görmesi kibirli olması için yeterlidir.”<br />
“Allahü teâlânın beğendiği işleri yaparken mütevâzı ve alçak gönüllü olunuz.”<br />
“Allahü teâlâ, bir kavmi (cemaati, topluluğu) Cennetine kor. Onlara istediklerinden kat kat fazla lütuf<br />
ve ihsanda bulunur. Fakat onların üstünde dereceleri yüksek kimseler vardır. Bunlar, onlara bakıp<br />
tanırlar. O zaman “Yâ Rabbi! Biz bunlarla beraber idik. Onları niçin bize üstün kıldın” derler. Bunun üzerine<br />
Allahü teâlâ, “Siz, dünyâda tok iken, onlar aç idiler. Siz suya kanmış iken onlar susuz idiler. Siz uyurken,<br />
onlar gecelerini ibâdetle geçirirlerdi” buyurur.<br />
Fukahâ-i kirâm (âlimler) şu üç şeyle birbirlerine nasîhatte bulunurlar ve mektûblarında onları birbirlerine<br />
yazarlardı: Birincisi: Kim ahireti için çalışırsa, Allahü teâlâ, ona dünyâsını kâfi (yeterli) kılar. Kim<br />
Allahü teâlâ’ya karşı kulluk vazifesini yerine getirirse, Allahü teâlâ da, onun ile insanlar arasını iyi yapar.<br />
Kim içini, kalbini ıslah edip düzeltirse, Allahü teâlâ da onun zâhirini, dışını düzeltir.<br />
Birisine şöyle buyurmuştur: “Kim Allahü teâlâdan korkarsa, Allahü teâlâ, güçlük sırasında ona bir<br />
çıkış yolu gösterir. Ona, ummadığı yerden rızık gösterir.”<br />
“Günahlarından vazgeçip, Allahü teâlâya tevbe edenlerle beraber oturunuz. Çünkü, onların kalbi,<br />
ince ve yumuşaktır.”<br />
“Allahü teâlâ bir kimsenin suretini ve rızkını güzel yapar, o da, Allah için tevazu gösterirse, o,<br />
Allahü teâlânın yakın ve hâlis kullarından olur.”<br />
“Bir kimseyi medhte (övmekte) ve zemde (yermekte) acele etme. Çünkü, nice kimseler bugün seni<br />
memnun ve râzı eder de, yarın, kötülük yapıp seni rahatsız edebilir. Aynı şekilde, bugün ondan memnun<br />
olmazsın da, yarın ondan memnun olabilirsin.”<br />
“Takvanın başlangıcı, iyi ve güzel niyyet, sonu, tevfikdir (Allahü teâlânın o kişiyi muvaffak kılması),<br />
insan, bu ikisinin arasında, tehlikeler ve şüpheler arasında bulunur.<br />
“Kalbde pas, günah olmayan dünyâ işleriyle fazla meşgul olmaktan meydana gelir. Kalbin temiz ve<br />
parlak olması, tevbe ile olur, kalb böylece, bilenmiş parlayan kılıç gibi olur.”<br />
“Tevbe eden kimsenin kalbi, cam gibi olup, ne isabet ederse, ona tesir eder. Böyle bir kalb, vaaz<br />
ve nasîhatten istifâde eder. Kalbler, incelik ve yumuşaklığa çok elverişlidir. Bu yüzden, kalbleri tevbe ile<br />
günahlardan temizleyerek tedavi ediniz. Tevbe edenlerle oturunuz. Çünkü, Allahü teâlâ’nın rahmeti<br />
tevbe edenlere daha yakındır. Nice kimse vardır ki, tevbesi sebebiyle Cennete girer.”<br />
“Tevbe eden insan, dünyâda ne zaman günâhlarını hatırlasa, o günâhlar, gözünün önüne geldikçe,<br />
çok pişmanlık duyar ve onu niçin yaptım diye üzülür.”<br />
“İnsan, bir daha yapmamak için günâhlarının üzerinde ciddiyet ve önemle durursa, bu, onun, günâhlarını<br />
terk etmesine vesîle olur.”<br />
“Kişinin günâhına pişmanlık duyması, tevbenin anahtarı ve tevbeye giden bir yoldur.<br />
“İnsanın, bir günâhı terk etmek için gayret göstermesi, iyilik ve hayır yapmaktan daha fâidelidir.”<br />
“İbadetlere devam ettiği, harâm olan kan dökmediği müddetçe Allahü teâlâ kulunun günâhlarını örter.”</p>
<p>Avn bin Abdullah (r.a.) babasının evden çıkarken, “Bismillâhi tevekkeltü alellah Lâ havle ve la kuvvete<br />
illâ billah” dediğini rivâyet eder.<br />
Birisi gelip, Avn bin Abdullah’ın babasına “Ben münafık olmaktan korkuyorum” diye endişe ettiğini<br />
söyledi. O da cevâbında “Eğer münafık olsaydın, bundan korkmazdın” dedi.<br />
“Allah için, birbirini seven iki kişiden en üstünü, sevgisi daha çok olandır.”<br />
“Âhiretle ilgili amel (iş) insanın gönlüne rahatlık ve huzur verir. Allah için olmayıp, âhirette fâide<br />
temin etmeyen dünyâ işi ise, insana gam ve keder verir, huzursuz eder.”<br />
“Şeytan, insanların kalbine düğümler atar. Birbirlerine selâm verirlerse, bu düğüm çözülür, yok olup,<br />
gider. Selâm vermezlerse, o düğüm olduğu gibi kalır.”<br />
“Hali, senden daha iyi bir insana bakmak istiyorsan, namaz kılana bak.”<br />
“Hastanın sahibi, hastasını o halde görmeyi istemediği gibi, Allahü teâlâ da kulunu günah üzere<br />
görmekten hoşnud olmaz.”<br />
“Birisi, sâlih kimselerle oturup kalkar, onlarla beraber olurdu. Daha sonra onlarla oturup kalkmayı<br />
terk edip, onlardan ayrıldı. Gece rüyasında ona: “Bakî Sen onları terk ettin. Fakat senden sonra onlar<br />
yetmiş defa mağfiret olundu (bağışlandı) dendi.”<br />
“Sizce, çok önemli olan hacetlerinizi (isteklerinizi) farz namazlarda isteyiniz. Çünkü farz namazlarda<br />
yapılan duâ, farz namazın nafileye üstünlüğü gibidir.”<br />
“Ebudderdâ’nın annesine Ebudderdâ’nın en üstün ameli ne idi, diye sordum. Bana: “Tefekkür eder<br />
Allahü teâlâ’nın kudret ve azametini büyüklüğünü düşünür ve herşeyden ibret alırdı” dedi.”<br />
“Babanın hayatta iken görüştüğü kimse ile görüş ve ziyâretine git. Çünkü, babanın dostunu ziyâret<br />
etmen, babanı kabrinde ziyâret yapman gibidir.”<br />
Avn bin Abdullah hazretleri, hata ve günahlarını hatırlayıp ağlayarak pişmanlığını şöyle dile getirmiştir:<br />
“Vah! Yazık bana! Bana ne oldu da ben, bu kadar hata ve günahı işledim. Halbuki ben o hatayı<br />
işlerken, Rabbimin nimetleri içerisinde idim. Günahımın bir anlık lezzetine aldandım. O lezzet gitti. Şimdi<br />
onun mesûliyyeti kaldı. Kaybolmayacak, her şeyin inceden inceye tesbit edildiği amel defterime yazıldı.<br />
Yazık bana, Allahü teâlâ’dan utanmadan bu işi yaptım. Nefsime uydum. Bu nefs ne acâib düşman. Ben<br />
hatâmı düzeltmeğe çalışıyorum. O ise beni tekrar günaha çağırıyor. Ben ona insafla, adaletle davranmak<br />
istiyorum, ama, nefsim bana insaf etmiyor. Devamlı beni Rabbimin rızasından çıkarmak için uğraşıyor.<br />
Benim helakimi, dünyâ ve âhiret se’âdetimi çalmak istiyor.<br />
Yâ Rabbi! Nefsimi bana musallat kılma. Ona karşı beni yardımsız, yalnız bırakma. Nefsim bana<br />
acımıyor. Bana sen merhamet eyle. Ondan beni muhafaza eyle.<br />
Yazık bana! Ölümden nasıl kaçarım. Kaçsam bile o mutlaka bana yetişecektir. Ben nasıl ölümü<br />
unutabilirim. Ben unutsam bile, ölüm beni unutmaz. O beni takip ediyor&#8230; Günahım o kadar çok ki, kalbimi<br />
yaraladı. Günahımın çokluğundan, ağlamaktan, artık gözlerimden yaş da akmıyor. Gözlerime uyku<br />
girmiyor. Eğer, Rabbim bana merhamet etmezse, hâlim nasıl olur, benim&#8230;<br />
Vah bana! Hatalarım aklıma geldikçe, ben nasıl tenbel otururum, Rabbime tevbe edip, rızasını kazanmaya<br />
çalışmam. Kıyâmet günü Rabbim beni temize çıkarmaz, yüzüme bakmazsa, benimle<br />
konuşmazsa, vay benim hâlime. Bütün bu durumlardan, günah ve hatalarımdan Allahü teâlâya sığınırım.<br />
Amel defterimin sol tarafımdan verilmesinden veya onu arkamda görmekten, Rabbim muhafaza<br />
eylesin. Yüzüm simsiyah olursa, yazık bana. Rabbimin huzuruna ben nasıl çıkarım. Gözüm, ayağım,<br />
elim ve her şeyim benim hakkımda şahittirler. Günahlarımı hatırlamam, bana her şeyi unutturuyor. Ey<br />
nefsim! İsteklerini hiç unutmuyorsun, fakat kulluk vazifelerini yapmaya hiç istekli değilsin. Ey nefsim,<br />
