Archive for Kasım, 2006

Ebu Hanife’nin Eserleri

Kasım 29, 2006

l-Fıkhu’l-Ekber: Ebû Hanife’nin oğlu Hammad’ın babasından naklettiği en şöhretli eseridir. Ayrı silsilelerle zamanımıza kadar gelen birbirinden kısmen farklı üç nüshası vardır. Bu eser başta Ebû Mansur el-Matûridi olmak üzere birçok âlim tarafından şerhedilmiştir. Müteaddit defalar Türkçe’ye çevrilmiştir. Ehl-i Sünnet akidesini, kısa, özlü ve son derece ihatalı bir şekilde ifade etmektedir.

Hukuk Metodu – Usulü Fıkh

Kasım 29, 2006

O nasslardan hüküm çıkarmak için belki tafsilatlı değil ama, yeni bir usul metot geliştirmiştir. Onun getirdiği metot, bütün içtihat çeşitlerini içine almaktadır.
Şöyle tanımlamıştır kendisi bu usulü: “Ben önce Allah’ın kitabına göre hüküm veririm. Şayet Kur’an’da bulamazsam Allah Resulunun sünnetine müracaat ediyorum. Allah’ın kitabı ve Resulunun sünnetinde aradığım hükmü bulamadığım hallerde ise, ashab sözlerine ve reyine [...]

Kişiliği Ve Karakteri

Kasım 29, 2006

Bu büyük imamın ilmini ve ders verme usulunu kısaca anlattık. Artık onun kişiliği ve karakterini anlatmanın zamanı geldi.
Daha evvelce onun hakkında anlattığımız meziyetler, elbette ki onun kişiliği ve karakteri hakkında bir fikir verir insanlara. Çünkü, onun yaptıkları karakterinin aynasıdır.
Fakat nasıl ki ağacı bilinmeyen bir meyve tam olarak tanınmazsa, sebebi bilinmeden de netice tam olarak ortaya [...]

İlmi Çalışmalara Doğru

Kasım 29, 2006

Ebu Hanife ilmi çalışmalara hız verirken, bir çok büyük alimin dikkatini çekti zekası ve dirayeti ile. Bu durumda ilim ve bilimle uğraşanlar, onun ticaretten büsbütün uzak kalmasını istediler. Bu yolda onu teşvik etmeye koyuldular.
Kendisi bu durumu şöyle anlatmaktadır:
“Günün birinde yolda giderken Şa’bi ile karşılaştım. O oturmaktaydı. Beni yanına çağırıp
“Nereye gidiyorsun?” diye sordu. Ben de,
“Pazara gidiyorum” [...]

Gençlik Yılları

Kasım 29, 2006

Yukarda da zikrettiğimiz gibi, Numan bin Sabit Kufe’de doğmuş ve bütün gençlik yıllarını ve de ömrünün çoğunu bu kentte geçirdi. Tabii ki, o çağın gereği olarak, bütün müslüman ailelerin çocukları gibi, o küçük yaşlarda Kur’an’ı hıfzetmiş ve hafız olmuştur. Kur’an’ı unutmamak için çok sık hatim ederdi. bir Ramazan ayında bir çok kere Kur’an hatmettiği rivayet [...]

Ebu Hanife’nin Hayatı

Kasım 29, 2006

İmam Âzam lâkabıyla bilinen, Ebû Hanife künyesiyle meşhur Numân b. Sâbit b. Zevta (Zûta) mutlak müctehid ve fıkıhta Hanefi mezhebinin imamı.
Ebû Hanife, Kûfe’de hicrî 80 yılında doğdu. Numân ve ailesinin Arap olmadığı kesindir; onun Farisi veya Türk olduğu şeklinde değişik görüşler vardır. Dedesi Zûta, Teym b. Sa’lebeoğulları kabilesinin âzatlısı olup, Hz. Ali zamanında Kâbil’den Kûfe’ye [...]

Mukâtil Ve Tefsir İlmi-Kur’ân İlimleri

Kasım 29, 2006

1. Mukâtil’in Tefsiri, rivayet ve dirayet tefsirini bira-rada ihtiva eder,
2. Mukâtil, Kur’ân’ı baştan sona tefsir eden ilk kişi midir?
3. İlk tefsir tedvin edenler,
4. Mukâtil’in Tefsiri mi öncedir, İbn Cüreyc’in Tefsiri mi?
5. Mukâtil’in tefsir ve Kur’ân ilimlerine dair telifleri. [37]
[37] Mukâtil b. Süleyman, Kur’an Terimleri Sözlüğü, 75.

Mukâtil’e yapılan Şiîlik Ve Mürcielik iftirası

Kasım 29, 2006

İbnu’n-Nedim, el-Fihristinde şöyle der:
Mukâtil b. Süleyman; Zeydî, muhaddis ve kıraat âlimi-dir.[34]
Kur’ân Tefsiri incelendiğinde Mukâtil’in, Şia’nın zeydî koluna mensub olduğuna dair pekçok delil görülür. Şia’nın Zeydî kolu, İslâm cemaatine [Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’e en yakın Şia fırkalarından biridir. îtikadî meselelerde aşırıya kaçmamışlar; imamlarını nübüvvet ya da ulûhiyyet mertebesine yükseltmemişlerdir.

Mukâtil Ve Kelâm

Kasım 29, 2006

Sadece fırka ve mezheblere dair eserler Mukâtil’e, “Allah et ve kandır…” sözünü nisbet ederler. Böyle bir ifa­de Mukâtü’in Tefsirinde kesinlikle yoktur.
Bazı Kelâm imamları ile fırka ve mezheb tarihçileri Mukâtil’den övgüyle sözetmiş ve onu, sapıklık ve inkârın bertaraf edilip önlenmesi için bir temel ve dayanak kabul etmişlerdir.
Mesela Şehristanî, Mukâtil’i selef imamlarından biri­si olarak kabul etmiş, onu [...]

İmam Şafii’nin Hayatı

Kasım 28, 2006

Kendisinden rivayet olunduğuna göre İmam Şafii İki hedefim vardı. Birincisi ok atmak, ikincisi ilim öğrenmekti. Nitekim ok atıcılığını sonunda altığımı kesinlikle vuracak derecede öğrendim’ der ve sonra sükut eder. Bunun üzerine huzurda bulunanlardan biri ‘Vallahi sen ilimde daha faz­lasını öğrenmişsin’ der.