hesaba çekileceğin kıyâmet gününde halinin ne olacağından hiç korkmuyorsun. Geçici olanı, ebedî ve<br />
sonsuz nimetlere tercih ediyorsun.<br />
Ey nefsim! Hâlâ içerisinde bulunduğun gafletten uyanmayacak mısın? Hasta ve zaif düşersen,<br />
derhal yaptıklarından pişmanlık duyarsın&#8230; Sıhhatin yerinde olursa, günah işlersin. Sana böyle ne oluyor.<br />
Muhtaç ve düşkün olursan, üzülür, mahzun olursun. Zengin ve kimseye muhtaç olmazsan, âhiretini<br />
ve kendini unutursun.<br />
Ey nefsim, hiç amelin olmadan, çalışmadan âhirette rahata kavuşmak istersin. Uzun uzun arzu ve<br />
isteklerin peşine düşüp, tövbeyi devamlı sonraya atıp, geciktiriyorsun.”<br />
Birisi oğluna şöyle nasîhatte bulundu: Ey oğul! Takvaya iyi sarıl. Eğer, bugünün dünden, yarının<br />
da bugünden daha hayırlı olmasını temin edebilirsen, bunu yap. Namaz kılarken, veda edip, ayrılacak<br />
olan kimsenin namaz kılışı gibi kıl. Çok ihtiyaç peşinde koşmaktan, özür beyan etmek zorunda kalacağın<br />
işi yapmaktan sakın.”</p>
<p>“Ebû Fahite’den bildirmiştir! Resûlullah’a (s.a.v.) salât getirdiğiniz zaman, ona salatanızı güzel yapınız.<br />
Çünkü, siz, bilmezsiniz, belki salatınız, Resûlullah’a (s.a.v.) arz olunur. Orada bulunanlar, öyleyse<br />
bize öğret, dediler. O zaman, şöyle söyleyin dedi. Allahümmecal salevâtike ve rahmetike ve berekâtike<br />
âlâ seyyid-il-mürselîn ve imam-il-Müttekîn ve hatem-in-Nebiyyin, Muhammedin, abdike ve Resûlike,<br />
Allahümme-bashu mekâmen mahmuden yağbıtuhu-l-evvelûn ve-l-Âhirûn, Allahümme salli âlâ<br />
Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîm ve alâ âli İbrâhîm inneke hamîdun<br />
mecîd. Allahümme bârik âlâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte âlâ İbrâhîm ve alâ âli<br />
İbrâhîm inneke hamîdun mecîd.”<br />
1) Hilyet-ül-evliyâ, cild-4, sh-240<br />
2) Tabakât-ı İbn-i Sa’d, cild-6, sh-313<br />
3) Tehzîb-ül-esmâ ve’l-luga, cild-2, sh-41<br />
4) El-A’lâm, cild-5, sh-98<br />
5) Tehzîb-üt-tehzîb, cild-8, sh-171<br />
6) Târîh-i Bağdâd, cild-12, sh-292<br />
7) Vefeyât-ül-a’yân, cild-1, sh-240, 431, 432</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/ulema.wordpress.com/182/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/ulema.wordpress.com/182/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ulema.wordpress.com/182/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ulema.wordpress.com/182/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ulema.wordpress.com/182/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ulema.wordpress.com/182/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ulema.wordpress.com/182/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ulema.wordpress.com/182/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ulema.wordpress.com/182/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ulema.wordpress.com/182/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ulema.wordpress.com/182/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ulema.wordpress.com/182/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ulema.wordpress.com&blog=533142&post=182&subd=ulema&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/avn-bin-abdullah/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/1aeeaf4dd9380f22c1950df1d379dbe8?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">ulema</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>ATA BİN YESÂR</title>
		<link>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/ata-bin-yesar/</link>
		<comments>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/ata-bin-yesar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Feb 2007 15:10:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ulema</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ehli Sünnet Alimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Selef Alimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/ata-bin-yesar/</guid>
		<description><![CDATA[Tâbiîn devrinde Medine’de yetişen büyük Alimlerden. Künyesi, Ebû Muhammed Medenî’dir. Hilâli
lâkabı ile de tanınmaktadır. Peygamber efendimizin (s.a.v.) mübârek hanımları Meymûne’nin (r.anha)
kölesidir. Kendisi gibi yüksek âlimlerden olan Süleymân, Abdülmelik ve Abdullah bin Yesâr’ın kardeşidir.
Yaklaşık 39 (m. 661) târihinde doğdu. Hz. Osman’ın zamanında yaşı küçüktü. 84 yaşında iken 102 veya
103 (m. 721) târihinde İskenderiye’de vefât etti.

Ata bin [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ulema.wordpress.com&blog=533142&post=181&subd=ulema&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Tâbiîn devrinde Medine’de yetişen büyük Alimlerden. Künyesi, Ebû Muhammed Medenî’dir. Hilâli<br />
lâkabı ile de tanınmaktadır. Peygamber efendimizin (s.a.v.) mübârek hanımları Meymûne’nin (r.anha)<br />
kölesidir. Kendisi gibi yüksek âlimlerden olan Süleymân, Abdülmelik ve Abdullah bin Yesâr’ın kardeşidir.<br />
Yaklaşık 39 (m. 661) târihinde doğdu. Hz. Osman’ın zamanında yaşı küçüktü. 84 yaşında iken 102 veya<br />
103 (m. 721) târihinde İskenderiye’de vefât etti.</p>
<p><span id="more-181"></span><br />
Ata bin Yesâr, Eshâb-ı kirâmdan bir çok zât ile görüşüp onlardan ilim almıştır. Kendisi Hz.<br />
Meymûne, Muâz bin Cebel, Ebû Zer-i Gıfarî, Ebüdderdâ, Ubâde bin Sâmit Zeyd bin Sâbit, Muâviye bin<br />
Hakem-i Selemi, Ebû Katâde, Ebû Hureyre, Zeyd bin Hâlid-i Cuhnî, Abdullah bin Amr, Abdullah bin<br />
Ömer, Abdullah bin Abbas, Peygamberimizin kölesi Ebî Râfi, Hz. Âişe ve daha pek çok sahâbîden hadîs-<br />
i şerîf rivâyet etmiştir. Büyük hadîs âlimi İmâm-ı Buhârî, İbn-i Sa’îd ve Ebû Dâvûd da, O’nun, Abdullah<br />
İbni Mes’ûd’dan da hadîs rivâyet ettiğini bildirmişlerdir.<br />
Ata bin Yesâr’dan da akranı olan Ebû Seleme bin Abdurrahman, Muhammed bin Ömer bin Ata,<br />
Muhammed bin Amr bin Halhala, Hilal bin Ali, Zeyd bin Eslem, Şüreyk bin Ebî Nemr, hadîs-i şerîf rivâyetinde<br />
bulunmuşlardır.<br />
Ata bin Yesâr, Allahü teâlâ’nın kelâmı olan Kur’ân-ı kerîmin okunuşunu en iyi bilenlerden birisiydi.<br />
Kırâat ilmi adı verilen bu ilimde, Eshâb-ı kirâmdan sonra en yüksek dereceye çıkan âlimler, Medineliler,<br />
Mekkeliler, Kûfeliler, Basralılar ve Şamlılar olmak üzere beş tabakaya ayrılmışlardır. Medine-i Münevvere’de<br />
bu ilimle meşgul olanlardan biri de Ata bin Yesâr’dı. Kur’ân-ı kerîmin okunuşunu bozulmaktan ve<br />
değişmekten korumak için gösterilen üstün gayretler o kadar çokdur ki, yapılan çalışmalar akıllara sığmayacak<br />
ölçüdedir. Eshâb-ı kirâmın gösterdiği gayreti, kelimelerle ifâde etmek mümkün değildir. Kur’ânı<br />
kerîmin mânâsının anlaşılması ve anlatılması yanında, her harfinin okunuşu ve bundaki ihtilaflar, öyle<br />
bir tesbit olunmuş ki, bu güne kadar bütün müslümanlar, Kur’ân-ı kerîmi bu ilk okunan şekli ile okumaktadır.<br />
Ata bin Yesâr, bu ilmi öğrenip insanlara öğretmede üstün derecelere kavuşan âlimlerdendir.<br />
Hadîs ilminde de sika (güvenilir) bir âlim olup çok hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Bu ilimde bir hazine<br />
idi. İbn-i Hibbân “Kitab-üs-Sikkât”ında onun sika râvîlerden olduğunu zikreder. İbn-i Sa’d da<br />
Tabakât’ında sika (sağlam) olup, çok hadîs rivâyet ettiğini zikreder.<br />
Yine Ata bin Yesâr, güneş tutulunca Peygamber efendimizin (s.a.v.) kıldığı iki rekât namazın her<br />
rekâtında altı rükû ve dört secde yapılacağını rivâyet etmiştir. Ata bin Yesâr’ın Resûlullah’tan (s.a.v.)<br />
bildirdiği hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: “Kırk dirhemi veya bu değerde malı olduğu hâlde, dilencilik<br />
eden kimse, dilenmekte ısrar etmiş, günaha girmiş olur.”<br />
Ata bin Yesâr’ın (r.a.) rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîfte, Peygamberimiz Hz. Ömer’e hitaben: “Ey<br />
Ömer! Öldüğün vakit adamların gidip senin boyuna uygun bir mezar hazırlayıp, seni yıkayıp kefenledikten<br />
ve koku sürdükten sonra, seni götürüp mezara koydukları ve toprağı üzerine örterek<br />
geri döndükleri vakit hâlin nice olur? Münker ve Nehir adındaki kabrin iki büyük ibtilası (sual melekleri)<br />
sana gelir. Sesleri yıldırım indiren gök gürültüsü, gözleri parlak şimşekler gibi, uzun saçlarını<br />
sürüklerler. Uzun ve sivri dişleri ile mezarın topraklarını alt üst ederler. Sana çeşitli zorluklar<br />
çıkarırlar. Seni korkuturlar. O vakit senin halin nice olur ey Ömer?” buyurdu. Hz. Ömer de: Bu<br />
zamanki aklım o zamanda başımda olacak mı? diye sordu. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) “Evet” buyurunca,<br />
Hz. Ömer Ben onların hakkından gelir, gerekli cevaplarını veririm” dedi.<br />
Bir hadîs-i şerîfte: “İnsanların en iyisi, borcunu en iyi şekilde ödeyenlerdir.” buyuruldu.<br />
Ata bin Yesâr buyurdu ki: “Şaban ayının onbeşinde (Yani Berât Gecesi’nde) ölecek olanların listesi<br />
Azrâil’e (a.s.) verilir. Bu arada ev akıtıp, su atatıp ağaç diken ve yeni evlenen nice kimseler vardır ki,<br />
isimleri bu listededir. Fakat onlar bunu bilmezler.”<br />
Ata bin Yesâr şöyle anlatıyor: Kur’ân-ı kerîmde Mâide sûresi 90.ncı: “Ey imân edenler! İçki, kumar,<br />
putlar ve fal okları, şeytanın işlerinden bir pisliktir. Bunlardan kaçının ki, felah bulasınız!”<br />
âyet-i kerîmesinin mânâsı Tevrat’ta şu şekilde vardı. “Bâtılı, gidersin, oyunu boşa çıkarsın, çalgılı oyun<br />
âletlerini yok etsin! diye, biz hakkı indirdik. Şarap içene yazıklar olsun! Allahü teâlâ bu mânâda, izzetine<br />
ve celâline yemin ederek “Bir kimse, harâm olduğunu bilerek içerse, kıyâmet günü onu suya hasret bırakırım.<br />
Şarabın harâm olduğunu bilerek bırakana, Cennet ırmaklarından içiririm” buyurdu.<br />
Ata bin Yesâr, Yala bin Mürre’den şöyle anlatıyor: “Biz Hz. Ali’nin yakınlarından bazıları ile buluştuk.<br />
Yala onlara dedi ki: O, şu anda savaşan kimsedir. Onun hayatı için emin değiliz. Ona bir zarar gelebilir.<br />
Bundan sonra odasının kapısında nöbet tutmaya başladık. Bir ara namaza çıktı. Bizi görünce, sor-du. “Burada ne yapıyorsunuz?” Biz de: “Seni bekliyoruz, yâ mü’minlerin emiri!&#8230; Zira sen, harp yapan bir<br />
kimsesin. Sana bir zarar gelmesinden korkuyoruz” diye cevap verdik. Onlara sordu: “Beni sema (gök)<br />
ehlinden mi koruyorsun, yoksa yer ehlinden mi?” Biz de: “Elbette yer ehlinden, sema ehlinden nasıl koruyabiliriz.”<br />
Bunun üzerine şöyle dedi: “Allahü teâlânın takdir etmediği hiç bir şey semada da olmaz.<br />
Herkesin işlerine vekil olan iki melek vardır. Kaderi olarak takdir edilen şeyler başına gelinceye kadar,<br />
her şeyi ondan uzaklaştırırlar. Kaderde olan başa gelince de, kaderi ile onu başbaşa bırakırlar.”<br />
1) Tezkiret-ül-Huffâz cild-1, sh-90<br />
2) Mîzân-ül-i’tidâl, cild-3, sh-77<br />
3) Vefeyât-ül-a’yân, cild-3, sh-399<br />
4) Tehzîb-üt-tehzîb, cild-7, sh-217<br />
5) Tehzîb-ül-esmâ ve’l-luga, cild-1, sh-335<br />
6) Miftah-üs-se’âde, cild-1, sh-10, 79, 192, cild-2, sh-7, 14, 16, 18, 162</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/ulema.wordpress.com/181/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/ulema.wordpress.com/181/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ulema.wordpress.com/181/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ulema.wordpress.com/181/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ulema.wordpress.com/181/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ulema.wordpress.com/181/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ulema.wordpress.com/181/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ulema.wordpress.com/181/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ulema.wordpress.com/181/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ulema.wordpress.com/181/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ulema.wordpress.com/181/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ulema.wordpress.com/181/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ulema.wordpress.com&blog=533142&post=181&subd=ulema&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/ata-bin-yesar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/1aeeaf4dd9380f22c1950df1d379dbe8?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">ulema</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>ATA BİN SÂİB</title>
		<link>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/ata-bin-saib/</link>
		<comments>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/ata-bin-saib/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Feb 2007 15:07:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ulema</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ehli Sünnet Alimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Selef Alimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/ata-bin-saib/</guid>
		<description><![CDATA[Tâbiînden meşhûr bir âlim. İsmi Ata bin Sâib bin Mâlik es-Sakafî. Künyesi, Ebû Zeyd Kûfî’dir. 136
(m. 753) senesinde vefât etti. Hadîs-i şerîf işitip, rivâyet ettiği âlimler şu zâtlardır. Babası Sâib bin Mâlik,
Enes bin Mâlik, Abdullah bin Ebî Evfâ, Amr bin Hâris el-Mahzûmî, Sa’îd bin Cübeyr, Mücâhid, Husayn
bin Cündeb, İbrâhîm Nehaî, Hasan-ı Basrî, Sa’îd bin Abdurrahman, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ulema.wordpress.com&blog=533142&post=180&subd=ulema&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Tâbiînden meşhûr bir âlim. İsmi Ata bin Sâib bin Mâlik es-Sakafî. Künyesi, Ebû Zeyd Kûfî’dir. 136<br />
(m. 753) senesinde vefât etti. Hadîs-i şerîf işitip, rivâyet ettiği âlimler şu zâtlardır. Babası Sâib bin Mâlik,<br />
Enes bin Mâlik, Abdullah bin Ebî Evfâ, Amr bin Hâris el-Mahzûmî, Sa’îd bin Cübeyr, Mücâhid, Husayn<br />
bin Cündeb, İbrâhîm Nehaî, Hasan-ı Basrî, Sa’îd bin Abdurrahman, Şa’bî, Abdullah bin Seleme, İkrime,<br />
Ebî Seleme bin Abdurrahman, Ebû Abdurrahman Sülemî ve diğer bazı hadîs âlimleridir.</p>
<p><span id="more-180"></span> </p>
<p>Ata bin Sâib’den ise İsmâil bin Ebû Hâlid, Süleymân et-Teymî, Süleymân bin Mihran, A’meş, İbn-i Cüreyc,<br />
Hammad bin Seleme, Hammad bin Zeyd, Muhammed bin Fadl, Süfyân-ı Sevrî, Süfyân bin Uyeyne, İmâm-ı Şa’bî, Ali bin Âsım ve diğerleri hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Ondan rivâyet edilen hadîs-i şerîfler<br />
hadîs kitablarından dört sünende ve İmâm-ı Buhârî’nin “Edeb-ul-müfred” adlı eserinde yer almıştır.<br />
Ata bin Sâib, Zazan’dan rivâyet etti. Hz. Ali (r.a.) Resûlullah efendimizin (s.a.v.) şöyle buyurduğunu<br />
bildirdi:<br />
“Kim cünüplükten temizlenirken, kıl yeri kadar da olsa azıcık bir yeri yıkamazsa, Allahü<br />
teâlâ o kimseye veya yıkanmayan o yere Cehennemde çeşitli azablar yapar” Bu hadîs-i şerîfi naklettikten<br />
sonra Hz. Ali (r.a.) şöyle derdi: “Resûlullah (s.a.v.) efendimizden bu tehdidi işittikten sonra başımdaki<br />
saçlara düşmanımmış gibi muamele ettim.” Hz. Ali bu sözü meselenin ehemmiyetini göstermek<br />
bakımından üç defa tekrar etti. Yani Hz. Ali vücudunda ve saçlarının dib)nde veya başka bir yerde ıslanmadık yer kaldığında guslün olmayacağı üzerinde durdu.</p>
<p>1) Tehzîb-üt-tehzîb, cild-7, sh-203<br />
2), Mîzân-ül-i’tidâl, cild-5, sh-70</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/ulema.wordpress.com/180/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/ulema.wordpress.com/180/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ulema.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ulema.wordpress.com/180/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ulema.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ulema.wordpress.com/180/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ulema.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ulema.wordpress.com/180/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ulema.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ulema.wordpress.com/180/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ulema.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ulema.wordpress.com/180/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ulema.wordpress.com&blog=533142&post=180&subd=ulema&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/ata-bin-saib/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/1aeeaf4dd9380f22c1950df1d379dbe8?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">ulema</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>ATA BİN MEYSIRE EL-HORASANÎ</title>
		<link>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/ata-bin-meysire-el-horasani/</link>
		<comments>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/ata-bin-meysire-el-horasani/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Feb 2007 15:06:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ulema</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ehli Sünnet Alimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Selef Alimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/ata-bin-meysire-el-horasani/</guid>
		<description><![CDATA[Tâbiîn devrinin tanınmış, hadîs ve tefsîr âlimlerinden. Ebû Eyyüb, Ebû Osman, Ebû Muhammed,
Ebû Sâlih Belhî künyeleri vardır. 50 (m. 670) senesinde doğup, 135 (m. 752) târihinde Eriha’da vefât
etti. İbn-i Abbas, Adiy bin Adiy el-Kindi, Mugîre bin Şu&#8217;be, Ebû Hureyre, Ebüdderdâ, Enes bin Mâlik,
Ka’b bin Ucre, Muaz bin Cebel ve daha başka sahabeden (r.anhüm) hadîs-i şerîf [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ulema.wordpress.com&blog=533142&post=179&subd=ulema&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Tâbiîn devrinin tanınmış, hadîs ve tefsîr âlimlerinden. Ebû Eyyüb, Ebû Osman, Ebû Muhammed,<br />
Ebû Sâlih Belhî künyeleri vardır. 50 (m. 670) senesinde doğup, 135 (m. 752) târihinde Eriha’da vefât<br />
etti. İbn-i Abbas, Adiy bin Adiy el-Kindi, Mugîre bin Şu&#8217;be, Ebû Hureyre, Ebüdderdâ, Enes bin Mâlik,<br />
Ka’b bin Ucre, Muaz bin Cebel ve daha başka sahabeden (r.anhüm) hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Ondan<br />
da, Şu’be, Ebû Abdurrahman, İshâk bin Useyd el-Horasânî, Dâvûd bin Ebî Hind, Evzâî, Mâlik bin Enes<br />
gibi büyük âlimler (r.aleyhim) hadîs-i şerîf rivâyetinde bulunmuşlardır.</p>
<p><span id="more-179"></span></p>
<p> İbn-i Muin, İbn-i Ebî Hatim, Nesâî<br />
ve Dârekutni, onun hadîs ilminde sika (güvenilir, sağlam) bir âlim olduğunu söylemişlerdir. Ata bin Ebî<br />
Müslim’in rivâyet silsilesinde yer aldığı hadîs-i şerîfler, Sahih-i Müslim, Sünen-i Ebî Dâvûd, Sünen-i<br />
Tirmizî, Sünen-i Nesâî ve Sünen-i İbni Mâce’de mevcuttur. İlmi ile amel eden mübârek bir zâttır.<br />
Rivâyet ettiği hadîs-i şerîfler Ebû Hureyre’den (r.a.) rivâyet etti. Resûlullah (s.a.v.) buyurdu: “Şu<br />
dört kişinin sevgisi mü’min bir kalbde bulunur. Bunlar: “Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali (r.anhüm<br />
ecmâin)’dir.”<br />
Ebû İdrîs Havlânî’den (r.a.) rivâyet etti. O dedi ki: Bir gün Hıms mescidine girdim. Orada bir topluluk<br />
halka halinde oturuyorlardı. Ben de aralarına oturdum. Resûlullah’dan (s.a.v.) bahsediyorlardı. Fakat<br />
aralarında bir genç vardı. O, konuşmaya başlayınca orada bulunanların hepsi sustu. Ben ona “Allahü<br />
teâlâ sana merhamet eylesin. Ne olur, bana bir şeyler anlat. Vallahi ben seni seviyorum” dedim. Bunun<br />
üzerine: “Resûlullah efendimizden (s.a.v.) duydum. Buyurdular ki: “Allahü teâlâ için birbirini sevenler,<br />
arşın gölgesinden başka bir gölgenin bulunmadığı kıyâmet gününde, Allahü teâlâ onları arşının<br />
gölgesinde gölgelendirecektir.”<br />
Hasen-i Basrî’den (r.a.) rivâyet etti. Resûlullah efendimiz (s.a.v.) buyurdu: “Komşular üç kısımdır.<br />
Birinin bir hakkı vardır. Bu (hakkı ren az olan komşudur) ikincisinin iki hakkı vardır. Üçüncüsünün<br />
üç hakkı vardır. En fazla hakkı olan budur. Bir hakkı olan müşrik komşudur. Akraba da değildir.<br />
Bunun sadece, komşuluk hakkı vardır. İki hakkı olan, müslüman komşudur. Akrabalığı da<br />
yoktur. Haklarından birisi, müslümanın, müslümana olan hakkı, diğeri komşuluk hakkıdır. Üç<br />
hakkı olan, müslüman komşudur ki, aynı zamanda, akrabalığı da vardır. Haklarından biri,<br />
müslümanın, müslüman üzerinde olan hakkı, komşuluk hakkı, diğeri, akrabalık hakkıdır. Komşuluk<br />
hakkının en aşağısı, et ve benzeri yiyeceklerden çıkan koku ile komşuya eziyet vermemektir.<br />
Ancak tencerede pişenden bir miktar verilirse, eziyet edilmemiş olur.”<br />
Yahyâ bin Ya’mer’den rivâyet etti. İbn-i Ömer buyurdu ki, Resûlullah’ın (s.a.v.) huzur-ı<br />
se’âdetlerine, Cebrâil (a.s.) gelip, “İhsan nedir?” diye sorunca, Peygamber efendimiz, “Allahü teâlâya,<br />
sanki O’nu görüyormuşsun gibi ibâdet etmendir. Sen O’nu görmüyorsan da, O seni görüyor. Sen<br />
böyle yapınca, ihsan yapmış olursun” buyurdular.<br />
Ata bin Ebî Rebâh’dan rivâyet etti. Resûlullah (s.a.v.) efendimizden duydum. Buyurdular ki: “Üç<br />
göze Cehennem harâmdır. Allah korkusundan ağlayan, harâmlara bakmayan, Allah yolunda uyumayan<br />
gözler” buyurdular.<br />
“Başkalarının gıybet etmesinden üzülmeyin. Çünkü gıybet eden farkında olmadan size iyilik<br />
etmiş olur.” (Gıybet edenin sevabları gıybet edilene verilir.)<br />
Ebî İmrân el-Cüvenî’den rivâyet etti. O, Hz. Âişe’nin şöyle bildirdiğini söyledi: “Resûlullah (s.a.v.)<br />
şu dört ameli çok severdi, ikisi, bedene aittir. Bunlar, namaz ile oruçtur. Diğer iki tanesi, mala aittir. Bunlar<br />
Cihâd ile sadakadır.”<br />
Sözleri ve menkıbeleri: Abdurrahman bin Yezîd bin Câbir şöyle anlatır: Atâ-i Horasanî ile beraber<br />
gazaya gitmiştik. Gecelerini, namazla geçirirdi. Gecenin üçte biri veya yarısı geçince, bize isimlerimizle<br />
seslenir, “Kalkınız, abdest alınız, namaz kılınız. Çünkü geceleri ibâdet ve gündüzleri oruçla geçirmek,<br />
Cehennemden irinler içip, çeşitli azaplara yakalanmaktan daha kolaydır” der, sonra, namaz kılmaya<br />
başlardı.<br />
Atâ-i Horasanî hazretleri, sehere kadar ibadet eder, sadece seher vaktinde uyurdu. Buyurdular ki;<br />
“Dünyaya çok düşkün olduğunuzu görüyorum. Size âhireti tavsiye ederim. Dünya işleriyle uğraşırken<br />
âhiretinizi unutmayınız. Bir kimsenin dünyâda makam sahibi olması, mal ve mülk sahibi olması, herkesin<br />
yanında sözü geçer olması, ahirette Cehenneme düşmesine, ateşte yanmasına mâni olamaz.<br />
Orada hüküm Allahü teâlânındır. Dilerse azâb eder, dilerse Cennetine koyar. Onun için bu dünyâda<br />
Allahü teâlâ’nın rızasını kazanmaya, şu imtihan yurdunda, îmân edip, sâlih ameller yapan, iyiliği emredip,<br />
kötülükten alıkoyan, bu uğurda gelen sıkıntılara katlananlardan olmaya çalışmak lâzımdır.”<br />
“Günah işlendiği zaman, Allahümmağfirli (Allahım! Beni bağışla) denmeli. Böyle yapmak, Allahü<br />
teâlâya teslimiyet ve boyun eğmenin ifadesidir.”<br />
“Yine, insanlık icâbı yapılan günahlardan sonra, “Lâ ilâle illallâhü vahdehü lâ şerike leh. Allahü<br />
ekber kebîran ve’l-hamdü lillâhi Rabb-il-âlemîn ve sübhânallâhi ve bihamdihî velâ havle velâ kuvvete<br />
illâ billah ve estağfirullahe ve etûbu ileyh” denmelidir. Bununla, Allahü teâlâ’dan afv ve mağfiret<br />
umulur. Hem sonra yapılan iyilikler, işlenen kötülükleri yok eder. “Sonunda dünyâdan ayrılacağınız için<br />
kendinizi ondan ayrılmış kabul ediniz. Birgün mutlaka tadacağınız için ölümü tadmış gibi olunuz. Birgün<br />
âhıret âlemine göçüp, oraya yerleşeceksiniz. O halde şimdi kendinizi oraya gidip yerleşmiş gibi tasavvur<br />
ediniz. Zaten bütün insanların varacağı son durak burasıdır. Her insan bir yolculuğa çıkacağı zaman<br />
mutlaka bir hazırlık yapar. Yolculukta lüzumlu olan eşyalarını yanına alır. Sıcağa karşı korunmak için,<br />
gölgeliğini, yemek içmek için, azığını, soğuğa karşı elbiselerini ve yorganını temin eder, öyle yola çıkar.</p>
<p>Sefere hazırlıklarını yaparak çıkan kimseye gıpta edilir. Hazırlıksız yola çıkan pişman olur. Çünkü, yola<br />
çıkıp, güneş altında kalınca, gölgelenecek bir şey bulamaz. Güneşin sıcağı altında çok sıkıntılarla karşılaşır.<br />
Susadığı zaman, susuzluğunu gidereceği bir su bulamaz. Soğukla karşılaştığında üzerine alacak<br />
bir şey bulamaz, işte böyle bir kimsenin, o sıkıntılı halde iken, hazırlıksız yola çıktığına ne kadar çok<br />
pişman olacağını siz düşünün. Bu sıkıntı dünyâdadır. Dünyanın sıkıntısı geçicidir. İnsan bir gün sıkıntı<br />
ile karşılaşır. Öbür gün, o sıkıntıdan kurtulabilir. Fakat ahiretin ya devamlı olan dayanılmaz acı ve<br />
ızdırablarına yakalanırsak, halimiz ne olur? Bu bakımdan insanların en akıllısı, sonsuzluk âlemi, gerçek<br />
vatan olan, âhıret için iyi hazırlanandır. Dehşeti tüyler ürperten kıyâmet gününde, Allahü teâlâ kimi arşının<br />
gölgesi altında gölgelendirirse o kimseyi, o gün güneşin sıcaklığı asla rahatsız etmez. Oradaki sıkıntılardan<br />
kurtulur.”<br />
“Zikr meclisleri, Allahü teâlânın helâl ve harâm kıldığı şeylerden bahsedilen yerlerdir.”<br />
“Büyüklerimizden birisi hata ve noksanlarını avucunun içine yazar, avucuna bakıp, hata ve noksanlarını<br />
görüp hatırlayınca, eli titrerdi.”<br />
“Kişi, hesabının mükemmel bir şekilde olabilmesi için, tanıdıklarının yanında hesaba çekilir.”<br />
“Bir kimse herhangi bir yerde Allahü teâlâya ibâdet ve tâatte bulunursa, o kimse öldüğü zaman o<br />
yer onun için ağlar ve kıyâmet gününde, ona kendi üzerinde ibâdet ve tâatte bulunduğuna dair şahidlik<br />
eder.”<br />
“Şu üç husus, gerçek kardeşliğin icâblarındandır: Birincisi, hasta oldukları zaman, birbirini ziyâret<br />
etmek. Sıkışıp, daraldıkları zaman birbirine yardımcı olmak. Bir şeyi unuttukları zaman birbirlerine hatırlatmak.”<br />
“Bir mil uzakta da olsa, hasta bir kardeşini ziyâret et. İki mil uzakta da olsa, git, iki kardeşinin arasını<br />
bul, onları barıştır. Üç mil uzakta bile olsa, yürü, Allahü teâlânın rızâsı için birbirinizi sevdiğiniz bir<br />
kardeşini ziyâret et”<br />
“Cehennemin yedi kapısı vardır. Bunlardan en pis kokan, ateşi en şiddetli olan, harâm olduğunu<br />
bildikten sonra zina yapanlara ait olandır. “<br />
“En güvendiğim amelim olarak ilim öğretmemi, Allahü teâlâ’nın emirlerini ve yasaklarını insanlara<br />
anlatmamı görüyorum.”<br />
“Şeytanın insanların gözüne sürdüğü bir sürmesi vardır. Bu sürme, insanlar, Allahü teâlâyı anacağı<br />
zaman gelen uykudur.”<br />
“Faiz yinince, zelzele ve yere batma hadîseleri; insanların başında bulunanlar zulüm ettikleri zaman,<br />
kıtlık; zinalar ortaya çıkınca, ölümler çoğalır.”<br />
1) El-A’lâm, cild-4, sh-235<br />
2) Mu’cem-ül-müellifîn, cild-6, sh-283<br />
3) Şezerât-üz-zeheb, cild-1, sh-192<br />
4) Tehzîb-üt-tehzîb, cild-7, sh-212<br />
5) Tabakât-ül-müfessirîn, (Dâvûdî) cild-1, sh-379<br />
6) Hilyet-ül-evliyâ, cild-5, sh-193</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/ulema.wordpress.com/179/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/ulema.wordpress.com/179/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ulema.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ulema.wordpress.com/179/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ulema.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ulema.wordpress.com/179/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ulema.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ulema.wordpress.com/179/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ulema.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ulema.wordpress.com/179/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ulema.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ulema.wordpress.com/179/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ulema.wordpress.com&blog=533142&post=179&subd=ulema&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/ata-bin-meysire-el-horasani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/1aeeaf4dd9380f22c1950df1d379dbe8?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">ulema</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>ATA BİN EBÎ REBAH</title>
		<link>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/ata-bin-ebi-rebah/</link>
		<comments>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/ata-bin-ebi-rebah/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Feb 2007 15:04:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ulema</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ehli Sünnet Alimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Selef Alimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/ata-bin-ebi-rebah/</guid>
		<description><![CDATA[Tâbiînin büyüklerinden tanınmış bir fıkıh ve hadîs âlimi. 27 (m. 647) târihinde doğup, 114 (m. 732)
senesinde vefât etti. Babasının ismi Eslem veya Sâlim’dir. Annesinin isminin Bereke olduğu söylenir.
Yemen’de, Cened denen bir yerde doğduğu, Mekkeli Cümeh veya Fihr kabilesinin âzâdlısı olduğu rivâyet
edilir. Mekke-i Mükerreme’de doğup, yine orada vefât etti. Zamanında, Mekke-i Mükerreme’nin
müftisi ve en büyük hadîs-i [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ulema.wordpress.com&blog=533142&post=178&subd=ulema&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Tâbiînin büyüklerinden tanınmış bir fıkıh ve hadîs âlimi. 27 (m. 647) târihinde doğup, 114 (m. 732)<br />
senesinde vefât etti. Babasının ismi Eslem veya Sâlim’dir. Annesinin isminin Bereke olduğu söylenir.<br />
Yemen’de, Cened denen bir yerde doğduğu, Mekkeli Cümeh veya Fihr kabilesinin âzâdlısı olduğu rivâyet<br />
edilir. Mekke-i Mükerreme’de doğup, yine orada vefât etti. Zamanında, Mekke-i Mükerreme’nin<br />
müftisi ve en büyük hadîs-i şerîf âlimi idi.</p>
<p><span id="more-178"></span></p>
<p>İbn-i Abbâs, İbn-i Ömer, İbn-i Amr, İbn-i Zübeyr, Muâviye,<br />
Üsame bin Zeyd, Câbir bin Abdullah, Zeyd bin Erkâm, Abdullah bin Sâip el-Mahzûmî, Akîl bin Ebî Tâlib,<br />
Ömer bin Ebî Tâlib gibi büyük zâtlardan (r.anhüm ecmâin) hadîs-i şerîf rivâyet etti. Ondan da, oğlu<br />
Ya’kûb, Ebû İshâk Sebîî, Mücâhid, Zührî Eyyüb Sahtiyanî, Ebû Zübeyr, Hakem bin Uteybe, A’meş,<br />
Evzâî ve daha başka âlimler (r.aleyhim) hadîs-i şerîf bildirmişlerdir.<br />
Âlimlerin, onun hakkında buyurdukları: İbn-i Sa’d: “Mekke-i Mükerremeliler fetva almak için Ata bin<br />
Ebî Rebâh ile Mücâhid’e giderlerdi. Fakat, Ata bin Ebî Rebâh’a gidenler daha fazla idi. Fıkıh ilminde<br />
derin, çok hadîs-i şerîf rivâyet eden ve sika (rivâyetlerine güvenilen ve itimad edilen) bir âlimdir.”<br />
Hâlid bin Ebî Nevf: Ata bin Ebî Rebâh anlattı: “Sahâbe-i kirâm’dan (r.anhüm) ikiyüz tanesine yetiştim.<br />
İbn-i Abbâs’ın (r.a.): “Ey Mekkeliler! Aranızda bulunan Ata bin Ebî Rebâh’ın kıymetini iyi biliniz” buyurduğunu<br />
duydum.<br />
Ebû Âsım Sekafî: Ebû Ca’fer’in, “Ata bin Ebî Rebâh’a iyi yapışınız. Ondan çok istifade ediniz” buyurduğunu<br />
nakletti.<br />
İbn-i Cüreyc: “Ata bin Ebî Rebâh, ta’dîl-i erkâna riâyet edip, rükû’ ve secdeleri, aralarında<br />
tumânîneti (namazda biraz hareketsiz kalmayı) gözeterek, çok güzel ve mükemmel namaz kılardı.”<br />
Abdullah bin İbrâhîm bin Ömer bin Keysân, babasından nakletti: “Emeviler zamanında idi. Birisi<br />
“Müslümanlara, ancak Ata bin Ebî Rebâh gibi âlimler fetva verebilir” diyordu.<br />
- 38 -<br />
Abdülazîz bin Refi: Ata bin Ebî Rebâh’a bir mesele soruldu. “Bilmiyorum” dedi. Kendi görüşüne<br />
göre bir şeyler söyleyiversen olmaz mı? dediklerinde, “Böyle bir şey için Allahü teâlâdan haya ederim”<br />
cevâbını verdi.<br />
İbn-i Hibban: O, Tâbiînin büyüklerinden, verâ sahibi (şüphelilerden çok sakınan) fazîlet ve ilim ehli<br />
bir zâttır.”<br />
Seleme bin Küheyl: “Şu üç zâtın, ilmi, Allahü teâlânın rızâsı için, istediğini gördüm. Bunlar Ata,<br />
Mücâhid ve Tâvus’tur (r.aleyhim). Ebû Muâviye Mağribî: “Ata bin Ebî Rebâh’ın alnında secde izleri açıkça<br />
görülüyordu.” dedi.<br />
Ata bin Ebî Rebâh’ın rivâyet ettiği hadîs-i şerîfler.<br />
Zeyd bin Hâlid el-Cühenî rivâyet etti: Resûlullah efendimiz buyurdu: “Allah yolunda savaş için<br />
bir askeri donatan veya o dönünceye kadar çoluk çocuğuna kendisini aratmayacak şekilde yardımcı<br />
olan kimseye, Allah yolunda savaşa gidenin sevabı kadar mükâfat verilir. Fakat savaşa<br />
gidenin sevabından hiç birşey eksilmez. Hacca giden birinin ihtiyaçlarını temin eden veya o dönünceye<br />
kadar, çoluk çocuğuna, kendisini aratmayacak şekilde göz kulak olan kimse, hacca giden<br />
o şahsın sevabı kadar sevab kazanır. Ancak, hacca gidenin sevabından birşey eksilmez. Yine<br />
bir oruçluya iftar ettirene de, onun sevabı kadar sevab verilir.”<br />
Ebûd-Derdâ’dan rivâyet etti: Ben Ebû Bekir’in (r.a.) önünde yürürken, Resûlullah (s.a.v.) beni görüp,<br />
“Ebû Bekir’in önünden mi yürüyorsun. Resûllerden ve Nebîlerden sonra, Ebû Bekir’den daha<br />
üstün bir kimse üzerine güneş doğup, batmamıştır” buyurdu.<br />
Câbir’den (r.a.) rivâyet etti: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim bir kimseye (Bu şahıs kâfir<br />
bile olsa) öldürmeyeceği hususunda te’mînât verip de, sonra onu öldürürse, Cehennem o kimseye<br />
vâcib olur.”<br />
“Sahur yemeğini yiyiniz. Çünkü, sahur yemeğinde bereket vardır.”<br />
İbn-i Zübeyr bize hutbe okurken, Resûlullah’ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu bildirdi: “Benim bu<br />
mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram müstesna, diğer bütün mescitlerde kılınan bin<br />
namazdan daha üstündür.”<br />
Abdullah bin Ömer (r.a.): “Resûlullah’a (s.a.v.) “Yâ Resûlallah! İlim kaydedilir mi?” diye sorunca<br />
“Evet” buyurdular. “Onun kaydedilmesi nasıl olur?” diye sordum. “Yazmakla” buyurdular.<br />
Abdullah bin Amr rivâyet etti. Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:<br />
“Erkeklere benzeyen kadınlar, kadınlara benzeyen erkekler bizden değildir.”<br />
İbn-i Ömer’den rivâyet etti: Habeşli birisi, Peygamber efendimize geldi. Resûlullah’a (s.a.v.) bir şey<br />
soracaktı. Bunun üzerine Peygamber efendimiz “Soracağını sor” buyurdu. O zât “Yâ Resûlallah! Sen,<br />
suretinin ve renginin güzelliği ve Peygamber olmanla bize üstün kılındın. Eğer, ben senin bildirdiğin gibi<br />
îmân eder, senin bildirdiğin gibi ameller yaparsam, seninle beraber Cennette olur muyum?” diye sordular.<br />
Resûlullah (s.a.v.) “Evet” buyurdular. Resûlullah (s.a.v.) yine şöyle buyurdu: “Kim, lâ ilâhe illallah<br />
derse, bu yüksek söz sebebiyle, Allahü teâlânın katında söyleyen için bir vaad vardır. Kim<br />
“sübhânallahi ve bihamdihî” derse, onun için yüzyirmidörtbin iyilik yazılır.”<br />
İbn-i Ömer rivâyet etti: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu: “Kıyâmet günü, miskten bir tepecik üzerinde<br />
üç kişi bulunur. Bunlar, insanlar korktuğu zaman korkmazlar. Birisi: Kur’ân-ı kerîmi öğrenip,<br />
sırf Allahü teâlânın rızâsını ve O’nun vereceği mükâfatları düşünerek cemâate imam olur. Diğeri;<br />
her gün beş namaz vakti için beş kerre Allahü teâlânın rızâsı için ezan okuyan, sonuncusu: Bir<br />
köledir ki, köle oluşu, onu, Rabbine ibâdetten alıkoymamıştır.”<br />
“Bir müslümanın diktiği ağacın meyvesinden yenildiği zaman, bu onun için sadaka olur. Yine<br />
ağaçtan çalınan meyva da onun için sadaka olur. Vahşi hayvanların yediği de o kimse hesabına<br />
bir sadaka olur. Kuşların yediği de sadaka olur. O ağacın meyvesinden herkesin yediği; diken<br />
için sadaka olur.”<br />
“Hiçbir kadın uzak bir yere yanında zevci veyahud bir mahremi bulunmadıkça sefere çıkmasın.”<br />
İbn-i Abbâs’dan rivâyet etti. Peygamber efendimize “Kimin kırâati daha güzeldir?” diye sorulunca,<br />
“Okuduğu zaman, Allahü teâlâdan korktuğunu gördüğün kimsenin kırâati” buyurdu.<br />
“Eğer Ademoğlunun, iki vâdi altını olsaydı, yine üçüncüsünü isterdi. Ademoğlunun karnını<br />
topraktan başkası doyuramaz. Allahü teâlâ, tevbe edenlerin tevbesini kabul eder.”<br />
Ata bin Ebî Rebâh hazretleri buyurur ki:<br />
- 39 -<br />
“Kim Allahü teâlânın anıldığı bir mecliste bulunursa, Allahü teâlâ, onun bu meclisini, on kötü meclisine<br />
karşı keffâret yapar. Eğer bir kimse, Allahü teâlânın rızâsı peşinde olursa, bu hareketi bulunduğu<br />
yediyüz kötü meclise keffâret olur.”<br />
Ata bin Ebî Rebâh’a: “Zikr meclisi nedir?” diye sordum. “Namaz nasıl kılınır, oruç nasıl tutulur, nikâh<br />
nasıl yapılır, alışveriş nasıl olur, abdest ve gusül nasıl alınır, helâl ve harâm, gibi meselelerin konuşulduğu<br />
meclistir” cevâbını verdi.<br />
Ata hazretlerine soruldu: Kullara verilen en kıymetli şey nedir?” O da: “Dini bilmektir” cevâbını verdi.<br />
Ata bin Ebî Rebâh: “Ey kardeşimin oğlu! Sizden öncekiler, dünyâya ve âhirete fâidesi olmıyan boş<br />
sözü sevmezler, Kur’ân-ı kerîmi okumak, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını Resûlünün sünnet-i<br />
seniyyesini okuyup, öğrenip, bunlardan ve ihtiyaç halinde konuşmaktan başkasını boş söz ve fuzûli iş<br />
kabul ederlerdi” buyurdu.<br />
Halife Abdülmelik, hac için Mekke’ye gitmişti. Ata bin Ebî Rebâh hazretleri de o sırada Mekke-i<br />
Mükerreme’de bulunuyordu. Halifenin geldiğini duyunca, onunla görüşmek istedi. Bu görüşmeyi Esmaî<br />
şöyle anlatır: Halife Abdülmelik, devletin ileri gelenleriyle birlikte oturuyorlardı. O sırada Halifeye, Ata bin<br />
Ebî Rebâh’ın içeri girmek istediğini haber verdiler. Bunu duyan Halife hemen ayağa kalkarak, Ata hazretlerini<br />
karşıladı. Elinden tutup, yanına oturttu. Halini hatırını sorup, gönlünü aldı. Ziyâretinin sebebini<br />
sordu. Bunun üzerine, “Ey mü’minlerin Emîri, şu mukaddes yerde, Harem’de Allah’tan kork, bu hususa<br />
çok ehemmiyet ver” diye tavsiyede bulununca Halife, “Bu tavsiyenizi, yerine getirmek için bütün gücümle<br />
çalışacağım” dedi. Ata hazretleri tekrar şu nasîhati yaptı: “Eshâb-ı kirâmın, evlâdına iyi muamele et. Onları<br />
incitme. Çünkü sen, onların vasıtasıyla bu makama gelebildin. Emrin altında bulunanların durumlarını<br />
da gözet, ihtiyaçlarını gider. Onları unutma. Kapıyı kilitleyip, onları kapı dışında bırakma.” Ata bin Ebî<br />
Rebâh (r.a.) nasîhatini yapıp, bitirdikten sonra, gitmeye hazırlanırken, Halife “Ey Ebû Abdurrahman! Hep<br />
başkasının ihtiyacından söz ettin. Sizin hiç ihtiyacınız yok mu?” diye sorunca, “Ben, dileklerimi, her şeyin<br />
sahibi ve mâliki olan Allahü teâlâ’ya arz eder, O’ndan isterim. Burada size, müslümanların ihtiyaçlarını<br />
dile getirdim” deyince, Abdülmelik: “Zâten seni yükselten de bu hâlindir” dedi.<br />
Ata hazretleri, pek çok kimseye ve devlet adamlarına ders verirdi. Emevî halifelerinden Velim ve<br />
Süleymân bin Abdülmelik ondan ders alan talebeler arasındaydı. Süleymân bin Abdülmelik Ata hazretlerinin<br />
huzuruna gelir, diz çöker hac ziyâretinin usûlünü, edeblerini öğrenip, sonra çocuklarına gider derdi<br />
ki: “İlme çalışınız. Ben, bilgisizliğim yüzünden bir kölenin huzurunda diz çöküyorum. Yine Halife Velim<br />
bin Abdülmelik (86/m. 705-96/m. 715) rivâyete göre kapıcısına; “Kapıda dur ve yoldan geçen ilk şahsı,<br />
huzuruma getir. Onunla konuşalım.” dedi. Kapa bir müddet bekledikten sonra Âta bin Ebî Rebâh’ın<br />
geçmekte olduğunu gördü, fakat tanımıyordu. Ona seslenip, “Emîr-ül-mü’minîn seni çağırıyor. İçeri buyur”<br />
dedi. Ata hazretleri içeri girince; “Ey Velim! Selâmünaleyküm” dedi. Halife selâmı alıp, onunla sohbet<br />
etti. “Cehennem’de Hembeb adında bir vâdi var. Zâlim hükümdarlar orada yanacaktır” buyurmasıyla<br />
Halife Velim, bayılıp yere düştü. Devrin âlimlerinden ve daha sonra halife olan Ömer bin Abdülazîz (r.a.),<br />
“Emir’i öldürdün” deyince, “Ey Ömer! İş ciddidir. Zulüm kötü bir şeydir. Şakaya gelmez” buyurup, onunla<br />
müsâfeha etti. Ömer bin Abdülazîz daha sonra buyurdu: “Elimi öyle kuvvetli sıkmıştı ki, bir sene acısı<br />
elimden çıkmadı.<br />
Ata bin Ebî Rebâh (r.a.) gece namazlarına çok devam ederdi. Gece namazında iki yüz veya daha<br />
fazla âyet-i kerîme okurdu. Kırk sene boyunca mescidde ibâdet etti. Yetmiş defa hac yaptı. Ziyâret edildiği<br />
vakit “Zaman ne kadar da değişmiş, artık bizim gibiler ziyâret edilmeye başlandı” derdi.<br />
1) El-A’lâm, cild-4, sh-235<br />
2) Tehzîb-üt-tehzîb, cild-7, sh-199<br />
3) Hilyet-ül-evliyâ, cild-3, sh-310<br />
4) Vefeyât-ul-a’yân, cild-3, sh-261<br />
5) Tabakât-ı İbn-i Sa’d, cild-2, sh-386<br />
6) Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye, sh-344<br />
7) Tabakât-ul-kübrâ, cild-1, sh-39</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/ulema.wordpress.com/178/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/ulema.wordpress.com/178/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ulema.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ulema.wordpress.com/178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ulema.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ulema.wordpress.com/178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ulema.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ulema.wordpress.com/178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ulema.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ulema.wordpress.com/178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ulema.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ulema.wordpress.com/178/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ulema.wordpress.com&blog=533142&post=178&subd=ulema&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ulema.wordpress.com/2007/02/07/ata-bin-ebi-rebah/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/1aeeaf4dd9380f22c1950df1d379dbe8?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">ulema</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Te&#8217;lîf Ettiği Eserler</title>
		<link>http://ulema.wordpress.com/2007/01/22/telif-ettigi-eserler/</link>
		<comments>http://ulema.wordpress.com/2007/01/22/telif-ettigi-eserler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Jan 2007 15:23:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ulema</dc:creator>
				<category><![CDATA[Te'lîf Ettiği Eserler]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Buhari]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ulema.wordpress.com/2007/01/22/telif-ettigi-eserler/</guid>
		<description><![CDATA[[1]
1) el-Câmi&#8217;u&#8217;s-Sahîh. Bu te&#8217;lîflerin en azametlis idir; ayrıca tanıtı­lacaktır.
2) el-Edebu&#8217;1-Müfred. Bunu Buhârî&#8217;den Ahmed ibn Muhammed el-Celîl el-Bezzâr rivayet eder.
3) Birru&#8217;l-Vâlideyn. Bunu Buhârî&#8217;den kâtibi Muhammed ibn Dellûye rivayet eder.

4) et-Tarîhu&#8217;1-Kebîr. Peygamber&#8217;in kabri yanında mehtâblı geceler­de te&#8217;lîf etti, Bunu Ebû Ahmed Muhammed ibn Süleyman ibn Fâris ile Ebu&#8217;l-Hasen Muhammed ibn Sehl en-Nesevî ve diğerleri rivayet ederler,
5) et-Târîhu&#8217;1-Evsât. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ulema.wordpress.com&blog=533142&post=177&subd=ulema&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>[1]</p>
<p>1) el-Câmi&#8217;u&#8217;s-Sahîh. Bu te&#8217;lîflerin en azametlis idir; ayrıca tanıtı­lacaktır.</p>
<p>2) el-Edebu&#8217;1-Müfred. Bunu Buhârî&#8217;den Ahmed ibn Muhammed el-Celîl el-Bezzâr rivayet eder.</p>
<p>3) Birru&#8217;l-Vâlideyn. Bunu Buhârî&#8217;den kâtibi Muhammed ibn Dellûye rivayet eder.</p>
<p><span id="more-177"></span></p>
<p>4) et-Tarîhu&#8217;1-Kebîr. Peygamber&#8217;in kabri yanında mehtâblı geceler­de te&#8217;lîf etti, Bunu Ebû Ahmed Muhammed ibn Süleyman ibn Fâris ile Ebu&#8217;l-Hasen Muhammed ibn Sehl en-Nesevî ve diğerleri rivayet ederler,</p>
<p>5) et-Târîhu&#8217;1-Evsât. Bunu Buhârî&#8217;den Abdullah ibn Ahmed ibn Abdisselâm el-Haffâf ile Zencûye ibn Muhammed el-Lebdâd rivayet eder.</p>
<p>6) et-Târîhu&#8217;s-Sağîr. Bunu Buhârî&#8217;den Abdullah ibn Muhammed ibn Abdirrâhman el-Eşkar rivayet eder.</p>
<p>7) Halku Efâli&#8217;l-İbâd. Bunu kendisi ile ez-Zuhlî arasında vâki&#8217; olan niza sebebiyle tasnif etmiştir. Bu kitabını kendisind en Yûsuf ibn Reyhan ibn Abdissame d ile el Firabrî rivayet ederler.</p>
<p> Kitâbu&#8217;d-Duâfâ. Bunu kendisind en Ebû Bişr Muhammed ibn Ah­med ibn Hammâd ed-Dûlâbî, Ebû Ca&#8217;fer Musebbih ibn Saîd ve Âdem ibn Musa el-Hıvârî rivayet ederler.</p>
<p>9) el-Câmi&#8217;u'1-Kebîr. Bunu İbn Tâhir zikretti.</p>
<p>10) el-Musnedu&#8217;1-Kebîr</p>
<p>11) et-Tefsîru&#8217;1-Kebîr. Bu sonuncuyu el-Firabrî zikretti.</p>
<p>12) Kitâbu&#8217;l-Eşribe. Bunu ed-Dârakutnî, el-Mu&#8217;telif ve&#8217;1-Muhtelif ki­tabı içinde zikretti.</p>
<p>13) Kitâbu&#8217;l-Hibe. Bunu varrâkı, yânı kâtibi zikretti.</p>
<p>14) Esâmi&#8217;u&#8217;s-Sahâbe. Bunu Ebu&#8217;l-Kaasım ibn Mende zikredip, Bu­hârî&#8217;den İbn Fâris tarikiyle rivayet eder. Ebu&#8217;l-Kaasım el-Bağavî, Mu&#8217;cemu&#8217;s-Sahâbe kitabında; îbn Mende de el-Ma&#8217;rife&#8217;de bundan çok şeyler nakletmis lerdir.</p>
<p>15) Kitâbu&#8217;l-Vuhdân. Bu sahâbîlerden ancak bir tek hadîsi bulunan­ları toplamakt adır.</p>
<p>16) Kitâbu&#8217;I-Mebsût. Bunu el-Halîl, el-İrşâd kitabında zikretti. Mehyeb ibn Suleym de bunu Buhârî&#8217;den Kitâbu&#8217;l-îlel içinde rivayet etti. Bunu Ebu&#8217;l-Kaasım ibn Mende de zikretti. Ibn Mende bunu Muhammed ibn Abdillah ibn Hamdûn&#8217;dan, o da Ebû Muhammed Abdullah ibni&#8217;ş-Şarkî&#8217;den olmak üzere Buhârî&#8217;den rivayet eder.</p>
<p>17) Kitâbu&#8217;1-Künâ, Bunu el-Hâkim Ebû Ahmed zikredip, bundan na­kilde bulunur.</p>
<p>18) Kitâbu&#8217;l-Fevâid. Bunu et-Tirmizî, el-Câmi&#8217;i içindeki &#8220;Kitâbu&#8217;l-Menâkıb&#8221; esnasında zikretti,</p>
<p>19) Refu&#8217;l-Yedeyn fî&#8217;s-Salât.</p>
<p>20) Kitâbu&#8217;l-Kırâa Halfe&#8217;I-İmâm (Hayru&#8217;lKelâm ft&#8217;1-Kırâa Halfe&#8217;l-İmâm). Mısır&#8217;da basılmıştır.</p>
<p>21) Sulâsiyyât. Peygamber&#8217;den üç râvî ile gelen 22 hadîslik bir risa­ledir.[2]</p>
<p>[1] Bu kitablar listesi Fihristu ibn Nedîm, s.335-336; Heydu&#8217;s-Sârî, s.493; İrşâdu&#8217;s-Sârî, I, 36; Keşfu&#8217;z-Zunûn, I, II, çeşitli sahîfelerden toplanıp sıralanmıştır. Bunlardan basılmış olanlar: Mu&#8217;cemu&#8217;I-Matbûat, I, 534-537&#8242;de gösterilmiştir. Bu eserlerin Keşfu&#8217;z-Zunûn&#8217;da zikredild ikleri yerlerde kısa tavsifler i yapılmıştır.</p>
<p>[2] Târihu Bağdâd, II, 4-35; Tabakâatu&#8217;ş-Şârıiyye, II, 2-l9:Hedyu&#8217;s-Sârî, I-195; İrşâdu&#8217;s-Sârî, I, 19-46; Keşfu&#8217;z-Zunûn, I, 541-555 ve II, birçok sahîfelerde. Brockelma nn, GAL I, 157, Supp. I, 260-265; Fuad Sezgin GAS, I, 126-128; Mu&#8217;cemu&#8217;l-Matbûât, I. 534-537.</p>
<p>Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları: 85-86.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/ulema.wordpress.com/177/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/ulema.wordpress.com/177/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ulema.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ulema.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ulema.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ulema.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ulema.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ulema.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ulema.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ulema.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ulema.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ulema.wordpress.com/177/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ulema.wordpress.com&blog=533142&post=177&subd=ulema&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ulema.wordpress.com/2007/01/22/telif-ettigi-eserler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/1aeeaf4dd9380f22c1950df1d379dbe8?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">ulema</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>